Olaylar Ve Görüşler

Atatürk düşmanlığı ve sözde bilimsellik - Dr. Abdullah KEHALE

14 Şubat 2022 Pazartesi

Geçtiğimiz günlerde özellikle sosyal medyada, Ravza Kavakçı Kan ve Merve Kavakçı’nın İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden aldıkları bursla ABD’ye gittikleri, hazırladıkları doktora tezinde (iki tezin de aynı olduğu iddia ediliyor) Atatürk’e hakaret ettikleri, Atatürk’ü, Mussolini ve Hitler’le bir tutup, “despot” dedikleri iddiaları yer aldı. Eğer iddialar gerçekse, bu sözlerin bir doktora tezinde geçmesi, bilimsellikten çok uzaktır. Bilimsel çalışma; yansızlık, nesnellik, bilgi, birikim, araştırma gerektirir. Konuyu örneklerle açalım... 

‘CİNAYETLERE ALET OLMA’

1930’ların başından itibaren, ülkelerindeki faşist baskıların artması üzerine, çoğunluğu Yahudi olan dünya çapında bilim insanları, Almanya’dan yurdumuza gelmişlerdir. Dünyanın  hiçbir yerinde insanlar, demokratik bir yaşam sürebilmek için bir diktatörden kaçıp, diğer bir diktatörün yönettiği ülkeye gitmezler. Oysa Albert Einstein, 1933’te yerleştiği Fransa’dan, Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Başkanlığı’na yolladığı mektupta, Almanya’daki 40 profesör ve doktorun, çalışmalarını Türkiye’de sürdürmesi için izin verilmesini rica ediyordu. 

TBMM’DE YAŞANABİLİR Mİ?

Türkiye’nin, kendisinin kovduğu kişilerle temas kurduğunu öğrenen Hitler, 8 Mayıs 1933’te, “Benim ortadan kaldırmak istediğim bu Yahudi alayını Mustafa Kemal koruyamaz. Buna müsaade veremem” diye tehditte bulunur. Atatürk’e, “Bu komünist profesörleri ülkenize sokmayınız” mesajı gönderir. Atatürk; bu bilgi kendisine iletildiğinde, Hariciye Vekili Tevfik Rüştü (Aras) ve Maarif Vekili Dr. Reşit Galip’e, “Bir onbaşı beni cinayetlerine alet edemez” diyerek, Türkiye’ye sığınmak, üniversitelerimizde çalışmak isteyen Alman profesörlerle ilgili işlemlerin hızlandırılması talimatını verir. Nitekim bu profesörlerden biri olan Fritz Neumark; “Zuflucht am Bosporus” adlı kitabında şöyle yazmıştır: “Hiçbir zıtlık, Hitler ile Atatürk arasındaki zıtlıktan daha büyük olamazdı.”

1922’de geçen diğer olay da şöyledir: Birinci Meclis’te Adana Milletvekili olan Damar Arıkan, anılarında anlatır. O günkü yasaya göre; Bakanlar, Büyük Millet Meclisi’nin, Meclis üyelerinden gösterdiği adaylar arasından, salt çoğunlukla seçiliyorlardı. 5 Ekim 1922’de, Karesi Milletvekili Vehbi Bey’in istifasıyla boşalan Milli Eğitim Bakanlığı için Meclis Başkanı Ali Fuat Paşa iki aday önerdi. Adaylardan biri Yunus Nadi, diğeri Muhittin Baha beylerdi. Gizli oyla yapılan seçimi, aday gösterilmeyen İsmail Safa Bey kazandı. Bunun üzerine Mustafa Kemal kendisine, “Ne yapacaksınız? Bundan vazgeçin” önerisinde bulundu. İsmail Safa Bey de istifasını sundu. Seçim tekrarlandı. İsmail Safa Bey, bu kez büyük çoğunlukla yeniden seçildi. Bunun üzerine Mustafa Kemal, İsmail Safa Bey’in, bakanlığı kabul etmesini, bundan çok memnun olacağını söyledi

Bu olayın üzerinden 100 yıl geçti. Peki, günümüzde böyle bir olay, TBMM’de yaşanabilir mi? 

DR. ABDULLAH KEHALE 

ÖĞRETİM ÜYESİ, TARİHÇİ



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları