Olaylar Ve Görüşler

Kıbrıs’taki kısırdöngü - Ahmet GÖKSAN

03 Kasım 2021 Çarşamba

“Biz her millete karşı hürmet eden izzeti nefis ve şerefine tecavüzden sakınmasını bilen kimseleriz. Yalnız bir şartla ki o da bizim şeref, haysiyet ve izzetinefsimize hürmet göstersin dokunmasın” 

1944

Dr. Fazıl KÜÇÜK

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşu 19 Şubat 1959 tarihinde Zürih’te imzalanan antlaşma ile kabul edilmişti. Devlet kadrolarının oluşması için İngiliz sömürge yöneticilerinin 16 Ağustos 1960 tarihinde adadan ayrılmaları kabul edilmişti. Son İngiliz valisi olan Sir Hugh Foot’un 15 Ağustos 1960 saat 24.00’te adadan ayrılması ile cumhuriyetin kuruluşu kesinleşiyordu. Yeni cumhuriyet her iki ulusun uzantıları olan Türklerle Rumların idari federasyon temeline bağlı ve siyasi eşitliği esas alan bir yapı olarak kuruluyordu. 

MANİDAR ZAMANLAMA

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş antlaşmalarının her iki halkın oylamasına sunulmadan adeta ben yaptım oldu yaklaşımı esasına dayandırılmış olması huzursuzluğa neden oluyordu. Bundan ders alındığından olacak BM Genel Yazmanı Kofi Annan’ın belgesi 2004 yılında halkın oyuna sunulduğu için kabul edilmemişti. Bu belge ise kaba hatları ile bir anlamda bölgesel federasyon yapısını çağrıştırıyordu. 

Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nda Türklere tanınan hakların fazla olduğu ve anayasanın 13 maddesinin değiştirilmesi önerisi öne çıkarılarak garantör ülkelere ve Kıbrıs Türk yöneticilerine sunuluyordu. Değişiklik önerileri hem garantör ülke sıfatıyla Türkiye Cumhuriyeti hem de Kıbrıs Türk liderliği tarafından reddediliyordu. Ankara’da yapılan bütün önerileri ve uyarıları dikkate almadan Kıbrıs Türklerine fazla haklar verildiği savı ile 30 Kasım 1963 tarihinde 13 maddelik değişiklik önerisi sunuluyordu. 6 Aralık tarihinde bu öneriler reddediliyordu. Hemen sonrasında da tarihe Kanlı Noel diye geçen 21 Aralık 1963 tarihinde Kıbrıs Türklerine saldırılar başlatılıyordu. 

İKİ TOPLUM GERÇEĞİ

Bunun öncesinde Makarios garantör ülkelere ziyaretler yapıyor ve önerilerini sunuyordu. Ankara ziyaretinden sonra adaya dönmüş olan Makarios’un adadaki davranışlarını değerlendiren Cumhuriyet Senatosu Dışişleri Komisyonu Başkanı olan Ahmet Yıldız, “Makarios’un ümit veren ziyaretinden sonra Kıbrıs’ta umduğumuzun tam tersine ve derin bir düş kırıklığı yaratan bazı davranışlarını hesapsız ve kontrolsüz hareketler olarak nitelemek isterim” diyordu. 

Bu arada Makarios tek yanlı olarak EOKA’nın kuruluş günü olan 1 Nisan 1964 tarihinde Garanti ve İttifak Antlaşmalarını feshettiğini dünyaya duyuruyordu. Bu iptale verilmiş olan tepkilerin cılız kaldığını kaydetmek gerekiyor. Bununla yetinmeyerek Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş tarihini de 1 Ekim olarak değiştiriyordu. Yapılmış olan bu değişikliklere Temsilciler Meclisi üyesi olan Türklerin katılmadığını da kaydediyoruz.

Yapılan anayasa değişikliğinden sonra Kıbrıs Türklerinin Kıbrıs Cumhuriyeti’nde yaşayan azınlık olduğunu savlamaya başladılar. Bağlantısız Ülkeler toplantılarında Kıbrıs Türklerinin suçlandığı kararları katılımcı ülkelerin aracılığı ile öneri sunmalarına karşın, Afganistan, Birleşik Arap Cumhuriyeti, Sudan, Fas, Tunus, Irak karşı çıkıyorlardı. Seylan ve Küba aracılığı ile gündeme taşınmak istenen yeni öneriden Küba’nın öneriyi geri çekmesi üzerine sonuç alamadılar. 1964 yılında Kahire’de yapılan toplantıya Sudan delegesi konuşması ile damgasını vuruyordu. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin iki toplumdan kurulu olduğunu ve bu nedenle Kıbrıs sorununun iki toplumun rızası ile çözümleneceğini belirtiyordu. 

ÇELİŞKİ ORTADA

Bunun ötesinde BMGK’nin aldığı 4 Mart 1964 tarih ve 186 sayılı kararla Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tek temsilcisi olmaları onaylanıyordu. Son olarak geçtiğimiz 30 Temmuz 2021 tarihinde alınan 2592 sayılı kararın çelişkilerle dolu olduğunun bir örneği olarak adadaki çözümsüzlük gözler önündedir. Kararda bir yandan statükonun sürdürülemez olduğu belirtilirken diğer yandan da statükonun aynen devam ettirilmesi dikkat çekici bir husus olarak kayıtlara geçmiştir.

Alınan çelişkili kararlara karşın Türk Dışişleri ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti görevlilerinin ortaklaşa, diplomatik kanallara işlerlik kazandırarak ve hamasetin ötesine geçerek çalışmalarını gerekli görüyoruz.

AHMET GÖKSAN

GAZETECİ – YAZAR



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları