Meriç Velidedeoğlu

‘Lozan’ı kutlamamak ‘Sevr’i anımsamamak

14 Ağustos 2015 Cuma

"Birinci Dünya Savaşı”nı kazanan “Müttefik Devletler”den “İngiltere”nin, Dışişleri Bakanı “Lord Curzon”un en büyük düşlerinden biriydi “Ortadoğu”yu düzenleyip haritasını çizmek.
Kuşkusuz bu istek, yenilen “İtilaf Devleri” içinde yer alan “Osmanlı Devleti”nin bu bölgedeki topraklarından koparılacaklar üzerine kurulacak devletlerin, devletçiklerin nasıl oluşturulacağı elde, avuçta kalan Osmanlı’nın dasınırlarının nasıl çizileceğine, yönetimlerinin ne tür olacağına bağlıydı.
Bilindiği gibi, bu konuda en büyük yardım, dayanak artık yavaş yavaş “Batı Emperyalizmi”nin başına geçecek olan “ABD”nin Başkanı “T.W.Wilson”dan gelmişti.
Yenilenlerle yapılan silah bırakışma (Mütareke) anlaşmalarıyla durdurulan savaşın sonunda; “Wilson”ın kurduğu “Milletler Cemiyeti”nin “26” maddelik “Kuruluş ilkeleri”nin hemen hemen “22” maddesi, “Ortadoğu”nun yeniden düzenlenmesiyle ilgiliydi ki, bu da açıkça “Osmanlı Devleti”nin üstelik adı anılarak nasıl parçalanacağını belirtmek demekti.
Nitekim, “Osmanlı”yla yapılan barış antlaşmasının, “Sevr”in başında yer alır bu ilkeler; “Sevr” görüşmelerinde “Yunanistan”ın “Trakya” sınırı, “İstanbul”un bir ilçesi olan “Büyükçekmece”ye dek dayanması, “Doğu Anadolu”nun “Ermeni” ülkesi olması, “Ege”nin (İzmir) “Yunanlaşması” (Helenleşmesi) hemen onaylanır. “Güney Anadolu”nun parçalanması ileride sömürgeleri olacak Irak ve Suriye konusunda, “İngiltere” ile “Fransa” arasında hafiften hafife tartışmalar olursa da; İngiltere’nin “Ortadoğu”yu düzenlemesinde “maşa” olarak kullanacağı “Kürdistan”ın kurulmasını, başkentinin de “Diyarbakır” olmasını duraksamadan kabullenirler.
Bu seçimin ne denli “isabetli” olduğu da, “21. yy”ın başında bu kez “ABD”nin yürürlüğü koyduğu “Büyük Ortadoğu Projesi” (BOP) kapsamında görevlendirdiği, “Başbakan Erdoğan” tarafından, “Diyarbakır ileride bir yıldız olacaktır!” vurgulamasıyla, sevinçli keyifli bir anlatımla ortaya konur.
Kuşkusuz bu dile getirişin “Erdoğan” tarafından yine onun başlatıp düne dek yürüttüğü “Açılım Süreci”nin ileriye dönük bir görünümü olarak kullandığı belliydi...
Bu durumda dört gün önce “10 Ağustos” günü imzalanışının “95.” yılında “Sevr”i anımsayıp, anımsatılması, “AKP” iktidarının Cumhurbaşkanı “Erdoğan”dan, Başbakanı “Davutoğlu”dan beklenemezdi.
Zaten “AKP”nin ansızın, birdenbire kurulup hemen ardından da iktidarı elde etmesiyle (2002) bağlantılı olarak; “Avrupa Parlamentosu”nun (AP) Fransız Milletvekili “J. Toubon”un, Türkiye ile ilgili bir toplantıda “AKP” milletvekillerinin gözlerinin içine baka baka, “Siz artık Sevr’i kabul edin! Lozan’ı unutun, unutun!” çağrısı (Şubat 2005) “AKP”nin yürüyeceği doğrultunun göstergesi gibiydi...
Anımsanacağı üzere, “ABD” daha da ileri gidecek “Lozan”ın üstünü çizip “Anadolu”yu bölerek, taa “Karadeniz”e dek uzanan, “Kürdistan” ile birlikte “Ortadoğu”yu yeniden düzenleyen “2. Sevr” haritasını “Alb. R. Peters” aracılığıyla dünya gündemine oturtacaktı (Tem. 2006).
“AB” ve “ABD”nin birlikte yürüttükleri bu “Sevr”i diriltme çabaları karşısında, ülkemizin “bütünlüğü”nün korunması konusunda duyarlı olanların yıllar boyu “Sevr sendromu” yaşamakla damgalananların nedenli haklı oldukları böylece ortaya çıkıyordu.
Ne var ki, özellikle son bir iki yıldır ve bu yıl, “çağdaş, laik bir hukuk devleti” oluşumuzu sağlayan tarihsel günlerimizi anmayı, anımsatmayı diri tutmayı J. Toubon’un isteğini yerine getirerek“unuttuk!” ya da gereken içerikte, çapta kutlayamadık.
Üç hafta önce, “Lozan”ın “92.” yılına girdiği “24 Temmuz” gününü şöyle bir anımsayalım; hükümet sözcüsü “Bülent Arınç”, o gün “sansür”ün kaldırılmasının “107.” yılını kutladı, görevli olduğu hükümetin varlığının temelini oluşturan “Lozan”ı bir tek sözcükle bille anıp dile getirmedi... “Utanç” verici bir tutum... Tarihe geçecektir...
Kuşkusuz, bu anmayı beklemek hakkımızdı; ama anmayacaklarını biliyorduk, dolaysiyle “Lozan”ın ürünleri olan kuruluşların (CHP’nin), kurumların (Türk Tarih ve Dil Kurumu’nun), basının (kuşkusuz “Cumhuriyet”in) unutması yetmezmiş gibi, tüzüklerinde “Atatürk ilkeleri”ne bağlılıkları yer alan tüm “Sivil Toplum Örgütleri”nden de doyurucu bir “ses” çıkmadığı gibi herhangi bir hareket de görülmedi..
Peki “toplum”dan, “bizler”den...
Yarın Beşiktaş’ta olalım!



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Erasmus 19 Mart 2021
‘12 Mart 1921’ 12 Mart 2021
‘Manifesto!’ 5 Mart 2021

Günün Köşe Yazıları