Paylaşılamayan başarı!

08 Kasım 2019 Cuma

Ekrem İmamoğlu’nun, Erdoğan/AKP iktidarına karşı, “Demokrasi Umudunu” yeniden yeşerten İstanbul başarısı paylaşılamıyor!

İsmet İnönü’nün, Türkiye Cumhuriyeti’ni Çok Partili Düzen’e geçirerek, Atatürk Devrimlerini, Demokrasi ile taçlandırma hevesinin bedeli:

Yeterli siyasal, toplumsal, ekonomik, eğitimsel gelişmeler sağlanmadan, yani sınıfsal destek olmadan Çok Partili Düzeni uygulamaya koymasından dolayı...

Demokratik rejimin çağ gerisi toprak ağalarının ve din adamlarının temsilcisi olan Demokrat Parti’nin elinde heba olmasıyla ödenmişti.

Demokrat Parti’nin hatalarından ders alınarak hazırlanan çağımızın en ileri Demokratik Anayasası olan 1961 Anayasası’nın yine “azgelişmişlik sendromundan” kaynaklanan sınıfsal taban eksiği Türkiye’yi:

Askeri darbeler ve sağ iktidarlar aracılığıyla...

ABD’nin, Neoliberal ve Neoemperyalist politikalarının, kendi ürettiği “Radikal Siyasal İslam” saldırısına karşı yanlış bir panzehir olarak ortaya attığı “Ilımlı/Demokratik/Amerikancı/Liberal İslam” modeli çerçevesinde...

Cemaat/AKP ittifakının “Özgürlükçü Demokrasinin” altını oyan otoriter eline teslim etti.

2016’daki 15 Temmuz darbe girişimi ve 20 Temmuz sivil darbe sonrasında 16 Nisan 2017’deki sözde halkoylaması ile, 1945’te başlayan “Çok Partili Demokratik Parlamenter Rejim” sonlandırıldı.

Ama bu kez hem dünya, hem Türkiye değişmiş, Temel Hak ve Özgürlüklerin değeri anlaşılmıştı.

Yani bu kez demokrasinin önünü kesen geri kalmış yapı değişmiş, tam tersine, bu kez, “Otoriter Rejim heveslileri” değişen yapının gerisinde kalmışlardı.

İşte Ekrem İmamoğlu’nun zaferi, Erdoğan/AKP iktidarının bu “geride kalışını” açığa çıkardığı, “demokrasi umudunu yeniden yeşerttiği” için ülke siyasetindeki yeni bir kırılmayı simgeliyordu.

Peki bu zafer kimin, ya da neyin eseriydi:

Erdoğan/AKP iktidarının yıpranmışlığının, ülke çapında inandırıcılığını kaybetmiş olmasının mı?

Binali Yıldırım’ın çok kötü bir aday olmasının mı?

Ekrem İmamoğlu’nu aday gösteren Kemal Kılıçdaroğlu’nun mu?

İmamoğlu’nun siyasal ve kişisel özelliklerinin mi?

Kürt seçmenlerin yani HDP’nin mi?

CHP’nin ittifak kurduğu İYİ Parti’nin mi?

CHP Genel Merkezi’nin mi?

CHP İl örgütünün ve ilçe örgütlerinin mi?

Sandıklara sahip çıkan CHP Gönüllülerinin mi?

Kampanyayı yöneten, CHP gönüllülerini de örgütleyen, Necati Özkan ve arkadaşlarının mı?

Siyasal kavga yerine kent sorunlarına ve çözümlere ağırlık veren, kucaklayıcı stratejinin mı?

CHP’nin öteki muhalefet partileriyle kurduğu “Demokrasi İttifakı”nın mı?

İmamoğlu’nu destekleyen az sayıdaki gazete ve televizyon kanalının mı?

Yoksa seçmenin nihayet demokrasi bilincine erişmiş olmasının mı?

İmamoğlu’nun kampanyasını ayrıntılı olarak anlatan önemli bir kitap, kampanyayı yöneten Necati Özkan tarafından “Kahramanın Yolculuğu, Yeni Nesil Siyasetin Zaferi” adıyla yayımlandı.

Bunun üzerine, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu Twitter’da, kitabın CHP Genel Merkezi’ni ve örgütlerini ihmal ettiğini belirten bir mesaj yayımladı.

CHP içinde daima olan ve benim kendimi özenle dışında tutmaya çalıştığım parti içi eleştiri odakları ise buna, adaylar açıklandığı sırada Kaftancıoğlu’nun protesto istifasıyla seçim sürecini tehlikeye attığını anımsatarak yanıt verdiler.

Dilerim, Ekrem İmamoğlu’nun zaten iktidar tarafından yapısal olarak ciddi biçimde baltalanmakta olan zaferi, CHP içinde de abuk sabuk çatışmalara kurban edilmez!