Barış Terkoğlu

İlker Başbuğ kararını doğru okuduğunuza emin misiniz?

11 Kasım 2019 Pazartesi

İnsanlar kötü şeyleri unutmak ve yalan da olsa iyi şeylere inanmak ister. Böylesi daha zahmetsizdir.

Raşomon’u izlediniz mi? Öyleyse, rastgele uydurulmuş bir söz olmadığını bilirsiniz. İnsan Akira Kurosava’nın 1950’de böyle bir filmi nasıl çektiğine mi şaşırsın? Yoksa Ryunose Akutagava’nın 1915’te, 23 yaşında, 12. yüzyıl Japonyası’na uzanarak insan doğasına böyle dokunan bir öykü yazmasına mı?

Ormanda öldürüldüğü ve karısına tecavüz edildiği düşünülen Samuray’ın davasını anlatır öyküde. Vahşi olayın tanıkları olan oduncu ve rahip, tarafı olan Samuray’ın karısı ve bir medyum aracılığıyla ruhu konuşturulan Samuray ve faili haydut, birbirinden farklı hikâyeler anlatır. Aynı olayın içindeki 5 kişi nasıl olur da bir resmi birbirine benzemeyen 5 farklı şekilde görür? Çünkü insan, gerçeğe, arzuların ve zaafların penceresinden bakar. Haliyle yansıması o pencerenin genişliği kadardır.

Başbuğ’un dosyası Erdoğan’a nasıl geldi?

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ hakkında Cumhurbaşkanlığı’nın verdiği kararın ardından aklıma geldi. Bir kısım “Erdoğan Başbuğ’u affetti” diyordu. Ötekiler “21 ay boyunca Başbuğ’u beklettiler” dedi. F tipi muhipleri “yargıdan kaçırdılar” yorumu yaptı. Kimi “beraat”, kimi “daha yargılanmadı bilededi. Aynı kararı birbirinden farklı yorumlayanlara Cumhurbaşkanlığı’nın Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) gönderdiği yazıyı gördünüz mü” diye sordum. Neredeyse kimse okumamıştı.

Peki, bu 4 sayfalık evrak ne söylüyor?

Önce hukuki seyir anlatılıyor.

Şöyle özetleyelim:

2 Şubat 2012 tarihli iddianameyle, 6 Ocak 2012’de tutuklanan Başbuğ hakkında Ergenekon davası açıldı. Bu iddianame, o dönem Ergenekon davasına bakan mahkemenin kararıyla İnternet Andıcı dosyasıyla birleştirildi. Bu dosyada Genelkurmay Karargâhı’nda Başbuğ’la birlikte çalışan diğer personel vardı.

5 Ağustos 2013 tarihinde FETÖ’cü hâkimlerin elindeki bu mahkeme, İlker Başbuğ’a müebbet hapis cezası verdi.

6 Mart 2014 tarihinde AYM, 26 ay tutuklu kalan İlker Başbuğ hakkında “hak ihlali” kararı verdi. Kararda şu ifade dikkat çekiciydi: “Başvurucunun, eylemlerin nitelendirilmesine ve bu kapsamda yargılama görevinin Yüce Divan’a ait olduğuna ilişkin itiraz ve iddialarının yukarıda belirtilen olgular dikkate alındığında objektif olarak dayanaktan yoksun olmadığı görülmektedir.” Kısacası AYM, Başbuğ’un yanlış bir mahkemede yargılanmış olabileceğini söylüyordu. Bu kararla Başbuğ, 26 aylık tutukluluğun ardından tahliye edildi.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 21 Nisan 2016’da Ergenekon kararını bozdu. Bozarken hem Başbuğ’un hem de Başbuğ’la irtibatlı sanıkların Yüce Divan’da yargılanması gerektiğini söyledi.

Dosyayı yeniden ele alan İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi (ACM), 5 Temmuz 2017 tarihinde Başbuğ ve diğer 18 kişinin dosyasını Yargıtay’ın kararına uyarak AYM’ye gönderdi.

AYM, 12 Ekim 2017 tarihinde Başbuğ’un Yüce Divan’da yargılanmasını kabul ederken, Başbuğ’la irtibatlı diğer 18 kişinin dosyasını İstanbul 4. ACM’ye geri gönderdi ve orada yargılanacaklarını söyledi. Mahkeme, Başbuğ hakkında ise “soruşturma açılma izni verip vermediğini” yasaya göre bu kararı verecek Başbakanlıka sordu.

Başbakanlık Teftiş Kurulu, 1 Haziran 2018’de dosyayı ele aldı, 5 Haziran 2018’de müfettiş görevlendirdi. Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesi üzerine dosya 17 Temmuz 2018’de Cumhurbaşkanlığı’na gönderildi.

İşte Başbuğ’un dosyasının FETÖ yargısının elinden Cumhurbaşkanlığı’na gelişinin öyküsü böyle.

Devletin Başbuğ stratejisi neydi?

21 ay niye beklediler” diye soruluyor ya. Bu sorunun yanıtı Devlet Denetleme Kurulu incelemesinde şöyle anlatılıyor:

Başbuğ ile birlikte bağlantılı suç işledikleri iddia edilen şahısların İstanbul 4. ACM’de davalarının sürmekte olduğu öğrenilmiş ve dava sonucunun beklenmesi uygun görülmüştür.”

1 Temmuz 2019’da İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi Başbuğ’la birlikte yargılanan 18 sanık hakkında beraat kararı verdi. İşte bu kararı bekleyen Devlet Denetleme Kurulu, 10 gün sonra, yani 11 Temmuz 2019’da kararını verdi. “İsimsiz imzasız ihbar mektuplarıyla soruşturma açılması” gibi Ergenekon kumpasına eşlik eden bir dizi hukuksuzluğu eleştiren Kurul, Başbuğ’la bağlantılı 18 kişi hakkındaki beraatı hatırlatarak şunu söyledi:

(…)Başbuğ ile irtibatlı suç işledikleri iddia olunan diğer sanıklar hakkında ‘beraat’ kararı verilmesinden dolayı isnat edilen suçların delilsiz ve dayanaksız kaldığı anlaşılmış olup, adı geçen hakkındaki iddialarla ilgili ‘işleme konulmama kararı’ verilmesine…”

Aynı gün Cumhurbaşkanı’nın imzaladığı karar, 8 gün sonra, 19 Temmuz 2019’da AYM’ye gönderildi. AYM de 31 Ekim 2019’da Başbuğ hakkındaki davayı düşürdü.

Kısacası, ne Erdoğan Başbuğ’u affetti ne de 21 ay Başbuğ bekletildi. Olan biten bunların dışında. İzlenen stratejiden, Başbuğ’la bağlantılı diğer 18 sanık hakkında kararın beklendiği anlaşılıyor. Onların beraatı, Başbuğ’un da beraatı anlamına geliyor. Cumhurbaşkanlığı da fiilen mahkemenin kararına uyuyor. Bu karar daha önce, Başbuğ’un silah arkadaşları yargılanırken verilseydi, kimilerinin “Başbuğ yargıdan kaçırıldı” tezine kapı açılacaktı. Başbuğ’a yakın kaynaklardan öğrendiğime göre, o dönem verilecek böyle bir karara Başbuğ da karşıydı. Böyle bir ihtimalde “arkadaşlarım yargılanırken beni ayıramazsınız” diyerek lehine bir kararı reddedecekti.

Öte yandan “bırakalım mahkemeye gitsin denilseydi FETÖ’nün Genelkurmay Başkanı’nı sanık sandalyesine oturtması projesi meşrulaştırılacaktı. “Bekleme” stratejisinden çıkan bir sonuç daha, diğer 18 sanık hakkında mahkeme ceza verseydi, Cumhurbaşkanlığı “öyleyse Başbuğ da yargılansın” diyecekti.

Türk tipi Raşomon öyküsünde gerçek hepimizin anlattığından çok farklı. Su aktı yolunu buldu. FETÖ’nün “Genelkurmay Başkanı’nı yargılama” stratejisinin ömrü, yargının ve tabii siyasi iktidarın hatalarıyla uzamış da olsa, 7 yıl 10 ay sürdü.