Süksesiz masal

15 Aralık 2019 Pazar

Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Yoksulmuş ama onu kral bile kıskanırmış. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki kral bu at için ihtiyara servetler teklif etmiş. Ama satmaya ikna edememiş.

İhtiyar hep şöyle dermiş: “Bu sadece bir at değil. Benim için bir dost; insan dostunu satar mı?”

Bir sabah kalkmış ki at yok.

Köylü ihtiyarın başına toplanmış:

“İhtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var ne de atın” demişler.

İhtiyar, “Böyle demek için acele etmeyin” demiş, “Ata sadece kayıp, deyin yeter. Çünkü gerçek bu. Ötesi sizin yorumunuz. Atımın kaybolması bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu bilemezsiniz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç”

Köylüler ihtiyara burun kıvırmışlar.

Aradan bir süre geçmiş. Bir gece bakmışlar ki at geri dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de vadideki 12 vahşi atı peşine takıp ihtiyarın ahırına getirmiş.

Köylüler topluca ihtiyara gidip özür dilemişler:

“Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var.”

İhtiyar, “Bakın”, demiş köylülere, “karar vermek için yine acele ediyorsunuz, sadece atın geri döndüğünü söyleyin yeter. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinde ne olacağını kimse bilemez. Bu daha başlangıç. Bir kitabın ilk cümlesinin ilk kelimesini okuyunca o kitap hakkında fikir yürütebiliyor muyuz?”

Köylüler, “Boş konuşuyorsun” anlamına boş gözlerle boş boş bakmışlar ihtiyara.

Aradan bir hafta geçmiş. Vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu, attan düşmüş ve ayağını kırmış.

Evin geçimini sağlayan biricik oğul uzun süre yatağa mahkûm hale gelmiş. Köylüler yine ihtiyarın kapısını çalmışlar:

“Baba” demişler “bir kez daha haklı çıktın. Bu atlar yüzünden tek oğlun ayağa kalkamayacak. Sana bakacak, destek olacak başka kimsen de yok. Bu çok acı bir durum.”

İhtiyar sözlerini kesmiş:

“Siz” demiş, “bir türlü erken karar verme hastalığından kurtulamıyorsunuz. Acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin yorumunuz. Unutmayın hayat küçük parçalar halinde ve sırayla yaşanır. Ötesini kimse bilemez.”

Birkaç hafta sonra kralın düşmanlarının o ülkeye saldırıya geçeceği ve tüm gençlerin askere alınacağı haberi gelmiş. Kralın adamları köye gelmişler. İhtiyarın kırık bacaklı oğlu dışındaki bütün gençleri alıp götürmüşler.

Köy ahalisi yasa bürünmüş. Giden gençlerin bir daha geri gelemeyeceğini herkes biliyormuş.

Yine ihtiyarın kapısına dayanmışlar:

“Baba”, demişler, “yine haklı çıktın. Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizim çocukları belki de bir daha hiç göremeyeceğiz. Oğlunun bacağının kırılması talihsizlik değil, şansmış meğer.”

İhtiyar kafasını sallamış:

“Siz” demiş, “erken karar verme illetinden bir türlü vazgeçemiyorsunuz. Benim oğlan yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin talihsizlik olduğunu şimdiden bilemeyiz.”

Öykü böyle devam edip gidiyor.

Ama Çinli bilge Lao Tsu bu masalı şöyle tamamlıyor:

“Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Çünkü karar, aklın durması halidir. Karar verdiniz mi düşünce de durur. Nihai karar demek, yaşamın büyüsünün bozulması demektir. Ama akıl, yine de insanı her şeyden bir sonuç çıkarmaya zorlar. Çünkü değişim ve değişkenlik hali insanları huzursuz kılar. Oysa bu çok yanlış bir duygudur. Çünkü yaşam demek yeni konumlar, yeni durumlar demektir. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız. Oracıkta yeni bir hedefin size göz kırpmakta olduğunu görürsünüz. Hayat insanlar için son nefesi vericeye dek süren eşsiz bir maceradır.”

***

Erdoğan, Türkiye’nin nihai macerası değildir. Biraz uzun sürmüş bir baş ağrısıdır. Belirtiler artıyor, geçecektir.


Yazarın Son Yazıları

Tek adamlık zor zenaat 15 Kasım 2020
Peruk, lavuk, kavuk 8 Kasım 2020
Siyaset ve saadet... 1 Kasım 2020
Kıssalı... Hisseli 11 Ekim 2020
Fıstıki yeşil hak... 27 Eylül 2020
Anıtkabir korkusu 30 Ağustos 2020
Tespih 23 Ağustos 2020
Huzur mu, mutluluk mu? 16 Ağustos 2020