Enver Aysever

Kullar ve yurttaşlar!

21 Aralık 2020 Pazartesi

Karamsarlığın egemen olduğu günlerden geçiyoruz. Bu tekinsiz ortam, elbet siyasetin de konusudur. Dünya, içinde bulunduğumuz koşullarla nasıl başa çıkıyor, izliyoruz. Devlet tam da bugün iyice tartışılmalı. Üzerinde bulunduğumuz topraklarda adaletsizlik, eşitsizlik alabildiğine artıyor; sahiden devlet hangi işe yarar, şu günlerde nerede? Hep yinelenen “Size efendi olmaya değil, hizmetkâr olmaya geldik” cümlesinin ne anlam taşıdığını ibretle görüyoruz.

***

Geçen hafta Saray’da verilen ziyafeti gördük sosyal medyada. Neden sosyal medyada? Çünkü basından söz edilmesi imkânsız ülkemizde! Topluma gerçeği aktarma görevinin tam tersini yapıyor basın, hakikatin üstünü örtüyor! Sazlı sözlü Saray toplantısı, efendi ve köleler arasında uçurumu ortaya koyuyor. Bu kadar serinkanlı eğlenebilen Saray fertlerinin gereken sağlık koşullarına sahip olduklarını düşünüyorum. Herhalde mesafe, maske, temizlikten öte önlemler alınmış olsa gerek.

Merak ediyorum, “o davette olanlar aşılı mıydı, test yapılmış mıydı” diye. Sıradan insanın bir lokma ekmeği zor bulduğu günlerde, “itibardan fedakârlık yapılmaz” ilkesi(!) uygulanmaya devam ediyor. İbretlik tablonun her yanı: Sokakta müzisyen aç, lokanta emekçisi garsonlar aç, Saray’da olunca işler değişiyor demek!

***

Devlet kutsal bir yapı değildir. Basit gerekçeden oluşmuş örgütlenme biçimidir. Bir arada yaşamaya karar veren insanların belli kurallar içinde davranması adına kurgulanmıştır. Vergi toplanmasının nedeni de kimsenin kimseye muhtaç olmadan gereksinimlerini karşılaması içindir. Güçsüz, hasta, yaşlı olanımız, kişilerin merhametine terk edilmesin diye devlet vardır. Bugün “Devlet nerede” diye sormak herkesin hakkıdır.

Ortak gereksinimlerimiz düzenlensin/ uygulansın diye görev verilen kişilerdir siyasiler. Bürokratlar da bu hizmetin halka ulaştırılmasında işlev görürler. Yani devlet kurallı olacak, etik ölçüleri bulunacak ki düzen sağlıklı işlesin. Bizde öteden beri gelir kapısıdır devlet. İmtiyazlı olmanın en kısa yoludur. Bundandır bir türlü işleyişinin doğru dürüst olmaması. Sağ siyaset (milliyetçi, dinci, piyasacı), devleti kutsal sayar. Böylelikle sorgulanmasını engeller.

Eğitimden başlar hamasetin egemenliği. Boyun eğmeyi öğütleyen, hamasetle zihinleri ele geçiren “kutsal devlet” anlayışı asla yurttaş istemez, yığınlar halini almış kullar yaratır. Yurttaş olmayan insan soru sormaz, devlete ibadet eder. Din kurumları burada ustalıkla görevini yerine getirir. Bir toplum ne kadar sorudan, sorgudan uzaklaşırsa, o kadar düşkünleşir. Hesap vermekten kaçınmanın yolu devletli/ imtiyazlı olmaktır!

***

Temel güdü harekete geçince, insan acımasızlaşıyor. Marketleri talan eden kişi, pazarda akşam artıkları toplayan yoksulu aklına getirmiyor mesela. İşi olduğu için kendini talihli sayan, işsizlikten kıvrananları işitmiyor, görmüyor. İhtiyaçlar değişiyor, sıralama başkalaşıyor. İnsan daha bencil, acımasız oluyor. Ortak yarar unutuluyor. Bahane hazır nasılsa: “Hayata tutunmak için kendimi düşünmek zorundayım!

Oysa tam tersine, bu durumu fırsat bilerek bir arada yaşamanın ne demek olduğunu düşünmeliyiz. Birlikte üretmenin, mücadele etmenin, paylaşmanın bizi bu dürtüden kurtaracağını kavramalıyız. Devlet ne anlam taşır, görevi nedir görmeliyiz. Kopan kıyametin ne olduğunu kavramalıyız. Tüm bu sorular ideolojik tartışmanın konusudur. Tercihlerimizi gözden geçirmenin zamanı değil mi? Sınıfları tartışmanın sırası gelmedi mi? Kim kul, kim efendi; sormanın günü değil mi?

***

Bencil insan başkasının acısını hissetmez. “Çıplak arama yapılıyor” diye haykırıldığında kaç kişi haberdar oldu örneğin? Antep’te, özel hastanede patlamanın ardında neler yattığını kim sordu? Bakan’ın otelinde verilen dağ partisi hangimizin gündeminde? Tamamı içinde bulunduğumuz koşulların göstergesi değil mi?

Herkes kendine yaraşanı yapıyor. Susan kullardan mı olacağız, onurunu koruyan yurttaş mı, bunun sınavındayız!


Yazarın Son Yazıları

Grev 1 Mart 2021