Patronu yakinimdir

07 Temmuz 2020 Salı

Cuma günkü canlı yayınların sabahtan akşama uzanan bölümlerinde, havai fişek patlamalarının görüntüleri eşliğinde, yürekler ağızda, Sakarya’nın Hendek ilçesindeki havai fişek fabrikasında yaşanan facianın görüntüleri alınabilen sahnelerinin tekmilini birden izledik. Baro başkanlarının Meclis kapısı önündeki direnişlerinin, komisyon görüşmelerinde çok haklı olarak görüşlerinin paylaşılmasına yönelik direnişlerinin gündemden uzak tutulması, sansür edimesi, dahası Meclis görüşmelerinde yaşatılan tiyatronun gerçeklerinin çarpıtılması için de kaçınılmaz bir fırsat çıkmıştı. 

Oysa habercilikte sansürün uygulanmadığı Cumhuriyet içinde, çok sınırlı sayıda gazete ve televizyon yayınlarında yangın ilk günüden itibaren görüntülü yayımlanmış, bir gün sonrasından başlayarak kâğıt baskılarda geniş yer verilmiş haberlerde fabrikanın bozuk sicili hemen ortaya çıkmıştı. Daha önce 6 patlama yaşanmış, patladıkça ismi değiştirilerek yeniden üretime geçirilmişti. Ölümlü ve yaralanmalı patlamalarda birkaç sorumlu, en çok işçilerden suçlu bulunmuştu.

İlk günün patlamaların hangi boyutlara varabileceği öngörülemeden verilen resmi açıklamalarında, valinin depolarda 110 ton patlayıcının bulunduğu türünden zorunlu açıklamalarını saymazsak, İçişleri Bakanı önce, sonra da Erdoğan’ın görüşmeleri trafiklerine ilişkin bilgilendirmelerinden, “Patronu yakinimdir”in ilanı yapılmış gibiydi. 

Sonrasında daha da vahim bir fotoğraf karesi ile yüzleşildi. MÜSİAD, patlamalarla paramparça olmuş fabrikanın patronu, Sakarya Başkanı’nı teselli etmek üzere, ilk cenazeleri kaldırılan işçilerin namazlarının kılındığı, toprağa verilmekte olunduğu saatlerle çakışan bir de yemek düzenlemişti. Çarpıcı çıplak fotoğrafın görüntülü belge olması niteliği karşısında, sonradan yapılan açıklamalar, “Ölen, yaralanan, ortada kalacak işçilere yapılacak yardımların görüşülmesi için toplanılmıştı..” açıklaması ne kadarı ile gerçekçi, fotoğraf karesinin çıplak yüzü ile uyumu oldu dersiniz?

Pazar günkü Cumhuriyet’te işçilerin ağzından patlamanın nasıl olduğunu anlatan öykülerden ortalığa saçılan gerçekler çok daha çarpıcı, kaldı ki yandaş medyadan bile bazen raslantısal, zorunlu uzatılmış kameralar karşısında anlatıkları ayrıntılar birbirinden çarpıcı. Ne zamandır virüs kuşatmasının da etkisinde, havai fişek stokları birikmiş fabrikanın depolarında havalandırma, soğutma önlemleri bile alınmamış. Haftalar aylar öncesinden işçilerin sıkışık depolanmış fişeklerden gelen ısınmaya tanıklık etmeleri, üst düzey görevlileri uyarmaları sorun olmuş. Ekmek parasına sendikal hakları, örgütlülüğü unutun, kayıt dışı ucu işçi olarak zorunlu çalışanlar, kaygılarını paylaştıklarında işten atılmakla, ağızlarını kapatmakla tehdit edilmişler..

***

Ülkemizde, sendikal hakların örgütlü, bilinçli savunulabildiği yıllarda bile, savunulamayan işkolları sayesinde, iş cinayelerinde kırılan rekorlar gerçeğimiz.. Günümüzün “Patron yakinimdir” ilanı yapılabilen, kayıt dışı patlamanın yaşandığı üretim koşullarında, patlamaların olmasından başka ne beklenebilir ki?.. Daha ilk gününden, havai fişek fabrikası patlamaları faciasındaki tabloyu, Soma faciasının yeni bir kötü kopyası olarak değerlendirmeden edemedim.. Tabii ki kehanet yetisiyle değil, “Sahibi yakinimdir..” öyküsünün benzerliği üzerinden yıllar sonrasına dönük atılmaya başlanmış adımları okuyabiliyor olmanın buruk acısı ile..

Soma’da öngörülmemiş bir toplumsal duyarlılık ile dayanışma çok güçlü yaşanmıştı. Maden kazası boyutları ile ölen işçi sayısı yüksekti. Zaman törpüsü, saman altından yürütülen suların akıntısı ile gerçeklerin hangi boyutlarda tersyüz edilebildiğini o kadar çok acı örneğine tanıklığım var ki..

İşçi Sağlığı, İş Güvenliği Savaşımında Fişek soyadı ile atılmış damganın olduğu, işçi sendikacı lider kimliği ile de Bahir Ersoy’un bakanlık yaptığı dönemde. Örgütlülükte güçlü sendika Petrol-İş baş kaldırmış, Mutlu Akü Fabrikası işçilerinin toplu olarak kurşun zehirlenmesinden kansere yakalandıklarını raporlarla kanıtlamıştı.. Ne mi oldu? İşveren fabrikayı kapattı. İşsiz kalan işçiler sendikayı basıp “Açız, işimizi istiyoruz” diye haykırdılar.. Bahir Hoca nerede ise afaroz edildi. Fabrika, sözde gereken önlemleri aldı raporları ile aklanıp yeniden açıldı.

Yine bugün patlayan fabrikanın yakınında, sedikalı, örgütlü kamu işyerinde, tek kelime ile üşenildiği için, kimyasal gübre üretimi yapılan makinelerin kapaklarının kapatılması zahmetine katlanılmamıştı. İşyeri hekimlerinin hastalık teşhisi konmadan verilmiş raporlarında, (bilindiği üzere işyeri hekiminin ücreti işveren tarafından ödeniyor olduğu için) kimyasal kanser zehirlenmeleri olasılığı kaydı geçirilmiyor, hastanelere zorunlu sevklerde ise mide, bağırsak şikâyetleri yazılıp duruluyordu. Söyleşide fabrikanın toz duman altında görüntüsü yanında, işçiler yıllık izne gittiklerinde, havadaki kanserojen tozdan edindikleri alışkanlık nedeni ile bu tozu doldurdukları kibrit kutuları ile ancak tatile gittiklerini bile anlatıyorlardı..


Yazarın Son Yazıları

Patronu yakinimdir 7 Temmuz 2020
Kapanmayan yara kanar.. 3 Temmuz 2020
Tarihten ders almadan.. 30 Haziran 2020