Krizi yağmaya çevirmek!..

30 Mart 2020 Pazartesi

Krizler insanları yeniden düşündürür: 

Bu kriz neden çıktı? Bunda benim hatam var mı? 

Bu düşünceler dürüstçe yanıtlanırsa kriz, yararlı bir işe dönüşür. “Koronavirüs krizi” de böyle bir iç hesaplaşmaya yol açsaydı elbette olumlu sonuçlara neden olurdu.

Örneğin, 

Sağlık sistemini özelleştirerek yanlış mı yaptık” diye sorulsaydı faydalı olmaz mıydı?

Atatürk Cumhuriyeti, sağlık hizmetlerini devlet görevi olarak kabul etmişti. Sıtma savaşı, verem savaşı, trahom savaşı, frengi savaşı o dönemin az sayıdaki hekimleriyle ve sağlık elemanlarıyla yürütüldü.

Devlet hastaneleri ücretsiz sağlık hizmeti veriyordu.

Ankara’da Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü kuruldu. Burada hastalık ajanları incelendi, aşılar üretildi.

AKP iktidarı bu yapıyı reddetti. Sağlığı özelleştirdi, devlet hastaneleri yüzüstü bırakıldı, özel hastanelere büyük krediler verildi.

Sonuç: Büyük hastanelerimiz İstanbul Çapa, Cerrahpaşa, Haydarpaşa Numune, Şişli Etfal çöküntüye uğradı. Buralarda hekimler ve sağlık personeli güç koşullarda hizmet vermeye çalışıyor.

Şimdi, koronavirüs salgını bu politikanın nasıl bir ihanet olduğunu ortaya koyuyor. Devlet hastaneleri şimdi bu salgınla işte bu koşullarda boğuşuyor.

İflas etmiş bir politikanın acısını gene yoksul halk çekiyor. 

Bu yoksul halka iktidarın verdiği, “sabır ve dua” oluyor. 

Yani, işimiz bir kere daha “Allah’a kaldı.” 

Gelelim “evde kal” önlemine!

Evde kalalım da!

Evde kal” demek kolay. 

Evde elektrik kullanılıyor. Pahalı mı pahalı. 

Evler doğalgazla ısınıyor. Zam üstüne zam yaptınız. 

Evde kalanlar işe gidemiyor, gelir kaybına uğruyor. 

İşler durdu, insanlar işsiz kalıyor. 

Küçük işletmeler iflas ediyor. 

Bu iktidar ne yapıyor? Bu insanlara yarayan hiçbir şey yapmıyor. 

Uçak biletlerinin KDV’sini indiriyor. Ayıptır ayıp. Ne uçağı?

Halka “evde kal” diyorsun ya! Alay mı ediyorsun? 

İktidar büyük şirketlerin borçlarını erteliyor. 

Elektrik faturalarını erteliyor mu? Hayır. 

Doğalgaz faturalarını ödüyor mu? Hayır. 

İşini kaybedenlere destek ödeneği veriyor mu? Hayır. 

Yanlışlarını görüp kabul ediyor mu? Hayır. 

Bu iktidar ne yapıyor peki? 

Bakın ne yapıyor?

Krizi yağmaya çeviriyor

Şimdi ülkenin bütün gücünü, parasını, olanağını bu salgının önlenmesine ayırması gereken AKP iktidarı, saplantılı intikam duygusunun peşinde koşuyor.

İstanbul, Ankara ve CHP’nin kazandığı belediyelerde seçilmiş başkanları engellemekle uğraşıyor.

Seçilmiş başkanların girişimleri engelleniyor, seçen halk cezalandırılıyor.

Kanal İstanbul ile ilgili ihale, yüzleri maskeli, elleri eldivenli görevliler ile yapılıyor. Milyar dolarların taahhüt edildiği bu saplantılı inadın büyük yanlışı “İstanbul’a ihanet” simgesi olarak sürdürülüyor.

AKP, toplumun koronavirüs ile yatıp kalktığı bu dönemde “krizi yağmaya çevirmek” fırsatını kaçırmıyor.

Yeni yandaş ihaleleri, kupon arazilerin yetkisini belirlemek, belediye yetkilerini daraltmak girişimleri hiç durmuyor.

Yeni önemli yandaş atamaları fırsat bu fırsattır diye hızla yapılıyor.

Siyasal iktidar “krizi yağmaya çeviriyor.” 

Ne yazıktır ki, tek derdimiz virüs değil. 

Eğitim artık “uzaktan eğitim”e döndü. 

Bu da tarikatların cirit attığı programların eğitim adı altında öğrencilere aktarılmasına fırsat kabul ediliyor.

Milli Eğitim Bakanı aslında sadece bir figür. 

Bakan, eğer işlevsiz bırakılmışsa orada ne işi var? Yok işlevi buysa daha da kötü. Prof. Ziya Selçuk bunu düşünmeli.

Hurafe cehaleti de ilk darbeyi atlattı, seslerini çıkarmaya başladılar. Bilimsel gerçeklerin gücü ortaya çıkınca sinmeyi bilirler ama asla vazgeçmezler.

Tarih boyunca bilimin azmi, hurafenin inadı ile boğuşmuştur. Mikrobiyolojinin babası Louis Pasteur (Lui Pastör) kendi döneminde bu alanda çok mücadele vermiştir. Yıl 1885.

Çocuk felci virüsünün aşısını bulan Jonas Salk aşıyı kabul ettirmek için pek çok engelle boğuşmuştur.

Yıl 1955-1957. 

Ama bilimin gücü bütün bu engelleri aşmıştır. 

Bizim de aşmamız gereken en büyük engel, cahilin cüretidir. 

Cehalet, inat ve gerçeğe direnme bizim en büyük sorunumuzdur. 

Umuyorum ki bu toplum bu “koronavirüs afeti” ile bu sorunlarını da fark edecektir. 

İnsanlığın zaferi her zaman özgür aklındır, özgür insan iradesinindir, bilimsel gerçeklerindir. 

Biz geçmişte kazandık, bugün de kazanacağız. 

Gelecek de aklın ve bilimin doğrularının zaferi olacaktır...


Yazarın Son Yazıları

Uğur Celasun’u yazmak... 3 Ağustos 2020
İşkence... 29 Haziran 2020
Bana düşman lazım... 15 Haziran 2020
Güç zehirlenmesi... 8 Haziran 2020
1453... 1 Haziran 2020
Sosyal mesafe... 11 Mayıs 2020
Şu mayıs ayında... 4 Mayıs 2020
Iskarta Hayatlar... 27 Nisan 2020