Hikmet Altınkaynak

Mavi Yolculuk = Mavi Uygarlık

25 Temmuz 2019 Perşembe

“Mavi Yolculuk okumaları” başlıklı yazım, birçok kitabı da gündeme getirdi. Bunlardan birini dostum ressam, fotoğraf sanatçısı, yazar Gürol Sözen anımsattı. Çok teşekkür ediyorum. Okuyanlar bilir; muhteşem bir sanat tarihi kitabıdır; Ege’den Akdeniz’e Mavi Uygarlık (İş Kültür Yay.), mavi bir dünyayı yansıtır.
O, önce kitabın adında yer alan “mavi”yi tanımlıyor ve “mavi yalnızca bir su değil uygarlıktır” diyor. Haklı. Çünkü bugüne kadar uygarlıklar hep su çevresinde filizlenmiş, yaşam bulmuştur.
Ege ve Akdeniz’i “Tanrıların denizi” olarak tanımlayan Sözen, bu topraklarda çağlar boyu yaşamış olan toplulukların şiirlerini, efsanelerini, danslarını, yaptıkları anıtsal heykelleri, şenlikleri, onların yaşamı güzelleştirmek için harcadıkları çabayı anlatıyor. Fotoğraflarla da zenginleştiriyor.
Aslında “mavi” yalnızca uygarlığı tanımlamıyor. Özgürlüğü, barışı, sevgiyi, sonsuzluğu, bağımsızlığı da simgeliyor. Bu çağrışımlarla birkaç örneği paylaşmak isterim.

***

Selanik’te Subaşı Mahallesi’nde pencereleri kafesli, iki katlı, bodrumlu pembe evde doğan Mustafa, göz rengi olan maviyi babası Ali Rıza Efendi’den aldı. Maviye tutkundu. Ders çalıştığı masa mavi örtülüydü. Akşamları petrol lambasının camına bazen mavi kâğıt sarar, odası mavi ışıkla dolardı. Odasına Mavi Oda derdi. Ayrıca penceresinden masmavi gökyüzü ve deniz görünürdü.
Yıllar sonra Nâzım Hikmet, Kuvayi Milliye destanında Mustafa Kemal’i “Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı” diye tanımlayacaktı.
Mustafa Kemal’in kendini tanımladığı “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” düşüncesinin altyapısı belki de daha çocukluk yıllarında bu mavilerle yapılanacaktı.
Bülent Ecevit’in mavi gömleği, mavi tutkusu, Melih Cevdet’in evindeki koltuklardan vazoya kadar pek çok eşyanın mavi olması, belki bundandı.

***

Mavi Yolculuk’a dönelim. Mavi Yolculuk’un ilk yolcularından Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat ilk yolculuklarını anlattıkları yapıtlara Mavi Yolcu ve Mavi Yolculuk adlarını vermişlerdi.
Mavi edebiyatımıza dergi olarak da girdi. Attilâ İlhan ile Ahmet Oktay’ın da aralarında olduğu bir grup şair ve yazar Mavi adlı bir dergi (1952-56) çıkardı. Orhan Veli’nin Garip Akımı’na tepkiydi bu. Garip’i, imgeye dayanması gereken şiiri imgesizleştirme çabası olarak eleştirdiler. Şiirin bir içerik sanatı olmaktan çıkarılıp bir söz ve biçim sanatına dönüştürüldüğünü, sığlaştırıldığını ileri sürdüler.
Yeterince etkin olamayan Mavi hareketi, yerini İkinci Yeni’ye bırakmak zorunda kaldı. İkinci Yeni ise uzun bir süre anlamsız, soyut şiir olarak anlaşılsa da edebiyatımızda derin bir iz bıraktı. Attila İlhan’ın anlatıldığı Zeynep Aliye’nin söyleşi kitabının adı da Mavi Adam’dı (Bilgi Yay.).

***

Özetle mavi deyince, işin içine edebiyat ve şiir girince, yüzlerce binlerce örnek bulunabilir mavi için. En başta da Nâzım, “O mavi gözlü bir devdi / minnacık bir kadın sevdi” dizesiyle hepimizi sarsmadı mı?
Ülkemizde maviye özlem büyüktür. Örneğin dün 24 Temmuz Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü’ydü. Çünkü 111 yıl önce sansür kaldırılmış, basına özgürlük gelmişti! Gazetecilik suç değildi. Ama başta Cumhuriyet gazetesinin eski yöneticileri, çizer ve yazarları olmak üzere bir avuç mavi gökyüzünü bile görmeden yıllardır hapis yatan pek çok gazeteci neden hâlâ hapisteydi? Özgürlükleri elinden alınan tüm gazetecilere en kısa zamanda mavi bir dünya diliyorum.
Mavi yolculuk mavi uygarlıktır diyerek yazıyı Haydar Ergülen’in dizelere döktüğü dileklerle noktalamak isterim:
Mavi konuşalım, mavi yazalım
Mektuplar zarfa girer girmez mavi
Söz mavi olsun ağızdan çıkar çıkmaz
İki ayrılık arasındaki yol mavi
Göz göze gelince mavi olsun yakınlığı kızla oğlanın
Mavi bir anı gibi ışıklar içinde zaman