Piyasalar Yine ‘Kalp Krizi’ Geçirdi

22 Ağustos 2011 Pazartesi
\n\n\n

Mali piyasalar yine bir kalp krizi geçirdi. Hastanındurumu çok kritik”. “Doktorlarhastalığın gerçek nedenleri üzerine eğilmeye başladıkça çaresizliklerinin ayırdına varıyorlar.

\n

‘Büyüyememe’ korkusu

\n

Perşembe günü FT, CAC 40, Dax, MIB sırasıyla, yüzde olarak 4.49, 5.84, 5.82, 6.15 gerilediler. ABDde DOW Jones yüzde 3.7, S&P 500 yüzde 4.46, Nasdaq yüzde 5.22 düştü. Gerileme dalgası Asya piyasalarını da etkileyerek devam etti: Tokyo, Seul ve Hong-Kongda indeksler, yüzde 2.15, 4.49 ve 2.48 düştüler. Borsalar cuma gününü yüzde 1.5-6 arasında düştüler.

\n

Bu sert düşüş, ne bir evhamdan (S&Pnin ABDnin kredi notunu düşürmesi) ne de bir dedikodudan (Fransız bankalarına ilişkin) kaynaklanıyordu. Düşüşün arkasında gerçek korkular vardı. Yılın, 2. üç aylık döneminde büyüme hızları yüzde olarak ABDde 1.3, Avro Bölgesinde 0.8, Almanya 0.5, Fransa 0, Japonya -1.2 ile uzun dönemli trend kabul edilen 1.5-3 aralığının çok altında kalmıştı (Financial Times, LEX, 16/08).

\n

Geçen hafta ABDde işsizlik bir önceki haftaya göre 9 bin kişi artarak azalmaya başlama noktası olarak kabul edilen 400.000in üzerine, 408.000e ulaşmıştı. En son veriler ev satışlarının, sanayi üretiminin yavaşladığını gösteriyordu (Wall Street Journal, 19/08/11). Morgan Stanley analistlerine göre ABD ve AB ekonomileri bir resesyona çok tehlikeli bir biçimde yaklaşmışlardı (The Times, 18/08). Goldman Sachs ABD ekonomisinin momentumunu kaybettiğini düşünüyor (CNBC, 20/08). Payı, dünya ekonomisinin toplam hasılasının yüzde 9una ulaşan Çinin 2010da yüzde 10.3 olan büyüme hızının da bu yıl yüzde 8.9a, gelecek yıl 8.3e gerilemesi bekleniyor.

\n

Bu koşullarda, Borçlar nasıl ödenecek? (delevereging) sorusu ağırlık kazanıyordu. İnsanlar küresel düzeyde büyüme beklentilerini azaltırken...Bostonda 9.5 milyar dolarlık bir fonu yöneten Michael Mullaneyin deyimiyle alıcılar (piyasada) adeta küresel bir greve gitmişti” (Bloomberg, 18/08). Cuma günü, borsalar düşmeye devam ederken, Londrada yatırımcılar piyasa ortamında güvenin tümüyle yok olduğunu, çoğu kez en iyi tutumun hareketsizlik olduğunu düşünüyorlardı(CNBC.com, 19/08). ABDde bono getirilerinin “1930’ların bile altına düşmesi, bir deflasyon hatta depresyon beklentisine işaret ediyordu (Telegraph, 18/08). “Yatırımcılar büyüme konusunda tüm umutlarını bu hafta yitirmişlerdi (Financial Times, 20/08).

\n

Büyüyememe korkusu, nihayet dikkatlerin reelekonomiye, oradan da hızla, kredi köpüğünün temelindeki talep, yatırım yetersizliği gibi kronik sorunların üzerinde yoğunlaşmasına yol açıyor. Geçen hafta, PIMCOnun kurucusu Bill Grossun yetersiz toplam talep sorunu üzerine saptamalarını aktarmıştım: Bu hafta da Financial Timesta Gavin Davies,Küresel toparlanmaya ne oldubaşlıklı yorumunda, Altı ay önce ekonomistler küresel büyümenin 2011de tarihsel trendin üzerine çıkmasını bekliyorlardı... Şimdi bu beklentilerin yersiz olduğunu biliyoruz diyor, sürekli ve kalıcı bir talep yetersizliği sorunuyla karşı karşıya olunduğuna işaret ettikten sonra, Avrupada ve ABDde egemen olan siyasi zihniyete bakınca bu sorunun çözülmesinin çok zor olduğuna inanıyordu (Financial Times, 18/08).

\n

Gerçekten de, Lord Skidelskynin Keynes ile Hayekin 1930lardaki savlarını karşılaştırdıktan sonra Hayek o zaman tartışmayı kaybetmişti, şimdi rövanş maçını da kaybetmeyi hak ediyor sözleriyle işaret ettiği gibi (Project Syndicate, 19/08) ilk bakışta, tam anlamıyla Keynesyen bir konjonktürle karşı karşıya olduğumuzu, krizin de bir çaresi olduğunu düşünebiliriz. Ama biraz daha dikkatle bakınca durumun vahameti ortaya çıkabiliyor.

\n

‘Ne kemer sıkma \t\tne harcama bizi kurtarabilir’

\n

Bu, James Macdonaldın (Financial Roots of Democracynin yazarı) Foreign Policy dergisindeki yazısının başlığıydı. Yazar 70 yıllık bir ekonomik deneyimin sona ermesine şahit oluyoruz dedikten sonra soruyor: Bundan sonra ne gelecek, kimse biliyor mu?

\n

Mcdonald, kemer sıkmapolitikalarının bu gün sorunları daha da ağırlaştıracağını vurguladıktan sonra, Keynesyen deneyin haklılığını anlatıyor: 1929 borsa krizini Büyük Depresyonizledi. Hükümetin 1932den başlayarak izlediği açık bütçe politikaları, 1933’teki Roosewelt devalüasyonu, ekonomik toparlanmaya yol açtı. Ancak 1937de mali ve parasal uyarıcılar zamanından önce geri çekilmeye başlanınca, 1938de ikinci bir resesyon başladı. Bu süreç bugünkü duruma çok benziyor.

\n

Ancak Mcdonald, bu yaklaşımın Keynesyenlerin sandığından daha karmaşık olduğuna, 1938den başka tarihsel örneklerin varlığına işaret ediyor. Mcdonalds, Eğer Keynesyenler savaş dönemindeki harcamaların olumlu etkisinden söz ederlerse, kemer sıkma yandaşları da... savaştan sonra, 1945te ABD ve İngiterede hükümetlerin kendilerini büyük bir borç yüküyle ve bütçe açığıyla bulduklarını, kemer sıkma politikalarına geri döndüklerini anımsatırlar diyor. Savaş sonrasında düşük borçlanma ve bütçe fazlası politikasına geri dönülmüş, önce ekonominin hızı düşmüş, ama sonra, uzun bir büyüme, yüksek istihdam dönemi başlamış. Sonuç olarak yazar Ne kemer sıkma ne harcama bizi kurtarabilir diyerek bitiriyor.

\n

Yazarın, yalnızca sayısal büyüklüklerle ilgilendiği, 1919-1950 arasında kapitalizmin kriz sırasında geçirdiği evrimin ayırdında olmadığı için, bütçe fazlası politikalarına karşın uzun dönemli bir büyüme dönemine girilmiş olmasını anlamlandıramadığını görüyoruz. Bu uzun dönemli büyümenin arkasında, bütçe ve borçlanma politikaları değil, savaş harcamalarının, teknolojik gelişmelerin, yeni sanayi dallarının getirdiği birikim olanakları, savaşın getirdiği yıkımın ABD kapitalizmine açtığı olanaklar, yeni şekillenmeye başlayan Fordist sermaye birikim rejiminin kâr oranlarını restore ederek hızlandırması, ABD hegemonyasının sunduğu küresel liderliğin etkileri yatıyordu. Yazarın 1930lardaki krizi, bu krizden çıkışın koşullarını anlamadığını söyleyebiliriz. Ama bir konuda haklı.

\n

Keynesyen politikalar, bugün bir işe yarayamayacaktır! Ama Mcdonaldın işaret ettiği, neoliberallerin sandığı nedenlerden değil...

\n

Krizden çıkabilmek için, yeni bir sermaye birikim rejiminin gerekli olduğuna ilişkin varsayımı bir kenara bıraksak bile, karşımızda, Keynesyen politikaların başarıyla uygulanabilmesi açısından büyük bir yapısal sorunun olduğunu görüyoruz. Keynesyen politikalar, sermaye hareketlerinin, dış ticaretin denetlendiği, devletin parasının değerini kontrol edebildiği, böylece, mali-parasal uyarıcıların ülke içinde kalarak, ülkedeki büyümeyi, istihdamı desteklediği koşullarda uygulanmaya kondu. Bugün, küreselleşmetek ülkedeKeynesyen politika izlemeye izin vermiyor. Örneğin ABDdeki uyarıcılar, aslında Çin, Alman ekonomisinin, ABDnin jeopolitik rakiplerinin büyümesini hızlandırırken, işsizliğini azaltarak siyasi istikrarına katkıda bulunabiliyor. Ama aynı anda ABDde işsizliği azaltamadan yatırımları, büyümeyi hızlandıramadan, ABDnin cari açığını büyütebiliyor.

\n

Bu yüzden, Keynesyen politikaların ya küresel çapta uygulanması ya da yalnızca Batı ekonomilerini destekleyecek biçimde (koruyucu önlemlerle birlikte) uygulanması gerekiyor. Çarşamba günü devam edeceğim.

\n\n

Yazarın Son Yazıları

Ya seçimle gitmezse? 24 Eylül 2020
Fanteziler ve iki tarih 3 Eylül 2020
Adamlar seçimle gitmiyor! 17 Ağustos 2020
Rejim yine duvara çarptı 10 Ağustos 2020
Geri dönüş yok! 6 Ağustos 2020