Enver Aysever

Kendine adalet!

08 Ekim 2020 Perşembe

Fikir yazılarının pek değer görmediği günlerdeyiz; görsel olana ilginin yoğunluğundan, türlü şaklabanlıklar yaparak ilgi çekmeye çabalıyor kitle iletişim araçlarıyla iş yapanlar. Anlaşılıyor ki insanların yoğunlaşma süresi hayli kısa, bu yüzden sadece kaba mesajlar verilebiliyor yığınlara. Oysa okuryazar kitle zaten sınırlı, dolayısıyla bari onlara saygı gösterilse de kolaycılığa kaçılmasa diye düşünmeden edemiyorum.

Sağlıklı tartışmalar toplumu ileri götürür. Kişisel hırslarla yapılan, içi boş olan itişmeler magazin değeri taşır. Zaten uçucu iş olan gazetecilik, iyice zayıflıyor böylece. Uçucu, çünkü her gün yeniden gazete yapmak zorundasınız, gazetecinin kaderi Sisifos’unki gibidir; başarı da haz da bir günlüktür. Tüm işler için geçerlidir gerçi, ancak yaratıcılık gerektirenlerde nitelikli insan önemlidir. Heveskârlık, amatörlük kaldırmaz bazı işler.  

***

Tarihin hızlı aktığı dönemdeyiz; bilgi bombardımanı öylesine yoğun ki taşıyabileceğimizden fazla veriyle yükleniyoruz. Bunu ayıklamak beceri ister. Hal böyle olunca, eh deneyimli de sayılacak iktidar çevreleri, dilediği gibi yönlendiriyor toplumu. Zaten “yandaş medya” kavramı başlı başına sorun; gazeteci dediğin kişinin “barış”, “özgürlük”, “eşitlik” dışında aidiyeti olmamalı, yazık ki durum tersi. Bu da gösteriyor ki yurttaş iki kez akıllı olmalı.

Peki, “akıllı yurttaş” ne demektir? Yani, sadece “AKP” iktidarına göbekten karşı olmak yurttaş görevini tamamlamak anlamına geliyor mu? Eğer öyle olsa, AKP’ye karşı söz söyleyen herkesle yan yana olmak, dava arkadaşlığı yapmak gerekir. Liberaller; “Temel sorun AKP’dir önce onu aşalım, gerisi kolay” diye bir tez uydurdular. Tamamen yanlıştır bu. AKP dönemi ürkütücü derecede yıkıcı sonuçlar doğurdu, evet, ancak herkesle kol kola girerek bu olay aşılabilir mi?

***

AKP-MHP hattı akıllıca şu yolu deniyor: Darda kalınca her an “milli” duyguları körükleyerek toplumu arkalarına diziyorlar. Sanki Ege, Kıbrıs, Suriye türü sorunlarda kendi payları yokmuş gibi topluma yön veriyorlar. Bir kişi de itiraz edemiyor. Çünkü yapay kutsallar yaratmış haldeler. Üstelik şöyle bir genel kabul de yarattılar: “İslamla barışın, aksi halde yerli ve milli olamazsınız!” Bu demektir ki bugüne dek inanç sahipleri ne milli idiler ne de Müslüman.

Sanmam ki İmamoğlu, Osmanlı torunlarına meraklı olsun, ama işte saçma sapan bir kaygıyla kerameti kendinden menkul bu kişileri makamında ağırlıyor. Cumhuriyet Türkiyesi’nde, çoğu Osmanlı olmayı ticarete dökmüş bu torunları ağırlamak, AKP yaygarasının başarısıdır. Doğrusu şudur: Bu kişilerin dedeleri yoksul halkı sömürmüş, borçlandırmış, kanını emmiş ve kaçıp gitmişlerdir! Elbette bu insanlar suçlu değildir, ancak sunulduğu gibi kutsal(!) hiç değildir! Örnekler çoğalabilir.

***

Neo-liberalizme herkes karşı görünüyor, matrak elbette. Bakıyorum iktidar, ondan kopan yapay muhalefet (Davutoğlu, Babacan ve herkes) verip veriştiriyor. Bakın iktisadi uygulamalarına, önerilerine durum açık. Beş şirket ülkenin kanını emdi. Kim buna sebep oldu? Gerçi beş değil de elli beş olsa ne fark eder ki? Örneğin Limak’ı nereye koyacağız? Kapitalizm çürümüş düzendir. Şoven milliyetçiler, kullanışlı liberaller, dinciler eliyle ayakta durmaya devam eder, tüm dünyada.

Ülke laik milliyetçiler eliyle AKP ardına dizilmeye çalışılıyor. Muhalefet ise liberallerin eline kaldı. Üstelik sözde özgür basın diye sunulan televizyonlar, gazeteler de maskeli AKP’li haline geldi. Gerçek devrimci sese hiçbir yerde fırsat verilmiyor. Açık konuşalım esas görevlerinde iyi sınav verememiş bürokratların, siyasilerin, askerlerin, akademisyenlerin şimdi sızlanmaya ve de akıl vermeye asla hakkı yoktur. Dünyayı, ülkeyi okuyamadığı için siyasal İslama doğrudan veya dolaylı su taşımış kimselerle yol alınamaz. Eğer becerileri olsaydı, görevlerinde göstermeleri gerekirdi bunu.

***

Sıkça “Kürtler”den söz ediyorum. Niye? Çünkü nasıl Ergenekon, Balyoz, OdaTV süreçlerinde o gün adaletsizliğe uğrayanların yanında idiysem, şimdi de görüyorum ki koca halk haksızlığa uğruyor. Birinin hakkını savunmak için aynı düşünmemiz gerekmez. Biri bize “terörist” diyecek diye adalet isteğinden vazgeçecek halimiz yok. Ergenekon, Balyoz sürecinde hakkını savunduğumuz kimselerle yolumuz ayrıydı. Ama suçsuz olduklarını biliyorduk. Ne yapalım, bizim gibi düşünmeyenin üstüne bir kilit de biz mi vuralım?

Kürtlerle sözde kardeş olmaktan öteye geçmenin zamanı gelmedi mi?


Yazarın Son Yazıları

Cin, cemaat, cehalet! 26 Kasım 2020
Bir kira, bir yuva 12 Kasım 2020
Kapitalizmin tanrısı! 5 Kasım 2020
Enkaz! 2 Kasım 2020
Loris Teyze! 12 Ekim 2020
Kendine adalet! 8 Ekim 2020
Kayyım cumhuriyeti 5 Ekim 2020