Devletin Ağzı Niye Bozuldu?
Sevgi Özel
Son Köşe Yazıları

Devletin Ağzı Niye Bozuldu?

17.01.2014 02:48
Güncellenme:
Takip Et:

Halk seçimini yapar; kendini temsil edecek parti (ya da partilerin) üyelerini TBMM’ye gönderir. Her milletvekili, “büyük Türk milleti önünde namusu ve şerefi üzerine” ant içer; dünya görüşü, inancı ve kökeni ne olursa olsun, her yurttaşın hak ve özgürlüklerini korumak zorundadır; her milletvekili ant içtiği günden başlayarak kullandığı dile ve davranışlarına özen göstermekle yükümlüdür. Doğallıkla “devletin görevlerini yerine getirmesini sağlayan yetkili organ”ın, hükümetin başının ve tüm vekillerin de diline ve eline sahip olması gerekir. Yazık ki yetkili olanların dil ve davranışlarının içtikleri antla uzak yakın ilişkisi olmadığını, yıllardır üzülerek izliyoruz.
Cumhuriyetin kuruluş felsefesinin, devrimlerle yapılanan Cumhuriyet kurumlarıyla hukukun üstünlüğünün ve laik eğitimin ağır yaralar aldığını kullanılan dille saptayabiliyoruz. Çoğulcu demokrasilerde en büyük güç halktır. Ancak eğitim ve gelir düzeyi inişe geçen halkın adalet, eğitim ve sağlık kurumlarından aldığı pay, salt kâğıt üstünde ve devleti temsil edenlerin dilindedir. Ne yazık ki “en büyük” gücün halk değil, birbirine çıkar ilişkileriyle bağlanan seçkinler olduğunu, son günlerdeki iktidar ve cemaat çatışmasından öğreniyoruz. Dil kiri, el kiridir savımız boşlukta kalmıyor.
İktidarın 2013’ün son günlerinde ortaya atılan “yolsuzluk” savları nedeniyle kullandığı dil, halkın kaygılarını derinleştirmektedir. Gezi Direnişi’yle hak ve özgürlüklere sahip çıkanlara “çapulcu” denmesi; polis şiddetinin destan” olarak nitelenmesi; yaşamını yitirenlere yönelik tek sözcükle üzüntü belirtilmemesi; her fırsatta Cumhuriyeti kuranların karalanması demokrasiye ve hiçbir inanç sistemine sığmayacak, hiçbir dilde “olumlu nitelenemeyecek kadar kaygı vericidir. On yılı aşkın süredir iktidar olanların da artık bir kuşağın yetiştiği süre kadar bir “geçmiş”i vardır; iktidarın ilk birkaç yılında, “Biz aslanız” demenin bir anlamı olabilirdi belki. Balayı çoktan bitti; çoluk çocuk büyüdü; mal mülk sahibi oldu. Üç dönem iktidarda olanın sürekli geçmişe saldırması, yolsuzluk eylemlerini tersten okutma çabası, sesi ve yüzüyle “mağdur”u oynaması atalarımızın, “Çok laf yalansız, çok mal haramsız olmaz” sözünü anımsatmaktadır.
Yolsuzluk, “bir görevi, bir yetkiyi kötüye kullanma”dır; kuşkusuz bunu saptayıp değerlendirecek olan yargıdır. Ancak yolsuzluk savlarının havada uçuştuğu bir dönemde, devleti temsil eden kişi ve kurumların kullandığı dil, gerçekten hukukun üstünlüğünü hafife almaktır. Devletin içinde “çete” olduğunu devleti temsil edenler söylüyorsa; yetkili ağızlar, yargısal işlemleri hızlandırmak yerine kişi ve kurumları ağır dille suçluyor, dahası aşağılıyorsa bu durum, salt “kaygı verici” diye yorumlanamaz. İktidarın kullandığı dil, kaygı vermenin ötesine geçmiştir.
Devletin ağzının
bu denli bozulduğuna hiç tanık olmamıştık. İktidar kimi sözlere, kimi tamlamalara sözlükleri çatlatacak ilginç tanımlar da yapıyor. Cemaat ileniyor, yandaşı yakarış diye yutturmaya çabalıyor; ortalık toz duman. Devletin “paralel”i olur mu; devleti kuşatan çete”ler hiç mi renk vermedi; hiç mi takırtı tukurtu yapmadı? İktidarın kullandığı dilden, ortada “ciddi” bir kulak “asmama” sorunu olduğunu duyumsuyoruz. Büyüklerimizin kimisi yolsuzluğu, “yolu olmama durumu gibi algılıyor. 1970’lerde 2. Milliyetçi Cephe hükümetlerinin sarıldığı, 12 Eylül’ün devletin eğitim ve kültür siyasası yaptığı, bugünkü iktidarın “Türk”ünü silip İslam ayağına sarıldığı Türk İslam sentezcilerinin “cemaat” denilen yapıları nasıl örgütlediğini kanıtlayan kitaplar yayımlandı. Devleti temsil edenlerin kullandığı dilden, ortada “ciddi” bir okuryazarlık sorunu olduğunu da anlıyoruz. Şimdi iktidar, adını anmadan bu yapıyla sözüm ona savaşıyor. Yolsuzluk tartışmalarına, bilmem kaç km yol yapmakla karşılık veriyor; hukuksuzluğu önlemek yerine hukukun üstünlüğüne ve hukukçulara savaş açıyor.
Ey yurdumun güzel insanı, kulağını yıkat; gözünü aç da Nâzım gibi sor artık:
Beyler, bu vatana nasıl kıydınız?”  

Yazarın Son Yazıları

‘Dijital vicdan’

2025’i uğurlayacağımız günlerde “Türk Dil Kurumu 2025 yılının kelimesi/ kavramı”nı açıkladı.

Devamını Oku
08.01.2026
Hangi yerli malı...

Bizim kuşak cumhuriyet devrimlerinin ışığında ulusal bayramları coşkuyla yerli malı haftalarını olanaksızı olanaklı kılarak kutlayan Atatürk Türkiyesine doğmuştu

Devamını Oku
25.12.2025
‘Basmak’tan basın...

Bilgisayarlı, cepli bu yüzyılda...

Devamını Oku
11.12.2025
Gözlüye gizli yoktur...

Cumhuriyetin 102’nci yaşını, “Atatürk ilke inkılapları”nı yaşamıyla özdeşleştiren on binler kutladı.

Devamını Oku
27.11.2025
Atatürksüz olmaz!

Ulusun, çocuklarımızın Atatürk’ü sevmesini...

Devamını Oku
13.11.2025
Harf Devrimi 97 yaşında...

Ortak dilimiz Türkçe siyasal tartışmaların öznesi...

Devamını Oku
30.10.2025
Gerilim, gerginlik...

Kim gerilim içinde olmak, gerginlik yaratmak ister?

Devamını Oku
16.10.2025
Dünya bir, işin bin...

26 Eylül 1972’deki Dil Bayramını, Divanü Lûgatit-Türk’ün yazılışının 900. yıldönümünü dünyaca tanınmış 45 Türkbilimciyle kutlamıştık.

Devamını Oku
02.10.2025
MEB, 105 yaşında...

Bilip de bilmezden gelenlere...

Devamını Oku
18.09.2025
Eğitmeme sistemi...

Okulların açılacağı bugünlerde her alan savruluyor.

Devamını Oku
04.09.2025
Karanlıkta boy veren, karanlıkta kalır...

Yakın geçmişte Atatürk’e sözle saldıran, baltayla anıtlarını kırmaya kalkışanlara...

Devamını Oku
21.08.2025
Hangi düşünce özgürlüğü?

Bu başlığı 2010’da kullanmış, birkaç ay önce benzer başlıkla ve kimbilir kaçıncı kez sormuştum.

Devamını Oku
07.08.2025
Ah kitap, vah eğitim...

Ay, kim bunlar, nerenin yandaşları... Niçin bas bas bağırıyorlar...

Devamını Oku
24.07.2025
Okuryazarlık...

Yazar kim, okur kim? “Okur” da “yazar” da aydınlanmaya ışık tutandır...

Devamını Oku
10.07.2025
Kitapsız dinlenceler

Yaz geldi. Dinlenmek, çalışanın çalışmayanın en temel hakkı...

Devamını Oku
26.06.2025
Yanaşma yandaş...

Elli yıldır siyasetçilerin, toplumun gözü önündekilerin kullandığı dili izliyorum.

Devamını Oku
12.06.2025
İktidar yenir mi, giyilir mi?

Öteden beri toplumbilimciler, aydınlar bilimsel yazıları söyleşileriyle özgür kürsülerde... Akla, bilime tutunanlar için belge bilgi kitaplar çuvallar dolusu...

Devamını Oku
29.05.2025
Canım öğretmenim...

Yetmişi yarıladım, onları hiç unutmadım.

Devamını Oku
15.05.2025
Dil kiri...

Dil kiri...

Devamını Oku
01.05.2025
Çocuklarımız...

Çocuklarımız...

Devamını Oku
17.04.2025
Bu bahar, başka bahar...

Bu bahar, başka bahar...

Devamını Oku
03.04.2025
Delikanlıyız!

Delikanlıyız!

Devamını Oku
20.03.2025
Kalem oynatmak...

Kalem oynatmak...

Devamını Oku
06.03.2025
Düşünce özgürlüğü mü?

Düşünce özgürlüğü mü?

Devamını Oku
20.02.2025
Dilim seni...

Dilim seni...

Devamını Oku
06.02.2025
Uğur Mumcu’yu dinleyelim...

Devlet çökertilince!

Devamını Oku
23.01.2025
Nâzım Hikmet 123 yaşında

Nâzım Hikmet 123 yaşında

Devamını Oku
09.01.2025
Bu yıl yenisi gelir mi?

Bu yıl yenisi gelir mi?

Devamını Oku
26.12.2024
Bağışlayabilir miyiz?

Bağışlayabilir miyiz?

Devamını Oku
12.12.2024
‘Kadim yalanlar...’

‘Kadim yalanlar...’

Devamını Oku
28.11.2024
Kötünün kötüsü...

Kötünün kötüsü...

Devamını Oku
14.11.2024
Cumhuriyet sonsuza dek yaşayacak!

Cumhuriyet sonsuza dek yaşayacak!

Devamını Oku
31.10.2024
İş işten geçmeden

İş işten geçmeden

Devamını Oku
17.10.2024
Dil Devrimi 92 yaşında

Dil Devrimi 92 yaşında

Devamını Oku
03.10.2024
Narinler, Sılalar...

Narinler, Sılalar...

Devamını Oku
19.09.2024
Bir kendimiz sevemedik

Bir kendimiz sevemedik

Devamını Oku
05.09.2024
Konuşmalıyız!

Konuşmalıyız!

Devamını Oku
22.08.2024
Düşünce özgürlüğü mü?

Düşünce özgürlüğü mü?

Devamını Oku
08.08.2024
Kuş uykusu bitti!

Kuş uykusu bitti!

Devamını Oku
25.07.2024
Atatürk’ün Türk Dil Kurumu 92 yaşında

Atatürk’ün Türk Dil Kurumu 92 yaşında

Devamını Oku
11.07.2024