Mısır’da seçimle işbaşına gelen Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’yi askeri darbe ile deviren ve yerine geçen Abdül Fettah el Sisi’yi en şiddetle eleştirenlerin başında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gelir. Bu darbe ile demokrasinin katledildiğini her fırsatta tekrarlamaya da devam ediyor. Normal şartlarda bu eleştirilerinde haklı olurdu. Sonuçta darbeler demokrasinin başlıca düşmanıdır.
Fakat Türkiye’de “normal” sayılabilecek bir dönemden geçmiyoruz. Her şey anormal bir mecrada seyrediyor. Bugün Türkiye ve Mısır’a baktığımızda iki ülkenin demokrasi kültürüne hiçbir şekilde uymayan uygulamalar bakımından giderek birbirlerine benzediklerini görüyoruz. Daha doğrusu, bir zamanlar bölgeye demokrasi açısından örnek olması beklenen Türkiye Mısır’a benzemeye başladı.
Mısır’da demokrasiyi savunduğunu iddia eden Erdoğan’ın Türkiye’de demokrasiye ve bunun “olmazsa olmaz” koşulları olan, laiklik, çoğulculuk, basın ve fikir özgürlüğü, bağımsız hukukun üstünlüğü gibi değerlere ne kadar saygılı olduğu ortada. Demokrasimizdeki gerilemenin, Türkiye hakkında içeride ve dışarıda yürütülen tartışmaların odağına oturmuş olması boşlukta ortaya çıkmış olan bir durum değil.
Aslında Erdoğan ile AKP’nin Mısır’daki dertleri hiçbir zaman demokrasi olmadı. Şeriata dayalı bir dünya görüşüne sahip olan Müslüman Kardeşler tarafından yakalanan tarihi iktidar fırsatının zorla engellenmiş olmasını hazmedemiyorlar. Gerçekten demokrasi adına hayıflansalardı, Mursi’nin, devrilmeden önce, kendisine, Hüsnü Mübarek’te bile olmayan ve sorgulanamayan yetkiler verirken ayrıca ülkeye şeriat temelli bir anayasayı zorla dayatırken de bunu belli etmeleri gerekirdi.
Demokrasi kültürünü gerçekten özümsemiş olsalardı, üç Al Jazeera muhabirinin, icazetini Sisi yönetiminden alan bir mahkeme tarafından tartışmalı “deliller” ile üçer yıl hapse mahkûm edilmelerini de, başkaları gibi eleştirirlerdi. Erdoğan Mısır’daki demokrasiyi samimi olarak düşünüyor olsaydı nefret ettiği Sisi’ye karşı bu altın fırsatı kaçırmazdı.
Fakat Türkiye’de Vice News muhabiri ile kameramanı ve yardımcısının tutuklandığı, Koza İpek Holding’in medya kuruluşlarına baskınlar düzenlendiği ve muhalif gazetelerle gazetecilere karşı baskıların her gün giderek arttığı bir dönemde bunu elbette ki yapabilecek durumda değil. Kaldı ki “basın özgürlüğünün sınırları” konusunda Sisi’den çok farklı düşünmediğini geçmiş ifadeleri ile kendisi ortaya koydu.
Erdoğan Mısır’daki anti-demokratik gelişmeleri eleştirmediğini iddia ettiği Batı basınına çatarken aynı basının -aynen Mısır için yaptığı gibi- projektörlerini Türkiye’ye çevirmesine tahammül edemiyor. Özetle “demokrasi katili” olmakla suçladığı Sisi’nin özgür basın konusundaki tavrını paylaşıyor.
Mısır’da ekim ve kasım aylarında iki turlu meclis seçimleri yapılacak. Sisi’nin bunları manipüle edip Müslüman Kardeşler’le yakından uzaktan ilişkili olan kişilerin seçimlere katılmalarını engelleyeceğini tahmin etmek zor değil. Mısır ile aynı dönemde bizde de erken genel seçimler yapılacak. Erdoğan ve AKP’nin bunları manipüle etme çabaları, 7 Haziran seçimlerinin sonuçları belli olur olmaz başladı ve bunun anti-demokratik sonuçlarına ülke olarak bugün katlanıyoruz.
Türkiye’de kimin koalisyon hükümeti yerine erken seçim istediğini, bunu sağlayacak siyasi ortamı zorlamak için elinden geleni yaptığını ve daha şimdiden, anayasayı tekrar ihlal etme pahasına, yeniden bir siyasi parti ve ideoloji adına seçim kampanyası yürütmeye hazırlandığını herhalde bilmeyen yok.
Uzun lafın kısası, “Erdoğan’ın Türkiye’si” ve “Sisi’nin Mısır’ı” arasında sadece “derece farkı” var, o kadar. O da hızla kapanıyor.
Türkiye Mısır ile yarışıyor
Yazarın Son Yazıları
Kahraman’ın sözleri yararlı oldu
Gül’ün adı niçin yok?
Dış politikada demagojiye devam...
Çağdaşlık treni kaçıyor
Erdoğan’ın istediği sonucu alması zor görünüyor
Batı'nın tonu giderek sertleşiyor
Türkler Preet Bharara’yı niçin bu kadar çok seviyor?
Akılcı perspektiflerin kaçınılmaz zorunluluğu
Erdoğan’ın ABD ziyareti
Erdoğan’a diplomatik ‘mukabele-i bilmisil’
Erdoğan sevmese de diplomasi kuralları değişmez
Belçika’yı topa tutarken kendi zafiyetlerimizi unutmayalım
Ülkenin gidişatı hiç de parlak değil
Anlaşmayı ciddi zorluklar bekliyor
Liderler ‘yıkım senaryolarından’ medet ummamalı
Gün elbirliği ile çözüm arama günüdür
Mülteci anlaşmasının ‘getirisi’ ve ‘götürüsü’
Davutoğlu’nun İran ziyareti...
PYD’nin durumu sanıldığı kadar sağlam görünmüyor
Gerçek gazetecilere karşı yürütülen algı operasyonu
Yoksa AKP Sünni Araplara güvenmiyor mu?
Etrafımızdaki çember daralıyor
Ortadoğu bataklığına sürüklenmemeliyiz
Umarız ‘büyüklerimiz’ ne yaptıklarını biliyorlar
AKP’nin Türkiye için yarattığı Suriye hezimeti
Suriye gerçeğini ‘Eyli meyli’ çıkışlarla anlamak mümkün değil
Erdoğan'a sitemden başka seçenek kalmadı
Rusya ile çatışma olasılığı yabana atılamaz
Türkiye’nin PYD baş ağrısı bitmiş değil
Türkiye’nin PYD sınavı
Biden ziyareti anlaşmazlıkların altını çizdi
Davutoğlu’nu dinleyen var mı?
Davutoğlu’nun çıktığı Avrupa turunun arka planı
‘Akıllı dış politikanın’ kaçınılmaz önemi
AKP ‘coğrafyanın intikamı’ ile tanışıyor
Türkiye adına kim konuşuyor?
Türkiye Cumhuriyeti’nin içine düşürüldüğü vahim durum
Dış politikada zor bir yıl bekliyor bizi
Bölge yeniden şekillenirken Türkiye’nin rolü ne olacak?
Amerika’daki Donald Trump vakıası