Pandemiye teslim olmak... Sömürü sıradanlaştığında...

04 Eylül 2020 Cuma

Belli ki pandemiye ülke olarak teslim olmuş durumdayız. Aslında daha doğrusu şu: Hemen hemen her alanda yaşanan çöküş, pandemiyi “geçerli bir bahane” olarak arkasına takarak su yüzüne çıktı. Eğitimde, sanayide, tarımda... Krizler giderek derinleşiyor. Para sermayesine dayalı spekülatif büyümeler ekseninde ekonomimiz Erinç Yeldan Hoca’nın vurguladığı gibi “istihdamsız büyüme-ücretsiz büyüme” gelgitleri arasında sıkışıp kaldı. İlerleyemiyoruz. İlerleyemedikçe de emek sömürüsü daha da yayılıyor, sıradanlaşıyor...

Koronavirüs ile mücadele uzun soluklu olması gereken bir süreç. Daha devam edecek. Göreceli olarak doğru başladığımız mücadelede “uzun maraton” koştuğumuzu hükümet algılayamadı ne yazık ki. Hal böyle olunca da ne önlemler doğru düzgün olabildi ne de planlama. Oluşturulan Bilim Kurulu’nun uyarıları ise sinek vızıltısı olmanın ötesine geçemedi. Tabii şunu da sormak gerek: Eğer uyarılara kulak asılmıyorsa o Bilim Kurulu üyeleri neden orada durup hükümetin “bilim” kisvesine alet oluyorlar?

Hayatını kaybeden sağlık çalışanı sayısı 70’i geçti. Türk Tabipleri Birliği’nin “Söz bitti. Sesimizi duyan var mı, ölüyoruz” çığlığı boşluğa çarpıp geri dönüyor. Covid-19’un meslek hastalığı sayılması önerisi bile kabul görmüyor. Çünkü sayılırsa tazminat gündeme gelecek.

Bir hekimin yetişmesi kolay değil. Uzun yıllar süren tıp eğitimi, uzmanlık sınavları, mecburi hizmet, uzun nöbetler... Büyük özveri, emek ve adanmışlık gerektirir.. Değerinin bilinmesi, gözetilmesi, saygı duyulması... Neden aksini yapıyoruz?

Yorgunluk, tükenmişlik sendromları artıyor. Aylar boyu ailelerini, çoluk çocuklarını riske atarak ve o riskin de ağır yükünü sırtlanarak çalışmalarının karşılığı giderek artan koronavirüs vakaları oluyor ne yazık ki. İstifa dalgaları giderek büyüyor.

Önlenemez miydi? İstenirse pekâlâ yönetilebilirdi bu durum. Özel hastaneler de devreye sokulabilir, yük paylaştırılabilirdi. Ama dedik ya, ekonomik kaygı ile emeğe verilen değer arasındaki makas açıldıkça sömürü de sıradanlaşıyor. Sadece işçi değil, beyaz yakalı da alıyor payını bu sömürüden.. Öğretmen de alıyor payını, mühendis de mimar da...

Sömürü sıradanlaştığında gelir gelir toplumun tüm katmanlarına dayar sırtını. Sömürüye tepkisiz insanlar yaratır. Öyle olur ki trafikte önüne geçmeye çalışanı da lise ya da üniversite giriş sınavlarında soruların birilerine aktarılmasını da işe alımlarda kayırmaları da sineye çeker hale geliriz. Unuturuz sonunda bedeli tüm toplumun ödediğini ve ödeyeceğini... Gelir uçurumunun açılmasından cahiller ordusu yaratan eğitim sistemine kadar uzanır ucu...

Doktorların, sağlık çalışanlarının “Lütfen virüsü ciddiye alın” yalvarışları bile havada asılı kalır. Bugüne kadar ne trafiği ne de depremi dikkate alan ne de doğal afetleri kafaya takan bir toplumun maskeyi, sosyal mesafeyi önemsemesini beklemek kadar saçmalık olamaz.

Ya eğitim?

Uzaktan eğitim ile açıldı ilköğretim. Pandemi yüzünden geçen dönemin yarısında başlayan sistemin aksaklıkları giderilmeden yeni döneme geçildi. Hem bölgeler arasındaki hem de anne babası yüksek eğitimli olanlarla olmayanların arasındaki eşitsizliklerin zaten derin olduğu ülkede online eğitimin bu eşitsizliği daha da derinleştireceği biliniyor.

Dünyada ülkeler arasında en büyük rekabet beyin gücünde yaşanıyor. Bunda ilerleme sağlayamayan toplum hızla birkaç basamak geriye düşüyor. Hem nitelikli eğitim hem de bilimsel araştırmaların desteklenmesinin pandemi sürecinde aksatılmasının kabul edilebilir bir yanı yok. Salgının süresi belli değil. Bir nesli sömürüye daha da açık hale getirmenin bedeli ise daha da fazla olacak. Bunu unutmayalım...


Yazarın Son Yazıları

Uslu dur, itaat et... 24 Temmuz 2020