Mustafa Balbay Dün de Özgürdü
Sevgi Özel
Son Köşe Yazıları

Mustafa Balbay Dün de Özgürdü

18.12.2013 02:56
Güncellenme:
Takip Et:

Deniz’i bebekken görmüştüm; Yağmur’la birçok kez kucaklaştım. Gülşah Balbay tam da Nâzım’ın, “Ve unutma ki/daima iyi şeyler düşünmeli/bir mahpusun karısı” dediği gibi hep iyi şeyler düşündü; iyi şeyler düşünerek salt çocuklarının değil, eşinin gözü kulağı, eli kolu, yüreği oldu. Ben ona “sarı gelin” derim; gelinliğiyle kucakladığımız günden bu yana dik duruşuyla bilirim. Gülşah hep “iyi şeyler düşündü” ve bir cumhuriyet kızı olarak içindeki öfkeyi dirence dönüştürdü.
Balbaylar yaklaşık beş yıl süren bir karabasana tutsak olmadılar. Mustafa’yı Silivri’de bir kez görebilmiştim. Duruşma salonuna Tuncay Özkan’la birlikte getirildiklerinde yıkkın, bungun, umarsız olan bendim; gözpınarlarımda tutmaya çalıştığım yaşları onların sesi kurutmuştu. Dokunamayacak denli uzaktık; bağırarak birbirimize seslerimizle dokunuyor; sesimizle kucaklaşıyorduk. Onları o duruşma salonunda metrelerce uzağımıza iten, aramıza parmaklıklar koyanlar da biliyordu ki gerçekte kendileri o parmaklıkların ardındaydı.
Şimdi Mustafa evinde; yanımızda... Özgür... Tuncay uzağımızda mı; öteki aydınlar yüksek duvarların ardında mı? Uğur Mumcu’nun “Türkiye ilginç günler yaşıyor” sözünü anımsıyorum; gerçekten de ilginç günler yaşıyoruz. Hani keserin-sapın dönüşü üstüne bir sözümüz var ya... Her yeni güne yeni savlarla uyanıyoruz; bir iktidar büyüğü “irticaı suç olmaktan çıkarmakla” övünüyor. Hangi demokraside gericilik suçu çağrıştırmaz, yanında taşımaz? Evet, ilginç günler yaşıyoruz. Şimdi keser “irticaı” suç olmaktan çıkardık diyenlerle kankaları arasında gidip geliyor. Bir de dün her yöne mavi boncuk dağıtan, bugün boncuklarını toplamaya bakanlar var; konuştukça batıyorlar; her boncuk alınlarında birer kara damla... Utanmayı bilenler için elbette...
Mustafa tutukluyken sekiz kitap yazdı; ne yazı makinesi ne bilgisayar... Uyuşan parmaklarının acısını duyumsamadan, okuruna duyumsatmadan üretti. Tuncay da öyle... Başka tutukluların kitaplarıyla da kitaplıklarımız bir dönemin karanlığını hiç unutturmayacak kar gibi emekle beslendi. Yıllardır Mustafa’nın mapusta yazdığı kitaplar kadarını bile okumayanların ekranlarda şakımasına tanık oluyoruz. Aralarında tek kitap yazmayan da var; tek yanlı birkaç şey okuyarak olup bitenlere at gözlüğüyle bakmayı sürdüren de var; tek yanlı yargılarla oluşturulmuş kitabımsıların yazarları da... Mustafa’nın hapisten çıkmasına sevindiğini söyleyenlerin sesiyle beden dili arasındaki dengesizlik, üç beş sözcük savurdular mı belirginleşiyor. Yalakalıkla sıvanan çokbilmişliğin bedeli olmaz mı? Rüzgârgülü her zaman doğru yönü göstermezmiş demek...
Mustafa içerdeyken de özgürdü, a rüzgârgülleri... Yüreği, beyni özgürdü; kalemi özgürdü... Arkasında, dört duvar arasında kalanların da öyle olduğunu biliyor; biz de biliyoruz. Öyle olmasa bin türlü yalan dolan, tuzak karşısında hiçbiri dimdik duramaz, Silivri kitaplığını oluşturamazlardı; Nazlıcanlar, Yağmurlar umudu diri tutamazdı. Gülşah “daima iyi şeyler” düşünen, yürekli bir “mahpusun karısı” olarak hep alkışla anımsayacağımız savaşımını veremezdi. Nazlıcan, Yağmur ve Deniz umudun pırıl pırıl simgeleridir. Onları okul yolundan çevirmeye bile çalıştılar; başaramadılar. Onlar gibi nice çocuğumuz var; her biri zamanından önce büyüdü; büyümek zorunda kaldılar. Baskı dönemlerine direnen ana babaların çocuğu olmak kolay mı? Bu nedenle hem adaletsizliğe direnen babalarına hem bu çocuklara gönül borcumuz var.
Sana “Hoş geldin!” demiyorum Mustafa; bir yere gidip gelene hoş geldin denir... Yaklaşık beş yıl ona yakın kitapla taçlandırdığı adalet ve demokrasi savaşımında hem uzağımızda hem evimizdeydin. Senin kişiliğinde cumhuriyetimizin değerleri; adalet ve demokrasi için savaşım veren bütün aydınları Ahmed Arifçe selamlıyorum: “Gör, nasıl yeniden yaratılırım/ Namuslu, genç ellerinle./ Kızlarım/ Oğullarım var gelecekte/ Her biri vazgeçilmez cihan parçası/ Kaç bin yıllık hasretimin koncası/ Gözlerinden/ Gözlerinden öperim/ Bir umudum sende/ Anlıyor musun?”  

Yazarın Son Yazıları

‘Dijital vicdan’

2025’i uğurlayacağımız günlerde “Türk Dil Kurumu 2025 yılının kelimesi/ kavramı”nı açıkladı.

Devamını Oku
08.01.2026
Hangi yerli malı...

Bizim kuşak cumhuriyet devrimlerinin ışığında ulusal bayramları coşkuyla yerli malı haftalarını olanaksızı olanaklı kılarak kutlayan Atatürk Türkiyesine doğmuştu

Devamını Oku
25.12.2025
‘Basmak’tan basın...

Bilgisayarlı, cepli bu yüzyılda...

Devamını Oku
11.12.2025
Gözlüye gizli yoktur...

Cumhuriyetin 102’nci yaşını, “Atatürk ilke inkılapları”nı yaşamıyla özdeşleştiren on binler kutladı.

Devamını Oku
27.11.2025
Atatürksüz olmaz!

Ulusun, çocuklarımızın Atatürk’ü sevmesini...

Devamını Oku
13.11.2025
Harf Devrimi 97 yaşında...

Ortak dilimiz Türkçe siyasal tartışmaların öznesi...

Devamını Oku
30.10.2025
Gerilim, gerginlik...

Kim gerilim içinde olmak, gerginlik yaratmak ister?

Devamını Oku
16.10.2025
Dünya bir, işin bin...

26 Eylül 1972’deki Dil Bayramını, Divanü Lûgatit-Türk’ün yazılışının 900. yıldönümünü dünyaca tanınmış 45 Türkbilimciyle kutlamıştık.

Devamını Oku
02.10.2025
MEB, 105 yaşında...

Bilip de bilmezden gelenlere...

Devamını Oku
18.09.2025
Eğitmeme sistemi...

Okulların açılacağı bugünlerde her alan savruluyor.

Devamını Oku
04.09.2025
Karanlıkta boy veren, karanlıkta kalır...

Yakın geçmişte Atatürk’e sözle saldıran, baltayla anıtlarını kırmaya kalkışanlara...

Devamını Oku
21.08.2025
Hangi düşünce özgürlüğü?

Bu başlığı 2010’da kullanmış, birkaç ay önce benzer başlıkla ve kimbilir kaçıncı kez sormuştum.

Devamını Oku
07.08.2025
Ah kitap, vah eğitim...

Ay, kim bunlar, nerenin yandaşları... Niçin bas bas bağırıyorlar...

Devamını Oku
24.07.2025
Okuryazarlık...

Yazar kim, okur kim? “Okur” da “yazar” da aydınlanmaya ışık tutandır...

Devamını Oku
10.07.2025
Kitapsız dinlenceler

Yaz geldi. Dinlenmek, çalışanın çalışmayanın en temel hakkı...

Devamını Oku
26.06.2025
Yanaşma yandaş...

Elli yıldır siyasetçilerin, toplumun gözü önündekilerin kullandığı dili izliyorum.

Devamını Oku
12.06.2025
İktidar yenir mi, giyilir mi?

Öteden beri toplumbilimciler, aydınlar bilimsel yazıları söyleşileriyle özgür kürsülerde... Akla, bilime tutunanlar için belge bilgi kitaplar çuvallar dolusu...

Devamını Oku
29.05.2025
Canım öğretmenim...

Yetmişi yarıladım, onları hiç unutmadım.

Devamını Oku
15.05.2025
Dil kiri...

Dil kiri...

Devamını Oku
01.05.2025
Çocuklarımız...

Çocuklarımız...

Devamını Oku
17.04.2025
Bu bahar, başka bahar...

Bu bahar, başka bahar...

Devamını Oku
03.04.2025
Delikanlıyız!

Delikanlıyız!

Devamını Oku
20.03.2025
Kalem oynatmak...

Kalem oynatmak...

Devamını Oku
06.03.2025
Düşünce özgürlüğü mü?

Düşünce özgürlüğü mü?

Devamını Oku
20.02.2025
Dilim seni...

Dilim seni...

Devamını Oku
06.02.2025
Uğur Mumcu’yu dinleyelim...

Devlet çökertilince!

Devamını Oku
23.01.2025
Nâzım Hikmet 123 yaşında

Nâzım Hikmet 123 yaşında

Devamını Oku
09.01.2025
Bu yıl yenisi gelir mi?

Bu yıl yenisi gelir mi?

Devamını Oku
26.12.2024
Bağışlayabilir miyiz?

Bağışlayabilir miyiz?

Devamını Oku
12.12.2024
‘Kadim yalanlar...’

‘Kadim yalanlar...’

Devamını Oku
28.11.2024
Kötünün kötüsü...

Kötünün kötüsü...

Devamını Oku
14.11.2024
Cumhuriyet sonsuza dek yaşayacak!

Cumhuriyet sonsuza dek yaşayacak!

Devamını Oku
31.10.2024
İş işten geçmeden

İş işten geçmeden

Devamını Oku
17.10.2024
Dil Devrimi 92 yaşında

Dil Devrimi 92 yaşında

Devamını Oku
03.10.2024
Narinler, Sılalar...

Narinler, Sılalar...

Devamını Oku
19.09.2024
Bir kendimiz sevemedik

Bir kendimiz sevemedik

Devamını Oku
05.09.2024
Konuşmalıyız!

Konuşmalıyız!

Devamını Oku
22.08.2024
Düşünce özgürlüğü mü?

Düşünce özgürlüğü mü?

Devamını Oku
08.08.2024
Kuş uykusu bitti!

Kuş uykusu bitti!

Devamını Oku
25.07.2024
Atatürk’ün Türk Dil Kurumu 92 yaşında

Atatürk’ün Türk Dil Kurumu 92 yaşında

Devamını Oku
11.07.2024