Enver Aysever

Ne dediğini bilmek?

07 Kasım 2019 Perşembe

Çoğulculukla her kafadan ses çıkması arasında fark vardır. Genellikle karıştırılır. Siyasi partilerde tutarlılık önemlidir. Eğer birinin dediğini diğeri yalanlarsa düşünsel ortaklık oluşmaz, yani ideolojik zaaf ortaya çıkar.

Söz gelişi, “Kürt sorunu” diye bir olguyu partide herkes benimserse bu tutarlı bir tavırdır. Farklı çözüm önerilerinin gelmesiyse çoğulculuk anlamı taşır. Buradan yürüyecek tartışma faydalı olur. Aksi halde, biri “Kürt sorunu yoktur” derse, diğeri ısrarla “Ülkenin en önemli meselesi budur” diyorsa, toplumda güven kaybı oluşur.

Tek adam herkes adına düşünür

Sağ partilerde çoğulculuğa gereksinim yoktur. Genellikle tek adam etrafında, kendi çıkarı için toplanan kalabalık, lider ne derse “eyvallah” eder. Ta ki o liderin ayağı takılıp düşesiye dek. Lider güç kaybedince kendini yapayalnız bulur. O çıkar kalabalığı artık başka birinin çevresinde toplanmıştır çoktan. Demem o ki, sağ partilerde ideolojiye, düşünceye de pek gereksinim duyulmaz. Hoş çıkarcılığı bize ideoloji diye yutturmaya kalkıyor ya liberaller, neyse...

“Parti Programı” bir çeşit anayasadır. Elbet değişmez, tartışılmaz değildir. Ancak temel ilkeler hususunda üyelerin nasıl davranması gerektiğine işaret eder. Partili olmak uyumlu, disiplinli olmayı ister. Kitle partisinde varlık sürdürmek bu yüzden güçtür. Her kafadan bir ses çıkar, çoğu kimse programı okumamıştır. Hal böyle olunca ilkeli biri için hayat güçleşir.

Sağ partilerin de programı vardır. Göstermeliktir. Lider, bir tür Tanrı yetkisi taşıdığı için dilediği zaman bu kuralları değiştirebilir. Üstün meziyetleri olduğu için (!) hikmetinden sual olunmaz. Tek ölçü sandıktan çıkma becerisini sürekli göstermesidir o liderin. Elbet her şeyin sonu vardır. Sağ liderlerin sonu hazindir. Koca ömrü birilerinin çıkarlarını korumak ya da yaratmak için harcamıştır.

Altan’lar ve Ilıcak

Gelelim güncel meselelere. Altan’lar ve Ilıcak tahliye edildi. Ben kinci değilim, kimsenin sonsuza dek zindanda çürümesine sevinecek bir kişiliğim de yok. Bana göre, birinin sokakta başı öne eğik yürümesinden daha büyük yıkım olamaz. Ancak böyle bir cezanın olması için toplumsal mutabakat gerekir. Yani değerler, ilkeler konusunda anlaşmış topluma gereksinim vardır.

“Uzlaşı” riskli bir sözcüktür. Eğer birinin suçlarının üstünü örtmek için kullanılıyorsa bu sözcük, ona “uzlaşı” değil “suç ortaklığı” denir. O halde yakın tarihi iyi anımsamak gerekir. İlhan Selçuk Cumhuriyeti’nin “Tehlikenin farkında mısınız?” dediği yerde misiniz, yoksa “Gazetecilikten hapiste değiller” diyen Taraf’ın yanında mısınız? İkisi birden olmaz.

Şunu karıştırmayalım; Altan’lar ve Ilıcak gerçek suçlarından hapis yatmadı. Onların zindanda kalmasının nedeni açıktan AKP iktidarını hedef almalarıydı. Başka türlü söylersek, basında işledikleri insanlık suçları hakkında henüz mahkeme kurulmadı. Dahası, AKP isteğiyle mahpus oldukları için demokrasi kahramanı olarak sunuluyorlar. Yani AKP döneminde gerçekten mücadele veren onlarca insanla eşitleniyorlar.

Altan’lar/Ilıcak için hazırlanan iddianameler saçma ve güçsüzdü. Gerçek suçları arşivlerde hâlâ duruyor. Bunun üstü örtülemez. Bu konuda tartışma sürerken sap saman karışmamalı. Çünkü Taraf, o yayınları yaparken koalisyon ortağı AKP idi. Fatura doğru kesilmeli. Biri “kandırıldık” deyip kurtuluyorsa, diğeri zindanda çürüyorsa buna “adalet” denmez! Unutmayalım, “utanmazlık” bizde çoğunlukla meziyet sayılır ayrıca!

Ağzımızdan çıkanı bilmek

Okuyorum, bir HDP’li vekil Altan için “Sartre” demiş mesela. CHP’den Tanrıkulu benzer katkı yapmış, “Haksız, hukuksuz yargılanan Altan” diye eklemiş. Dediğim gibi, bağlamı önemlidir sözlerin. Mesela Sartre ile Altan arasında ne tür benzerlik vardır? Sartre bavulla gelen belgelerle insanların öldürülmesine, zindanda çürümesine aracı olur muydu? Soru çok...

Diyeceğim, partiler bir de görüşlerini net ortaya koysa ne düşündüklerini anlarız.