Meriç Velidedeoğlu

Bitmeyen bir ‘kin’ daha!

19 Haziran 2015 Cuma

Başta “Ergenekon” ve “Balyoz” olmaz üzere “Kumpas Davaları”nın yargıçları, savcıları bu kumpasları düzenleyenlerce öyle seçilip/seçtirilmişlerdi ki, “sanık” diye önlerine getirilenleri “düşman” gibi görmekten, onlara karşı “kin” içinde olduklarını göstermekten hiç çekinmediler.
“Çekinmek” bir yana, kinlerini her duruşmada daha da çoğaltarak ortaya döktüler; öyle ki -aralarına yanlışlıkla (!) alınmış olan- gerçek yargıçları, “kumpası” engeller endişesiyle Adalet Bakanlığı’na “şikâyet” ettiler.
Bilmem anımsanır mı, Ergenekon’un savcısı “Zekeriya Öz”ün, Başkan “Köksal Şengün” hakkında Bakanlığa yaptığı şikâyet? Ve Yargıç Şengün’ün davadan alınıp, “Bolu”ya atanması... Yerine üye yargıçlardan birinin geçirilip oluşan heyetin, savcılarla birlikte mahkemeyi avuçlarının içine almaları dolaysiyle mahkeme salonunun “savaş” alanına dönmesi...
Belki de “ayrışma”nın başlardaki somut örneklerindendi, “Silivri” duruşmalarında da yaşananlar.
Bir yanda “suçlanarak” yargıç kürsüsünün karşısına oturtulan “sanıklar”; Ergenekon Davası’nda, üniversite hocalarından, rektörlerden, bilim adamlarından, “TSK”nin emekli komutanlarından, siyasetçilerden, yazarlardan, gazetecilerden, aydınlardan oluşturulmuştu; sağ taraflarında onları savunacak olan “savunmalar”, arkalarındaysa can yakınlarından, destekçilerinden oluşan yoğun bir topluluk, “izleyiciler”.
Bu “üçlü”nün karşısındaysa, yüksekteki kürsüde “yargıçlar” hemen sağ taraflarında “savcılar”, aşağıda kürsünün dibinde, yanlarında hazır oldurumunda dizilmiş -Başkan’a bağlı- “jandarma” erleri; böylece bunlar da bir “üçlü” oluştururlar.
Duruşmalarda, izleyicilerin de dayanma sınırını aşan -“kin”in yarattığı- hukuksuzluklara karşı, “Bu kadarı da olmaz!” sesleri, saniye saniye çoğalınca, “Başkan”, mikrofonu çatlatacak bir haykırışla; jandarmayı “izleyiciler”in üzerlerine gönderir, salonu boşalttırır.
“Gizli Tanık”ların dinleneceği duruşmalarda bu olay çoğunlukla günde “iki kez” yaşanırdı; “insan”ın, bunların anlattıklarına, “maskaralık” boyutunu aşıp, iç bulandıran yalan - dolanlarına inanarak susup oturması olanaksızdı oysa, görüntüleri bozularak perdeye yansıtılan bu insanları “kürsü” uzun uzun dinler; soru sorulmasına da izin verilmez...
“Ergenekon”un ardından başlayan “Balyoz”da, bir “Kumpas” davası olduğuna göre, bu “mahkeme heyeti” de aynı “kulvar”da yüzecekti; öyle de oldu; dahası kimi ilerlemeler de(!)” yaşandı; duruşma aralarında oğullara, eşlere, babalara, kardeşlere uzanarak yakınlaşmaları önlemek için “izleyiciler” çelikten bir “kafes”e alındı; jandarma sayısı arttırıldı; çünkü askerleri “savunmanlar” üzerine salıvermek de deneniyordu...
Oysa savunmanların birbirleriyle konuşmaları, yazdıkları, “tavandan” üzerlerine sarkıtılan yüzlerce -düğme gibi- “alıcılar”la hem dinleniyor, hem de gözetleniyordu; ayrıca yalnız onlar değil tüm salon...
“Silivri”deki yargılama sürecinde yaşananların birkaçına değinip anımsatılmasının nedenlerinden biri, “Balyoz Davası”nda “TSK”yi suçlayabilmek için atılan “iftiralar” dışında, inanılmaz yollara, yöntemlere de başvurulduğunun unutulmaması; bütün bu inanılmaz hukuksuzluklara karşın “Ergenekon”, “Balyoz” vö’lerde alınan “beraatlar”ın anlamlarının bir kez daha altını çizmektir.
“TSK”ye, “işkenceci, iftiracı, gayri ciddi, suçlu, sahtekâr, bir “suç teşkilatı”, bunlar orada olduğu sürece rahat uyuyamayız; bunlara silah emanet edilir mi?” diye yazanların, TV’lerde haykıranların (Feto’cuların paralelcilerin) yine bir “kıpırdanış” içinde olduklarına da dikkat edilmesinin gerektiğini vurgulamaktır.
“Yargı” yoluyla gündeme düşürülen bu “kıpırdanış”ı -yedi komutanın beraat kararının temyizini- gazetelerde okurken, “Balyoz Davası”nın ne tür bir “maskaralık” olduğunu, adeta tek başına ortaya koyan, iddianamede (2011) yer alan bir bölümü anımsadım.
Bu bölümdeki sokak-cadde adlarının “suç”un işlendiği bildirilen “1983” tarihinden en az “15-20” yıl sonra değiştiği -“kumpas”ı düzenleyenlerin dikkatinden kaçtığı için- iddianamede bu sokakların “yeni” adlarıyla yer alması, çocukları bile güldürecek bir durumdu...
Böyle bir “iddianame” ile sanıklaştırılan suçsuz insanların, duruşmalarda nasıl bir “savaşım” (mücadele) verdiklerini de insan anımsamadan duramıyor.
Ayrıca sözü edilen “kıpırdanış”ın başını çeken “savcı”, “dün” kendi mahkemesinin (Balyoz’da) verdiği tüm “beraatlar” için mahkemeye başvuran “savcı”nın, “bugün”kü bir “örneği” olduğunun da altı çizilmeli.
Yarın çoğalarak “Beşiktaş”ta olmalıyız!  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Erasmus 19 Mart 2021
‘12 Mart 1921’ 12 Mart 2021
‘Manifesto!’ 5 Mart 2021

Günün Köşe Yazıları