Nâzım Hikmet 121 yaşında

Nâzım Hikmet 121 yaşında

15.01.2023 05:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bugün 15 Ocak. Nâzım Hikmet’in yaş günü. Yüreklerimizde ve ideallerimizde onun yaşı yoksa da bugün 121 yaşında olacaktı. Benim kuşağım onu yasaklı yıllarında tanıdı. Onun şiirlerini okumaya başladığımızda, elimizde hiçbir kitabı yoktu. Gözden uzak köşelerde, gizli kapaklı, birbirimizin defterinden, başka defterlere, kâğıt parçalarına, şiirleri el yazısıyla kopya eder dururduk. Evlerde, çekmecelerin en karanlık bölümünde saklanırdı. Yakalanmaktan korkardık. Suçluymuşuz gibi korkardık...

YASAKLARA LANET 

Çocukluğumda bana o korkuyu yaşatanlara öfkelenmeyi, öfkeyle bilenmeyi sonradan öğrendim. Tarihimi, coğrafyamı, kültürümü, insanlarımı bana tanıtan, Türkçemin en yetkin şairini okuyorum diye çocuk kalbimi parçalayanları hep lanetledim. 

Nâzım Hikmet’in gördüğüm ilk kitabı Bulgaristan baskısıydı. İlk Nâzım Hikmet kitabına sahip olmam ise 1965’te Milano’daydı. Beyaz mukavva kutu kapaklı, içi kırmızı kumaşla ciltlenmiş; kapakta “Nâzım Hikmet - Paessaggi Umani” sözleri. Lerici Editori yayınevinden yeni çıkmıştı “Memleketimden İnsan Manzaraları”. Bir sayfası İtalyanca, bir sayfası Türkçe. Derken 70’li yıllarda Oğuz Akkan’ın Cem Yayınları imdadımıza yetişti. Sonra manevi oğlu Mehmet Fuat önderliğinde Adam Yayınları... Günümüzde ise en özenli biçimde tüm eserleriyle Yapı Kredi Yayınları’nda... Bütün o yasaklı yıllara baskılara lanet okumayı sürdürürken şunu vurgulamalıyım: Şairi tanımanın en iyi yolu tüm eserlerini okumaktır. 

O BİR BÜTÜN 

Benim için, Nâzım Hikmet bir bütün... İnançları, düşüncesi, yaşamı, eylemleri, aşkları ve eseri bir bütündür. Bunların hiçbirini ötekinden ayıramayız. 

Dünyanın iki bloka ayrıldığı 2. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş yıllarında onun şiirde gerçekleştirdiği devrimi yok sayıp, onu “düşman” ya da “kahraman” yapanlar oldu... Yanlıştı. Politik inançlarıyla, sanatsal yaratıcılığıyla ve cesaret örneği diye nitelediğim yaşamıyla o bir bütündü. 

Ulusal kimliğine tutkun, yurtsever şairle, yaşamını enternasyonalizme adamış, dönemin tarihsel determinizmine meydan okuyan, ideal bir gelecek umuduna hep bağlı kalan, asla ödün vermeyen şair bir bütündü. 

Nâzım Hikmet komünistti. Sömürüsüz, baskısız, adil, eşitlikçi, özgürlükçü, daha güzel, daha iyi, daha doğru bir dünya istiyor, sınıfsız bir toplum özlemiyle yanıp tutuşuyordu. İdeal bir gelecek inancından hiç vazgeçmedi. Marksist Leninistti. Ve kendi deyişiyle “canı, kanı, eti, sinirleri, kafası ve yüreği olan toplumsal bir insandı.” 

ŞİİRDE DEVRİM 

Kendinden önceki Türk şiirini iyi biliyordu. Türk şiirini özümsemişti. Yeni şeyler söylemek için, yeni formlar gerektiğine inanıyordu. Türk şiirinin hem içeriğini hem biçimini değiştirecekti. Sözlü şiir geleneğinden, divan edebiyatı ve halk şiirlerinden yararlandı. Canlı, yaşayan, dinamik, çok renkli, derin, imge yüklü, müzik yüklü sözcüklerle, dili kullanarak eşsiz bir müzik yaratacaktı. Yarattığı bu “müziğe”, materyalizmi, diyalektiği, sınıf kavgasını kattı. 

Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldığı 1951 yılına dek yaşamının en verimli yıllarını hapishanelerde geçti. Toplam 17 yıl. 1951’den 1963 yılına dek 12 yıl da ülkesinden, ölesiye sevdiği halkından, İstanbul’undan, Anadolu’sundan uzakta, hasretle özlemle yandı tutuştu. Hapiste ya da sürgünde, içeride ya da dışarıda hiç durmadan üretti. Şiir, destan, roman, tiyatro, senaryo, libretto, düz yazılar, mektuplar... 

AŞK 

Nâzım Hikmet yaptığı her işe aşkla sarıldı. Aşkla yaşadı, aşkla yazdı. Bir kadına âşık olmakla, insanlığa âşık olmak, ideallerine âşık olmak arasında ayırım yapmadı. “Bir kadını sever gibi kâinatı sevmeye koyuldum” diyordu. Bir insanı sevmekten, toplumu, insanlığı sevmeye uzanıyordu. Ve sevdiği her şeyi, anadili Türkçesi, kenti İstanbul’u da tıpkı yaşamayı sevdiği gibi, hep tutkuyla, hep doludizgin seviyordu. O, bireysel duyguyu toplumsal bilinçle bütünledi.

Direncini ve umudunu aşkla biledi. Tüm tutkuları, tıpkı şiiri gibi, onun için bir “ölüm kalım meselesi”ydi. 

Ne mutlu bize ki Nâzım Hikmetimiz var!

Karısı Piraye’ye yazdığı mektuptan: 

“Ben kendimin , her namuslu insan gibi yurtsever ve halkını sever olduğunu bildikten, bu hususta vicdanım rahatken, birkaç münferit yalan kusmuşlar umurumda değil. 20 Sene sonra, 50 sene sonra, birçoğunun adını bile unutacak Türk milleti... Halbuki bu millet var oldukça, yeryüzünde Türkçe’m konuşuldukça, ben bu dilin ve bu halkın en namuslu şiirlerini yazmış insan olarak yaşayacağım. Sen üzülme.”

Yazarın Son Yazıları

‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025
Travmalarla yaşamak...

Nasıl yaşamak bu! Kâh gökyüzünde kanat çırpıyoruz kâh en dipsiz kuyuların derinliğinde kayboluyoruz.

Devamını Oku
02.10.2025
Yaşar Kemal’e adanan bayram

26 Eylül’de Ankara’da 93. Dil Bayramı’nı kutladık. Dil Derneği ve Çankaya Belediyesi’nin ortaklaşa etkinliği Yaşar Kemal’e adanmıştı.

Devamını Oku
28.09.2025
Ellerinde Toprak

“Sömürü bir bütündür. Bütün insan değerlerinin sömürülmesiyle, doğa değerlerinin hoyratça sömürülmesi bir arada gidiyor. Türkiye toprakları yıkıma uğratılıyor, hopur ediliyor. Biz Türkiye üstünde mirasyedileriz. Yıkımımızdan Türkiye’nin hiçbir insanı ve doğa değeri kurtulamıyor.”

Devamını Oku
25.09.2025
‘Üç Ayaklı Kedi’ İstanbul’da

İstanbul dolu dizgin.

Devamını Oku
21.09.2025
Nice yıllara Hrant Dink

15 Eylül, arkadaşımız, yoldaşımız, omuzdaşımız, ülkemin en aydın, en dürüst, en yararlı, en barışçı insanlarından Hrant Dink’in yaş günüydü.

Devamını Oku
18.09.2025
Düşme var düşüş var

Bundan önceki yazım şöyle bitiyordu: “Yeryüzü muhteşemdi. Türkiye’nin asla uygarlıktan, yaratıcılıktan, aydınlıktan ve gelecekten vazgeçmeyeceğine dair umutlarımız tazeleniyordu.”

Devamını Oku
07.09.2025
Büyülü aydınlık bir gece

Elbe Nehri’nin kıyısında görkemli mi görkemli o yapı bir mucize gibi yükseliyor.

Devamını Oku
04.09.2025
Hapishane ve ödül: Vicdan ve haysiyet

Hafta içinde hapisteki iki çok değerli insanımıza yine uluslararası ödüller verildi.

Devamını Oku
31.08.2025
Paramparça ve umut

Bunalıyorsunuz, kahroluyorsunuz, her yerde haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik diyorsunuz...

Devamını Oku
28.08.2025
Dünyanın sesleri İstanbul’daydı

Bu başlığı yazdım. İstanbul’da bir haftadır süren o muhteşem coşkuyu paylaşacağım diye düşünürken birden bir suçluluk duygusuna kapıldım.

Devamını Oku
24.08.2025