Enver Aysever

Bir kira, bir yuva

12 Kasım 2020 Perşembe

Yaşadığımız çağa özgü bir sorun mu, yoksa hep böyleydi de şimdi mi görünür oldu, bilmiyorum; hiçbir duygu, düşünce derinleşmiyor.

Deprem sözcüğü yeterince soğuk, ürkütücü, hele belleğinizde yara tazeyse daha bir tedirgin ediyor insanı. İzmir depremi yeniden ülkemizin tüm hakikatlerini görmemize neden oldu. Sadece gördük, üzerine düşünmeye, hatta duygumuzu yaşamaya fırsatımız olmadı! Niye?

Şunu kabul edelim ki “bencillik çağı” sürdüğümüz. Herkes kendi paçasını kurtarmak istiyor. Lakin deprem böyle bir olay değil, belki bize örgütlü olmak ne demek anlamamızı sağladığı için sevinmeliyiz bile. Tek başına kurtuluş yok. “Ya hep beraber, ya hiçbirimiz!

***

Deprem olgusuna, sorununa siyasal bağlamda yaklaşmak zorundayız. Yerel yönetimlerden merkezi iktidara kadar herkesin sorumluluğu, payı var! Maalesef siyasal fay hatları, doğadakinden çok daha derin. Son olayda gördük, hükümet sözcüsü açıkça söyledi; “Yeni sistemdeyiz, Cumhurbaşkanı dilediğini getirir, dilediğini götürür” diyerek.

İzmir depremi sonrasında her tür soruna tanık olduk dedim ya yönetsel olanlar en başta elbette. Belediye başkanı, bunca büyük şehrin sorumluluğunu taşıyan kimse, eli mevzuatla bağlı olduğu için bir başına çırpınıyor. Başkanların sırtında davul, tokmak kimde belli değil, belki kayıp!

***

Tunç Soyer, “Medya bizi inatla görmezden geldiği halde çok ciddi yardım topladık” dedi. Cümlenin her yanı tartışılmaya değer. Koca şehrin belediye başkanı halk için duyuru yapıyor, ama basın yazamıyor! Yardım konusu apayrı tartışma konusu. Bunca muhtaç insanın olduğu toplum ürkütücüdür! Bir de doğa olayları eklenince kâbus büyüyor.

AFAD, büyük yetkilerle donatılmış durumda, çadır kentin denetimi, uygulaması onda. Ancak içeri kurulan yardım masaları dahil, hep siyasal tercih kokuyor. Sürecin en örgütlü çalışanı TKP içeri alınmıyor örneğin...

Tunç Soyer’le konuştum. Sorumlu biri olmanın gereğiyle, bir an önce insanları çadırdan kurtarmak istiyor. Kış ve salgın koşullarında çaresiz olmadıklarını hissettirmek önemli, dahası, Hilton gibi hayli konforlu bir otelin yurttaş kullanımına sunulması değerli adımlar. Elbette esas mesele kalıcı çözüm.

***

Soyer, göreve geldikten sonra “Kentsel Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Başkanlığı” kurdu ama zamanı olmadı gereken denetimleri tamamlamaya. Süreci hızlandırmak, olası yeni bir depreme yönelik tüm hazırlıkları tamamlamak istiyor. Elbette tüm süreç yine siyasal irade gerektiriyor. Mevzuatla ilgili hazırlıkları tamamladıklarını biliyorum. Bunun yasalaşması, iktisadi koşulların oluşması irade meselesi. Eğer AKP, muhalif belediyeler başarılı görünmesin diye ayak diretirse felakete davetiye çıkarmış olur.

***

Belediye yurttaşlarla el ele vererek engellere karşın pek çok kampanya yaptı ve sonuç aldı. “Halkın Bakkalı” yoluyla türlü gereksinimler karşılandı. Şimdi “Bir Kira Bir Yuva” sürecindeyiz.

Kış geldi. İnsanlar bir an önce acılarını saracak koşullara kavuşmalı. İhtiyacı olan ailelerin beş aylık kiraları karşılanmak üzere nakit destek verilebilecek. Soyer buraya dikkat çekiyor. Ayrıca uygun koşullarda eviniz varsa, deprem mağduru olanlar için açıyorsunuz. Bugün en önemli mesele bu! En etkin yol da bu!

Elbette boyutlu, güç sorunla karşı karşıyayız. Yurttaşların merhametine, ilgisine kalacak mesele değildir deprem. Tek başına belediyelerin de içinden çıkması güçtür.

***

Soyer’in çabasını anlatmaya çalıştım. Sürecin görünmez kahramanı yüzüncü yaşını kutlayan TKP’ye de selam olsun!


Yazarın Son Yazıları

Tuz koktuktan sonra! 31 Aralık 2020
Değişim hamaseti! 24 Aralık 2020
Kullar ve yurttaşlar! 21 Aralık 2020
Modern gericilik! 14 Aralık 2020
Paranın dini imanı 3 Aralık 2020
Cin, cemaat, cehalet! 26 Kasım 2020