Muhalefet iktidardan korkuyor

11 Haziran 2020 Perşembe

Darbelerden, katliamlardan söz ediliyor. Seçilmiş belediyelere kayyım atanıyor, atanmayanların yetkileri kısıtlanıyor, Covid-19 salgınında halka yardım yapmaları dahi engelleniyor. Gazeteciler tutuklanıyor, milletvekilleri Meclis’ten atılıyor. CHP lideri, “Bu tuzağa düşmemeliyiz, Erdoğan’ın oyununu bozmalıyız” diyor, “yeni bir Adalet Yürüyüşü” düşüncesini, diğer bir deyişle protesto eylemlerini uygun bulmuyor. Gerçekteyse muhalefet, iktidardan korkuyor. Hem rejimden hem de iktidara gelmek için yapması gerekenlerden!

Böylece vatandaşlar da kendilerini garip bir iktidar-muhalefet diyalektiği içinde buluyorlar. İktidar iktidarını konsolide etmeye devam ediyor. Muhalefet lideri de tabanını “iktidara geliyoruz” fantezileriyle uyutmaya...

Bir totaliter mühendislik projesi

AKP, 18 yıldır biteviye, “dava”, “hareket” kavramlarına vurgu yaparken, totaliter bir toplumsal mühendislik projesini (buna süreç olarak faşizm de denebilir) adım adım ve moleküler dönüşümlerle yaşama geçiriyor. Bu süreçte siyasal İslamın iktidarı, toplumun günlük yaşamı içinde derinleşmeye, varoluşunun ekonomik zeminini, bu varoluşu taşıyacak öznellikleri üreterek devam ediyor.

Ana muhalefet partisi CHP, adeta bu gerçekliğin içinde yaşamıyor. Hangi “davaya” sadık olduğunu anlamak da olanaksız. Karşımızda parlamenter pratikleri çok aşan, “totaliter” olarak nitelenebilecek özelliklere sahip bir devlet ve devlet-toplum ilişkisi, bir siyasi iktidar var. CHP ise “siyaseti” (iktidar ilişkilerini) salt seçimlere indirgeyerek iflas etmiş seçim taktiklerini, her seferinde başka sonuç almayı umarak, kimi zaman da aldığı sonuçları koruyacak cesareti de gösteremeden tekrarlamaya devam ediyor.

AKP, devletin güçler ayrılığı ilkesine dayanarak hükümet oldu. Sonra AKP, yargıyı, yürütmeyi ve yasamayı başkanın iradesine bağlayarak güçler ayrılığını fiilen yok etti. Devletin şiddet uygulama ayrıcalığına sahip iç güvenlik organları da artık, yargının ya da Meclis’in değil başkanın iradesine tabidir. Bu durum, son olarak, adeta bir “partizan milis” olarak kurulan bekçilik kurumuyla daha da pekişmiştir.

Devletin, iç güvenlik kurumlarının aşırı şiddet uygulaması, vatandaşlarının haklarını ihlal etmesi durumunda muhalefetin başvurabileceği yasal kanallar fiilen kapalıdır. Muhalefetin eleştirilerini, plan ve programlarını seçmene ulaştırmasına olanak verecek medya kanallarının büyük çoğunluğu da...

Dahası, 18 yıldır siyasal İslamın iktidarı, “Devletin İdeolojik Aygıtları” (dinci STK’ler, vakıflar, cemaatler), bütçesiyle, kadrolarıyla Diyanet İşleri Bakanlığı üzerinden, muhalefetin sesinin seçmene ulaşmasını engelleyen bir kültürel “filtre” inşa ediyor.

Ana muhalefet partisi, ya bu durumun farkında değildir ya da farkında olduğu kadarıyla bu “filtreyi” adeta deliklerinden sızılacak bir süzgeç sanmaktadır. Halbuki bu “filtre” delikli bir süzgeç değil, bir kültürel “güç alanıdır”. İçinden geçebilen söylemler öbür tarafa ya değişerek ya da anlamlarını kaybederek geçerler. Bu “güç alanı” bir siyasi gücün fiziki varlığının yaratacağı şok ile sarsılmadan arkasındakilere ulaşmak olanaklı değildir.

Korkunun ecele...

İktidar, totaliter bir rejimin (süreç olarak faşizmin) inşasını tamamlamaya kararlı adımlarla ilerliyor.

Bu siyasi ve kültürel atmosferde, laik demokratik projelerin nefes alması her gün biraz daha zorlaşıyor. Kılıçdaroğlu,Erdoğan’ın... Muhalefeti provokasyonlara açık şekilde sokağa dökmek ve bu gerginlik üzerinden politika yapmak” istediğini iddia ediyor. Provokasyon, tanımlanmış bir eylemin sınırlarını ve amacını kasıtlı olarak aşmakla ilgilidir. Erdoğan, provokasyon yapmıyor. O bir “pasif devrim” dinamiği içinde “mevzi savaşı” yöntemiyle siyasal İslamın projesini hayata geçirmeyi, toplumdan rıza alma kapasitesi gerilerken, hızla yeni mevziler kazanmayı amaçlıyor. Bu süreç ilerlerken de olası fiziki ve psikolojik direnişleri önlemek için muhalefeti sindirmeye yönelik önlemleri, söylemleri devreye sokuyor.

CHP liderliğinin “sağduyu”, “pozitif politika”, “iktidar kurultayı” iddiaları, bir seçimle durdurulması olanaksız bir sürecin içinde olmanın sancılarını uyuşturmaya ilişkin fanteziler olmaktan öteye gidemiyor.


Yazarın Son Yazıları

Rejim yine duvara çarptı 10 Ağustos 2020
Geri dönüş yok! 6 Ağustos 2020
Ya Trump gitmezse? 20 Temmuz 2020
‘Adam’ gidiyor mu? 29 Haziran 2020
Rüyadan kâbusa Amerika 22 Haziran 2020