İki soru, bir seçenek

15 Haziran 2020 Pazartesi

Ana muhalefet partisi seçimleri kazanabilir mi? İktidar partisi seçimlerle gider mi?

Ana muhalefet...

CHP son 10 yılda tüm seçimlere aynı lider kadrosuyla girdi, her seferinde kaybetti; toplam oylar içindeki payı uzun yıllardır hep yüzde 20-30 aralığında ama esas olarak yüzde 20’ye yakın bir düzeyde seyrediyor.

İlginç olan şu ki, iktidar partisinin oylarında bir düşme eğilimi gelişirken, ana muhalefet partisinin oylarında bu eğilime uygun bir yükselme görülmüyor. Yalnızca bunlara bakarak bile, CHP’nin, “çalışma tarzını, politikalarını kendine hedef seçtiği kitleyi ve hatta liderliğini artık değiştirmesi gerekir” önermesi kolaylıkla savunulabilir. Örneğin, ana muhalefet partisi, “kedi ciğere bakar gibi” AKP tabanına bakmak yerine, 20 yaşın dolayındaki gençlerin özgürlük, adalet gibi taleplerine, kültürelestetik duyarlılıklarına hitap etmeyi deneyebilir. Tüm dünyayı sarsan protestolara bakarak “protestonun gücü” hakkında bir fikir edinebilir.

Ana muhalefet partisi liderliği, kurduğu bloka dayanarak, gelecek seçimleri kazanabileceğini iddia ediyor. Ancak bu ittifakın, milliyetçilik ve dincilik üzerinden oluşmuş iki zayıf noktası var. İktidar partisi bu zayıf noktaları kolaylıkla istismar edebilir.

İktidar

Bugün iktidardaki rejim ve onu destekleyen sınıf ve tabakalar (kısacası siyasal İslamın toplumsal yapısı) parlamenter demokrasinin kurallarına sadık bir “siyaset rejimi” içinde hareket etmiyorlar. Bunlar, son 10 yılda devleti kendi gereksinimlerine göre yeniden inşa etme yolunda çok büyük mesafe kat ettiler. Siyasal İslam, bu ülkede yalnızca büyük ekonomik servet değil, aynı zamanda ve daha da önemlisi (çünkü bu servet buna dayalıdır) büyük kültürel ve siyasi “sermaye” (Bourdieu), hatta “insan sermayesi” biriktirdiler.

Biraz açarsam, siyasal İslam ve temsilcisi iktidar partisi, bir rant, komisyon, haraç ekonomisi üzerinde yaşıyor. Bu ekonomi, siyasi ve kültürel sermayenin ürünüdür. Siyasi sermaye: Devletin tüm güç merkezlerine yerleştiler, “disiplin ve cezalandırma-şiddet araçlarını” yeniden düzenlediler.

Kültürel sermaye: Medya büyük ölçüde ellerinde, olmayanlar büyük baskı altında. Burada dinci entelijansiyanın, Sünni siyasal İslamın “hakikat rejimini”, mitolojilerini anlatmalarına ve yaymalarına, hatta dayatmalarına olanak veren büyük bir alan açıldı. Diyanet İşleri, tarikatlar ve camiler, toplumun yaşamını, ahlakını ve “beden siyasetini”, “estetik rejimini” büyük ölçüde düzenler ve denetler noktaya geldi.

İnsan sermayesi: Devlet bürokrasisinden güvenlik güçlerine, Milli Eğitim’e kadar gerçekleşen yeni kadrolaşma, vakıfların, cemaatlerin ve tarikatların takipçileri, maddi manevi insan kaynakları.

İktidar partisinin ve onun temsil ettiği toplumsal “hareketin ve davanın” bir genel seçimlerden sonra, tüm bunları kaybetmeyi göze alarak muhalefete çekilebileceklerine inanabilmek için çok büyük bir hayal gücü gerekiyor.

İkinci soruya gelirsek...

Sokağa çıkarak, meydanlarda toplanarak barışçı yöntemlerle bir şeyleri protesto etmek ya da kimi talepleri dile getirmek parlamenter demokrasilerde vatandaşların en temel haklarından biridir. Eğer sokağa çıktığınızda, sizi provokasyonların, baskı ve terörün beklediğini düşünerek bu hakkınızı kullanmaya korkuyorsanız iyice düşünmeniz gerekir: Nasıl bir rejim altında yaşıyorsunuz? Nasıl bir rejimin dayattığı kuralları kabulleniyorsunuz? Beckett’in, ünlü üçlemesindeki (Molloy, Malone Dies, The Unnamable) bir sözü anımsarsak “Özgür olmayabilir miyiz? Bunu düşünmeye değer!” Ya bu, parlamenter demokrasi olarak nitelenebilecek bir rejim değilse?

Bunu düşündükten sonra, geldiğiniz noktada, “Şimdi artık başka türlü davranmak, bu duruma uygun bir çalışma tarzı geliştirmek gerekir” derseniz, tarih size yardımcı olabilir. Tarihte böyle rejimler altında yaşayanların başvurduğu muhalefet ve direniş yöntemlerine bakabilir, etkili olanlar-olamayanlar üzerinde düşünmeye başlayabilirsiniz. İktidara ve devleti yönetmeye talip iseniz, diğer bir deyişle “siyaset yapmak” istiyorsanız, iktidar partisinin benimsediği bir maksimi bence siz de benimsemeyi düşünebilirsiniz: “Ya devlet başa ya kuzgun leşe”. Ama elinizi çabuk tutun, tarih sizi beklemez.


Yazarın Son Yazıları

Rejim yine duvara çarptı 10 Ağustos 2020
Geri dönüş yok! 6 Ağustos 2020
Ya Trump gitmezse? 20 Temmuz 2020
‘Adam’ gidiyor mu? 29 Haziran 2020
Rüyadan kâbusa Amerika 22 Haziran 2020