Suriye’de güvenli bölge değil, güvenli ülke lazım!

29 Ekim 2019 Salı

Suriye’nin kuzeyinin ne olacağına ilişkin tartışmaların şiddetlendiği bir aşamada Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) adlı terör örgütünün kurucusu, kendisini halife ilan eden Ebu Bekir el Bağdadi’nin öldürülmesine karar verildi. İdlib kırsalında Barişa köyü yakınlarında birlikte yaşadığı kişilerle kaldığı siteye ABD’nin düzenlediği operasyonda Bağdadi’nin “intihar ederek(!)” öldürüldüğü açıklandı!

Böylece ABD, “hiiiç ilgilenmeme kararı aldığı”, “saçma sapan bulduğu” bir kaos bölgesinde Trump’ın değerlendirmesiyle “çok önemli bir işe imza atmış oldu”!

1971 doğumlu, üniversitenin ardından yüksek lisans ve doktora da yapan Bağdadi, 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgali sırasında tutuklandı, 10 ay kadar hapiste kaldı. ABD denetiminde tutuklu iken etkilediği gruplara konferanslar verdi, hapistekilerle toplu halde eğitim yaptılar!

Bağdadi, 2010’dan itibaren, dönemin vitrine çıkarılan terör örgütü El Nusra içinde büyüdü, devamında Irak İslam Devleti (IİD) kurdu. 2014’te de çapı genişletti, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) oldu. Arapça yazılımıyla DAEŞ...

Sanki kanlı bir lego gibi, daha önce başka yapıların parçası olan örgütlerin birçoğu buraya katıldı. Suriye’nin kuzeyi canavarlaşan IŞİD’le mücadele çerçevesinde şekillendi.

***

ABD, 11 Eylül 2001’de ikiz kulelere yönelik saldırılardan sonra şu rotayı çizmişti:

“Terör örgütlerine destek veren, kitle imha silahı üreten serseri devletlere dersini vereceğiz.”

İlk Afganistan, 2003’te Irak, 2006’dan itibaren de Suriye hedefe kondu, terörle “amansız” mücadele başladı.

Sonuç?

CIA’nın açıklamalarına göre, sadece Suriye’de 1500’e yakın terör örgütlenmesi ortaya çıktı.

Sormazlar mı:

“Siz terörle mücadele mi yaptınız, mukavele mi?”

Bu süreçten en çok etkilenen ülkelerin başında Türkiye geliyor. Ankara Garı katliamından Suruç’a kadar bir dizi saldırıda yüzlerce yurttaşımızı yitirdik. AKP’nin o dönem izlediği politika zaman zaman IŞİD’lilere “biraz öfkeli çocuklar” diyecek kadar akıldışı oldu.

2017’de Türkiye, Rusya ve İran’ın katılımıyla yapılan Astana zirvesinde bölgenin IŞİD’den temizlenmesi kararı alındı.

Geldik bugüne... Trump, Suriye’deki petrol bölgelerini bırakmayacağını, buralardan PYD’nin de pay alacağını, geçen hafta kendine yakışan ifadelerle dile getirdi. O açıklamalar aklımıza hemen şunları getirdi:

ABD Irak’ı işgal edip Bağdat’a girdiğinde tam koruma altına aldığı ilk yer Petrol Bakanlığı oldu. Buradan hiçbir belgenin dışarı çıkmasına izin vermedi. Bir süre sonra da bir kurum daha oluşturdu: Su Bakanlığı!

Bunlar ABD’nin bölgedeki varlığının asıl şifreleri...

***

Trump, dün de Bağdadi ile ilgili açıklamaların arasına şu cümleyi sıkıştırdı:

“Türkiye orada güvenli bölge istiyor, ama orası güvenli değil ki!”

Trump’ın bu sözleri Türkçeye şöyle çevrilebilir:

Oranın güvenli halde olmasını henüz istemiyoruz!

Bütün bunların devamında Türkiye’nin Suriye politikasını kökten değiştirmesi gerekiyor.

Kılavuzu ABD olanın ne ülkesi ne çevresi huzur bulur.

Türkiye’nin “güvenli gölge” olmasını istediği alanda gerçekten güvenli bir bölge kurulsa bile, aşağısının “güvensiz bölge” olduğunu biz de kabul ediyoruz demektir.

Bu durumda teröristlerin güvenli bölgeden güvensiz bölgeye geçmesiyle mücadele başarıya mı ulaşmış olacak?

Irak’ta 36. paralel vardı, şimdi Suriye’de 37. paralel!

Suriye’de Türkiye’nin yararı güvenli bölge değil, güvenli ülkedir. Bugün için uzak hedef gibi görünse de bunu isteyerek yol çizmeliyiz. Aksi halde terörle mücadelemiz, sepete su doldurmak olacak!