On Yıl Sonra ‘11 Eylül’

12 Eylül 2011 Pazartesi
\n\n\n

Geçen hafta 11 Eylülün 10. yılı münasebetiyle yoğunlaşan tartışmaları iki başlık altında toparlayabiliriz. Birincisinde, 11 Eylülde ne oldu?sorusuna, ikincisinde de 11 Eylülde tarih makas mı değiştirdi yoksa yalnızca hızlandı mı?” sorusuna cevap aranıyor.

\n

Hâlâ bilmiyoruz

\n

Resmi açıklamalara göre, El Kaide örgütünden teröristlerdört yolcu uçağını kaçırdılar. Bu uçaklardan ikisi New Yorktaki Dünya Ticaret Merkezi kompleksinin İkiz Kulelerine çarptı, üçüncüsü ABD ordusunun merkezi Pentagonu hedef almıştı, dördüncüsü de kırsal alana düştü.

\n

Böylece dünyanın süper gücü ilk kez kendi toprağında saldırıya uğramış oluyordu. Saldırılarda, Dünya Ticaret Merkezi, İkiz Kuleleriçöktü, kompleksin diğer 5 binası, Üçüncü Kuleolarak adlandıran yapı da başta olmak üzere tümüyle imha oldu, 3 bin 500den fazla insan yaşamını yitirdi.

\n

Akıllara önce şu soru geldi: Nasıl oldu da bir avuç terörist, CIA, FBI, NSA, MI6, MOSSAD, Deuxieme Bureau gibi dünyanın en yetkin istihbarat örgütlerini atlatarak bu saldırıyı gerçekleştirebildi? Bunu birçok başka soru izledi.

\n

İkiz Kulelerin çöküş biçimi, enkazda karpit kalıntılarının bulunması, bir üçüncü kulenin daha çökmesi, enkazın kriminoloji soruşturması başlamadan, yasalara aykırı olmasına karşın temizlenmesi, Pentagonda saldırının olduğu yerde duvarda bir delik olmasına karşın tanınabilir bir uçak enkazına rastlanamaması, civardaki kimi CCTV kameralarının kayıtlarının bulunamaması, New York ve Washingtonın hava güvenliğinden sorumlu NORADın kaçırılan uçakları havada yakalamayı başaramamış olması açıklanamayan konular arasındaydı. 11 Eylül Soruşturma Komisyonubulgularını yayımlarken komisyonun başkanı, başkan yardımcısı, üst düzey hukuk danışmanının, raporu sahiplenmediklerini açıklamaları da soruları arttırdı.

\n

Bu soruları sormakta ısrar edenler ise komplo teorileriyle uğraşmakla suçlandılar. Ama Bush yönetiminin, El Kaideyle başlayan açıklamaları, Irakta kitle imha silahları var iddiaları da Paul Craigin Counterpunchtaki yazısında işaret ettiği gibi aslında komplo teorisi kategorisine girmiyor muydu?

\n

Bu sorulara bugüne kadar tatmin edici cevaplar bulunamadı. Ben kendi hesabıma bir komplodan çok, tarihte çürüyen imparatorluklarda çok sık rastlanan bir beceriksizlik, acımasız bir fırsatçılık örneğiyle karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum. Birincisi, o sırada yönetimde olanlara bakınca karşıma, bu kadar büyük bir olayı planlayacak,fanatikdüzeyde inançlı, inancının getireceği riskleri kabul edecekerdemliinsanlar değil, bir sürü paragöz, oportünist görüyorum. İkincisi, bu kadar büyük bir olayı gerçekleştirmek için gerekli olanakları, personeli bir araya getirebilen bir liderliğin, 11 Eylül sayesinde gündemine alabildiği en önemli konuda tümüyle başarısız kalmış olması, bana şeytani bir zekâ ve cesaretle karşı karşıya olmadığımı düşündürüyor.

\n

Yine de Hannah Arendtin iblisin sıradanlığıüzerine söylediklerini aklımın bir köşesinde tutuyorum. 10 yıl önceterörizme karşı küresel savaşilan edenlerin, şu günlerde, Libyada El Kaide akımından örgütlerle işbirliği yapıyor olmasının, tarihin bir ironisi olmaktan öte, tuhaflığı da dikkatimden kaçmıyor.

\n

10 yılın siyasi bilançosu

\n

11 Eylül saldırısının yarattığı şok, Bush yönetimine bir yeni savunma stratejisi açıklama fırsatı tanıdı. Bu yenistratejinin üç ayağı olduğunda artık tüm yorumcular anlaşıyor. (Örneğin: P. Stephens, Financial Times, 01/09/11)

\n

(1) Hegemonya (kabule, örnek alınmaya dayanan bir liderlik) olarak tanımlanabilecek bir stratejiden, imparatorluk (şiddete, dayatmaya öncelik veren) projesine yönelik bir dış politikayı benimsemek. (2) Soğuk savaşbittikten sonra, dağılmaya başlayan Batı Blokunu, şimdi terörizme karşı küresel savaşyoluyla yeniden ABD kanatlarının altına alarak tek kutuplu bir dünyainşa etmek. (3) Stratejik bir enerji bölgesi, jeopolitik alan olan Ortadoğuyu yeniden ve İsrailin güvenliğini güçlendirecek yönde yapılandırmak.

\n

İmparatorluk stratejisi başarılı olamadı. Terörizme karşı savaş Batı blokunu yeniden kuramadı. Ortadoğuda da bir yeniden şekillenme başladı. Ama İranın bölgedeki etkisinin artmış olması, Türkiye ile İsrailin arasındaki diplomatik-askeri, hatta ekonomik ilişkilerin kopacak noktaya gelmesi, Fastan Suriyeye Müslüman Kardeşler örgütünün yükselmesi, İsrail ordusu komuta düzeyinde Ortadoğuda kitle imha silahlarının da kullanılacağı geniş çaplı bir savaş olasılığınınkonuşuluyor olması, bu şekillenmenin, Bush yönetiminin amaçladığının aksi bir yöne doğru olduğunu düşündürüyor.

\n

Prof. Lefferin Council on Foreign Relationsun yayın organı, Foreign Affairesin Eylül/Ekim 2011 sayısındaki yorumunda vurguladığı gibi, yeni savunma stratejisiönüne koyduğu amaçlara ulaşamadı, Afganistan ve Irakta işgalin başarıyla gerçekleştirilememesi, bundan kaynaklanan ABD düşmanlığı ABDnin küresel üstünlüğüne zarar verdi.Artık, özellikle 11 Eylültartışmalarında, ABD hegemonyası sona erdi saptamasının egemenliği dikkat çekiyor.

\n

Ekonomik bilanço...

\n

11 Eylül saldırısının yarattığı yıkım sigorta sektörüne 4.55 milyar dolar yük getirdi. 2001de ABDnin savunma harcamaları 304 milyar dolar dolayındaydı, 2008’de 616 milyar dolara çıktı, 2010’da 1 trilyon dolara ulaştı. 11 Eylülden sonra kurulan İç Güvenlik Örgütü, 10 yılda 360 milyar dolar harcadı. Washington Post geçen yıl yayımlanan bir araştırmasında, 1200 yeni güvenlik örgütünün kurulduğunu, 2000 yeni personelin işe alındığını aktarıyordu. Bu alana da 330 milyar dolar civarında kaynak aktarılmış. “Terörizme karşı küresel savaş”, Afganistan ve Irak işgallerinin maliyeti 1.2 trilyonla 4 trilyon dolar arası bir rakamdan oluşuyor. Bu verilerden hareketle, savaştan kazançlı çıkan kesimin savunma ve güvenlik endüstrisi olduğunu söyleyebiliriz. Ancak, bu kesimin kazancı, borç köpüğünü büyüterek, finansal krizin zeminin oluşmasına katkıda bulundu, ABD ekonomisine, genel olarak kapitalizme pahalıya patladı.

\n

2001’de ABD bütçesi 128 milyar dolar fazla vermişti. 2008de bütçe 450 milyar dolar açık veriyordu. Bu yıl bütçe açığının 1.3 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. ABD devlet borçlarının GSMHye oranı 2001’de yüzde 32.2ydi, 2009da 53.3e yükseldi.

\n

ABDnin Çinle yaptığı ticarette verdiği açık 2001 yılında 83 milyar dolar, Çine borcu 78 milyar dolardı. Geçen yıl bu açık 273 milyar dolara yükselmişti, borçlar da 1 trilyon doları geçmişti.

\n

Bu nedenlerden olacak, Standart Chartered Bankın baş ekonomisti Gerard Lyons Geçen on yılın en önemli üç sözcüğü terörizme karşı savaş değil, bu Çinde yapıldı idi; gelecek on yılda da bu Çin malıdırolacakdiyor. (L. Barber, Financial Times 05/09/11). (Çarşamba günü; 11 Eylülde tarih makas mı değiştirdi yoksa yalnızca hızlandı mı?”)

\n\n

Yazarın Son Yazıları

Ya seçimle gitmezse? 24 Eylül 2020
Fanteziler ve iki tarih 3 Eylül 2020
Adamlar seçimle gitmiyor! 17 Ağustos 2020
Rejim yine duvara çarptı 10 Ağustos 2020
Geri dönüş yok! 6 Ağustos 2020