Meriç Velidedeoğlu

‘Kahrede kahrede oy vermek!’

19 Şubat 2016 Cuma

“AKP” kuruculardan “Bülent Arınç” ardından “Hüseyin Çelik”, partinin “Ululemr”i “R.T. Erdoğan” tarafından “kenarda” bırakılınca dilleri iyice çözüldü.
“Benim ayağıma dolanıyor!” gerekçesiyle bir kenara itildiğini söyleyen H. Çelik, “1 Kasım” seçiminden söz edip, “vatandaşlar bize kahrede kahrede oy verdi!” diyerek durumlarını vurguladı. (Gazeteler 11.2.2016)
Bu “itiraf” karşısında kendisine yöneltilecek, “13 yıl boyunca yönettiğiniz bu ülke vatandaşlarının ‘kahır’ içinde olduklarının ayrımına, ‘kenara’ atılınca mı vardınız” gibi sorulara, pişkince yanıtlar verileceğini biliyoruz.
Yine de, yönetimleri boyunca toplumu nasıl adım adım “kahırlar” içine saldıklarını -bir boyutunu- hem anımsatmak hem de anımsamak için, H. Çelik’in “Milli Eğitim Bakanı”yken bir üniversitede yaptığı konuşmada gençlere neler söylediğine bakalım:
• Cumhuriyet “demokrasi” değildir!
• Bize, “yalan” bir biçimde demokrasi olarak anlatıldı!
• Bizim burnumuzu “pis kokular”a alıştırdılar!
• Bize “pislikleri” benimsettiler! (gazeteler, 22.3.2012).
“Pislik” dedikleri nelerdir sorusuna gelince, bunun “laik yönetim”, “laik yaşam biçimi” dolaysiyle “laik hukuk” olduğunu, yarınlarımızı teslim edeceğimiz gençlerimize açıkça anlattığı gibi, bu “pislikler”den kurtuluş yolunu da kısaca açıklar. H. Çelik; “yargının kimyasının düzeltilmesi”yle başlar ardından da; “kimyası düzeltilirken gürültü çıkabilir!” diyerek de noktalar...
Peki, bu söylemin anlamı ne? Gençleri birbirine kırdırmak toplumu, ülkeyi “kahır” içinde bırakmak değil midir?
Söz “kimya”dan açılmışken, Bakan Çelik’in “abdest suyu” kimyasıyla olan bağlantısına da değinmek gerekir: “Abdest suyunun kandaki al yuvarları arttırdığı ve bu nedenle de yararlı olduğuna” ilişkin açıklamaları “din dersi” kitabından çıkartmamakta direndiği için hakkında “gensoru” verilince, “TBMM”deki savunmasında bu bilgiyi Almanca bir kitaptan aldığını belirterek yapmıştı. (Ekim 2006)
Ve dönemin “Başbakanı Erdoğan”: “Kitabın orijinalini getirtip gördüm. Aynen var!” diyerek, H. Çelik’e arka çıktı; ne ki, kitabın Almanca basımı getirtilip incelendiğinde böyle bir ifade olmadığı görülür; bu durumda “Başbakan” açıkça “yalan” söylüyordu... Bu kişi şimdi TC Devleti’nin “Cumhurbaşkanı”...
Gel de anma “Nâzım Hikmet”i; “Kabahat senin/ demeğe de dilim varmıyor ama/kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!”
Tam da böyle değil mi? Kim seçti bu Cumhurbaşkanı’nı?
Dahası da var; H. Çelik, “AKP”nin danışmanıyken, “Balyoz’un darbe eylem planı olduğuna inanıyorum!” demişti; üstelik “Balyoz” mağdurlarına verilen “beraat” kararına, ayrıca “sahte delil üretenlerin” yargılanmalarına başlanmış olmasına karşın...
“Balyoz” mağduru e. Dz. Kur. Alb. “Serdar Bora”nın dediği gibi, “Balyoz çamuruna saplanmış” bir “Hüseyin Çelik”, ülkemize bir “umut” mu oluyordu, “tek adam” diktatörlüğünden kurtulmak için?
Ötekine, “Bülent Arınç”a gelince, o da “Balyoz Davası” için: “Türkiye bağırsaklarının temizliyor!” demişti...
“Arınç”ın söylediklerinden daha çok “Erdoğan”ın kendisine “o zat” demesiyle ilgili olarak “2 Şubat günü, saat 17.25’te” sosyal medya da yaptığı açıklama gündeme geldiği için, bu açıklamada, bir “padişah”a yazılan yazılarda görülen “zatınıza büyük bir hüsn-ü zan” gibi söylemlerin yer alıp -bir bakıma- çadır tiyatrosu dilini anımsatması kuşkusuz öne çıktı.
Bu “ikisi”yle oyalanacağız bir süre derken, askerlerimize yapılan terör saldırısı ülkeyi sarstı; “birlik”, “beraberlik” içinde olmalıyız ortamı için, “TSK”ye duyulan -dilim varmıyor ama- “nefret” boyutuna çıkarılan “karşı oluşun” ortadan kalkması gerekmez mi?
Yarın, şehitlerimizi anmak, alçakça saldırıyı var gücümüzle kınamak için yine “Beşiktaş”ta olmalıyız değerli okuyucular...  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Erasmus 19 Mart 2021
‘12 Mart 1921’ 12 Mart 2021
‘Manifesto!’ 5 Mart 2021

Günün Köşe Yazıları