Enver Aysever

Neslican Tay’ın ardından…

23 Eylül 2019 Pazartesi

Genç kadın kanserle mücadele ediyordu. Umuda, iyiliğe gereksinim duyan milyonların gözünde simge oldu Neslican Tay. Yazık ki sonuç umulan yönde olmadı, öldü. Sosyal medya dost mu, düşman mı, siz karar verin: Neslican’ı bize tanıtan bu mecra, aynı zamanda ardından yazılanları da okuma olanağı sağladı. Genç kadının kansere yenilmemek için verdiği çaba her birimizi farklı duygulara taşıdı, düşündürdü. Yaşamın ne denli değerli armağan olduğunu gördük. Şan, şöhret, para, iktidar türü kavramların içinin nasıl da bomboş olduğunu anladık. En azından bazılarımız anladı! Öte yandan salgın kötülük ne boyuta gelmiş ibretle tanıklık ettik.
Neslican Tay, mücadelesini toplumla paylaşarak, hem kendi payına direniş kaynağı buldu, hem de kalabalıkları irkilterek önemli görev üstlendi. Bela hastalık sürecinde bir bacağı kesildi. O, kadın olmaktan vazgeçmedi. Mini etek giymeye devam etti. Gizlenmedi. Saçları döküldü. Fotoğraf paylaşmaya devam etti. Makyaj yaptı. Güldü. Duygularını ayrıntısıyla ifade etti. Sevilmesinin nedeni buydu. Maskeli balo çağına boyun eğmedi. Geleneksel ahlak kurallarına eyvallah etmedi. Toplumsal meselelere duyarlı davrandı. Acımadı kendine. Son nefesine dek sorumlulukla yaşadı. Yaşı yirmi birdi. Unutmayalım.
Neslican, öte dünya mitleriyle avunmadı. Bilime inandığını ısrarla dile getirdi. Hamasete karnı toktu. Hacı, hoca tayfasının hoşuna gitmedi bu tutumu. Kadınları eve tıkmak isteyenlere direndi. Yaşamı daraltıp cehenneme çevirenlere inat, dimdik durdu. Ölmek istemediğini haykırdı. Dua etmedi göz önünde. Eğer buna gereksinim duyup yaptıysa da, gösteriş haline sokmadı. Bedenine sahip çıktı, aklıyla örnek oldu. Yaygın sahte ahlaka hiç yüz vermedi! Gönüllere böyle girdi. Hepimiz, garip ama öykündük Neslican’ın direncine, tutumuna! Elbet yobazlar rahatsız oldu, lağım ağızlarıyla saldırdılar ardından.
Diyeceksiniz ki: “O alçakları ciddiye alan var mı?” Yazık ki geniş bir güruh tam da onlar gibi düşünüyor, davranıyor. Çok ilginç günlerdeyiz. Genç kadının güzelliğini görüp, kalbi birlikte atanlar bir yanda; amansız hastalıkla mücadele veren kadına “gebersin” diyecek kadar tiksindirici olanlar öte yanda! İktidar üniversitelerinden birinin rektörü, üstelik psikiyatrist ve de profesör şöyle dedi: “Dinlerin hayata anlam katma ve teselli gücünden faydalanabilseydi hastalığı düşman gibi görmezdi diye düşündüm.
Cehennem” nedir diye tarif ediyor ya yobazlar. Yanıtı vereyim: Cehennem şu yaşadığımız gündür. İçinden geçtiğimiz zamandır. Bu pis heriflerle aynı havayı solumaktır. Yaşama, sevmeye, sanata, insana, hayvana, doğaya, güzel olan ne varsa hepsine düşman bu cahil, yobaz, karanlık güruhla bir arada olmaktan öte cehennem olabilir mi? Çok üzgünüm. Doğrusu ağız dolusu sövmek istiyorum. Kederliyim.
İki olasılık var: Ya sinecek, bu alçaklığa teslim olacağız ya da boyun eğmeden dirençle, bu öfkeyi diri tutarak mücadele edeceğiz. Yaşamın anlamı olmalı!



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

İflas 25 Mart 2021

Günün Köşe Yazıları