Meriç Velidedeoğlu

Her taşın altından ‘o’ çıkıyor!

15 Mayıs 2015 Cuma

Yazının başlığının “iğneleyici” bir söylem olduğu bilinirse de, “12 Eylül Karşıdevrim”in önderi olan “Org. K. Evren”, “Atatürk”ü böyle övmüştü(!) bir TV konuşmasında... Kuşkusuz çok şaşırmıştık; aslında şaşırmamalıydık; “1980” yılıyla birlikte adım adım oluşturulacak olan “Evrenizm”in özüydü bu sözler...
Emperyalizmin, “Ortadoğu”yu tam avucuna almak amacıyla -içteki ortaklarıyla- başlattıkları anarşi, terör, birbirini kırdırmayla, intikamla oluşturulan büyük bir kaos yaşamakta olan Türkiye’yi yöneten “azınlık hükümeti, “Vur Emri” çıkarmıştı. (25 Mart 1980)
Hemen ardından da hükümet yanlısı “Tercüman” gazetesi de “Anayasa ve Seçim Seçim” konulu, geniş kapsamlı, yoğun katılımlı -birkaç günlük- bir seminer düzenledi. (19.4.1980)
Bu ünlü seminerin temel sloganıysa “Kuvvetli İcra” olarak duyuruluyordu. “Cumhuriyet” gazetesinde yazılarını sürdürmekte olan “Hıfzı Veldet Velidedeoğlu”, bu seminerle ilgili ilk yazısına, “Kişi hakları için yargısal güvence bulunmayan bir ülkede ‘icra’ her zaman ‘kuvvetli’dir!” diyerek başlamış ve şöyle sürdürmüştü: “Vur emri çıkarılması, ‘kuvvetli icra’ istenmesi ve ‘anayasa’yı bu doğrultuda ‘değiştirme’ girişiminde bulunulması, alttan alta bağlantılı olan, birbirini bütünleyen olaylardır” diyerek.
O günlerde ülkemizde “evrensel insan hak ve özgürlüklerine bağlı; çağdaş, laik yaşamın koruyucusu” olan “1961 Anayasası” yürürlükteydi; bu “özgürlükçü” özelliği başta olmak üzere, bu “tehlikeli, kanlı” ortamı yaratan işte bu “anayasa”ydı(!) yönetime ve de yandaşlarına göre...
Ve, “1961 Anayasası”nın içerdiği “kuvvetler ayrımı” ülkesi bütün bu kötülüklerin -bir bakımaanasıydı(!); baş sorumlusuydu(!); dolaysiyle bu seminerde en çok ele alınan konu olmuştu bu “erkler ayrımı” düzeni; bu konu şu değerlendirmelerle öne çıkar:
“Tercüman” yazarı “Doç. Mukbil Özyörük”; “Bu anayasa bir kuvvetler ayrımı’ değil, en başında ‘yargı’ bulunan bir kuvvetler hiyerarşisi tesis etmiştir!” görüşünü ileri sürdükten sonra da: “Yasama” ve ‘yargı’ pasif organlardır; devletin bu üç organı içinde sadece bir tek organ vardır ki, inisiyatifi kendi zatında muhafaza eder, o da ‘hükümettir’ (yürütme)” diyordu.
“Tercüman”ın başyazarı “Nazlı Ilıcak” ise kendine özgü biçemiyle (üslup) kısaca şöyle anlatıyordu “1961 Anayasası”nı: “Taşları bağlamışlar, köpekler serbest!” Eski bakanlardan (Demokrat Parti) “Celâl Yardımcı” da, “Bu Anayasa, “Anayasa Mahkemesi”ni, “yasama” organına “ortak” etmiş, bir bakıma da “yasama” organının üstüne çıkarmıştır!” diyerek Anayasa Mahkemesi’ni “gereksiz” bulduğunu belirtmişti.
Kimisi de; “Acaba icra ile yargı arasında irtibat kurmak maksadına mahsus olarakYüksek Hâkimler Kurulu’nun başına ‘Cumhurbaşkanı’ geçirilemez mi?” diye sormakta hiçbir sakınca görmüyordu... Ayrıca görevdeki “azınlık” hükümetinin “Başbakanı Süleyman Demirel” de ülkedeki huzursuzlukların, olumsuzlukların bütün sorumluluğunu “1961 Anayasası”na yüklemekteydi.
Ne var ki, seminere katılan hukuk fakültesi hocalarından kimisi, ülkede yaşananların tek nedeninin “hukuk maddeleri” olmadığını belirtiyorlardı; “Prof. Dr. T. Fevzioğlu”: “En iyi kanun kötü hâkim elinde, kötü uygulayıcı elinde en fena kanun olur!” diyor.
“Prof. Dr. Aldıkaçtı”, “Anayasanın oluşturduğu bütün müesseselerin ‘insanlar’ tarafından işletildiği ve bu insanların ‘kültürleri’ diğer ‘insanların varlıklarına, düşüncelerine olan saygıları” ölçüsünde geliştirildikleri hiçbir zaman unutulmamalıdır!” diyecekti.
Gerçekten “kişiliğe” bağlı bu tutumun ne denli geçerli olduğunu kıyılan “canlar”ın sayısı tek başına ortaya koymuştu. Çünkü bu “seminer”in vargücüyle savunduğu “kuvvetli icra” -örnek alınıp- eksiksiz tüm boyutlarıyla “Evrenizm”i ilmik ilmik örerek oluşturacaktı; ayrıca bu düzenin temel dayanağı olan “insan”ı “hiç”e saymak olduğu da, topluma yaşatılan “acılar”la ortaya konacaktı.
Öte yanda bu denli “kuvvetli icra”nın, “dış” dayanağı olan “ABD”yi “memnun” etmek de, bu tür bir iktidarı sürdürmenin ilkelerindendi; öyleyse “istenen” verilmeliydi; “Evren” de öyle yaptı, “Yunanistan”ın “NATO”nun askeri kanadına dönmesini kabul ediverdi; böylece Türkiye için çok önemli olan bu “siyasi koz” elimizden kayıp gitmişti...
“Evrenizm”in, “21. YY”daki “versiyon”u olan “Tayyibizm”in ve önderi “R.T.Erdoğan”ın ülkemize yaşattıklarından bir tanesi olan “Kumpas Davaları”nın sesini duyurmak için yarın yine “Beşiktaş”ta olalım.
Not: “AKP”li Tuzla Belediyesi’nin talanla yok ettikleri yetmezmiş gibi, şimdi de Tuzla’nın simgesi küçük koya da el atıp, doldurarak “AVM”ye dönüştürmesine izin vermeyelim; bunun için “Pazar” günü “saat 11”de orada buluşalım.  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Erasmus 19 Mart 2021
‘12 Mart 1921’ 12 Mart 2021
‘Manifesto!’ 5 Mart 2021

Günün Köşe Yazıları