Rusya’nın Suriye’de, sadece IŞİD’i değil, Türkiye’nin temasta olduğu diğer bazı radikal İslamcı grupları da hedef aldığı hava operasyonları, Ankara’nın bugüne kadar herhangi bir getiri sağlamayan Suriye kumarında potu iyice artırdı.
Bir Rus savaş uçağının Türk hava sahasını ihlal etmesi ile ortaya çıkan gerginlik ise Ankara’nın bundan sadece birkaç hafta öncesine kadar aklına dahi getiremeyeceği tehlikeli olasılıkları da gözler önüne serdi. Türkiye’nin Rusya’ya, tek başına karşı koyacak güçte olmadığı ortada.
Erdoğan’ın, “Rusya’nın Suriye’ye bir sınırı yok. Rusya neden bu denli bu işin içerisine giriyor” şeklindeki sözlerine gelince, bunlara “trajikomik” açıdan bakmak gerekiyor. Bunu ya destekçilerine dönük bir iç siyaset çıkışı ya da dünyadaki gerçeklerden ne denli habersiz olduğunun somut bir göstergesi olarak kabul etmek gerekiyor.
Bir zamanlar “yakın dostu” saydığı Rusya Devlet Başkanı Putin’den, “Bizi Şanghay Beşlisi’ne alın AB’yi anında unuturuz” talebinde bulunan, ayrıca eline geçen her fırsatı Batı karşıtlığını körüklemek için kullanan Erdoğan’ın şimdi, Türkiye’nin NATO üyeliğini hatırlayıp sırtını tekrar Batı’ya dayamaktan başka çaresi yok.
Rus uçağının Türk hava sahasını ihlal etmesinden hemen sonra ABD ve İngiltere gibi iki kilit NATO üyesinden gelen “Türkiye’nin yanındayız” şeklindeki destek mesajlarını da, Rusya’dan ziyade, Erdoğan’a yöneltilmiş olarak kabul etmek gerekiyor. Bu açıklamalarla söz konusu ülkeler, “şimdi herhalde hangi cenaha ait olduğunu hatırlarsın” demeye getiriyorlar.
Moskova da bunları bildiği için alttan alıyor. Rus yönetimi, Erdoğan’ın Moskova’ya dönük sözde “sert” eleştirilerinin ve alçak tondan gürlemelerinin fiiliyatta anlamsız olduğunu, bunların siyaseten yapılması gereken asgari açıklamalar olduğunu biliyor.
Gerçekte Erdoğan’ın asıl şimdi bölgeye dönük -İslami/Sünni temelli- ideolojik hesaplarını gözden geçirmekten başka bir seçeneği kalmadı. Bu arada, sırf hıncı nedeniyle, Rusya’nın Suriye’de bir batağa saplanmasını temenni edebilecek durumda da değil.
Zira Rusya’nın bu bataklığa saplanması, zaten Suriye’deki mevcut belirsizliklerle boğuşan Ankara’yı gelecekte hem mülteciler, hem radikal İslami terör, hem de Kürt meselesi açısından çok daha tehlikeli durumlarla karşı karşıya bırakacaktır.
Özetle, bir yandan Batı ile stratejik ilişkilerini tüm boyutlarıyla tekrar canlandırmak durumunda kalacak olan Ankara’nın, aynı zamanda Suriye krizine çözüm arayışları açısından Moskova ile çalışması gerekecek.
Özetle Ankara’nın, “Esed’i istemem, o gitsin sonra meseleyi çözelim” veya “PYD ve YPG benim için terörist örgütlerdir” şeklindeki dayanaksız politikası, Rusya’nın Suriye’ye askeri açıdan müdahalesiyle iyice suya düşmüş oldu.
Batı’da da zaten Esad’sız bir çözüm olamayacağı algısı iyice oturdu artık. Batı’nın Şam’da IŞİD’i, hatta Türkiye’nin desteklediği söylenen diğer bazı İslamcı grupları görmektense, en azından bir geçiş süresi için Esad’ı görmeyi tercih edeceği artık ortada.
Nitekim İngiltere Savunma Bakanı Philip Hammond da, birkaç gün önce, Esad’ın -ilerde yapılacak seçimlere katılmama şartıyla- üç yıl süreyle devlet başkanı olarak kalabileceğini söyledi. Bu süre sonunda gitmesini bırakın, Rusya ve İran’ın destekleriyle Esad daha uzun bir süre Suriye’nin başında kalabilir.
Büyük resim ortada ve Türkiye’nin -Erdoğan’ın ideolojik beklentileri için değil- kendi çıkarlarını koruyabilmek amacıyla neleri yapması gerektiği giderek netleşiyor. Gerekenleri yapmadığı takdirde - başka bir ifadeyle, başarısız Suriye kumarında ısrar etmesi halinde, Ankara’yı bugüne kadar yaşananlardan çok daha zorlu günlerin beklediğini görmek için uluslararası politika uzmanı olmak gerekmiyor.
Rusya Suriye kumarında potu artırdı
Yazarın Son Yazıları
Kahraman’ın sözleri yararlı oldu
Gül’ün adı niçin yok?
Dış politikada demagojiye devam...
Çağdaşlık treni kaçıyor
Erdoğan’ın istediği sonucu alması zor görünüyor
Batı'nın tonu giderek sertleşiyor
Türkler Preet Bharara’yı niçin bu kadar çok seviyor?
Akılcı perspektiflerin kaçınılmaz zorunluluğu
Erdoğan’ın ABD ziyareti
Erdoğan’a diplomatik ‘mukabele-i bilmisil’
Erdoğan sevmese de diplomasi kuralları değişmez
Belçika’yı topa tutarken kendi zafiyetlerimizi unutmayalım
Ülkenin gidişatı hiç de parlak değil
Anlaşmayı ciddi zorluklar bekliyor
Liderler ‘yıkım senaryolarından’ medet ummamalı
Gün elbirliği ile çözüm arama günüdür
Mülteci anlaşmasının ‘getirisi’ ve ‘götürüsü’
Davutoğlu’nun İran ziyareti...
PYD’nin durumu sanıldığı kadar sağlam görünmüyor
Gerçek gazetecilere karşı yürütülen algı operasyonu
Yoksa AKP Sünni Araplara güvenmiyor mu?
Etrafımızdaki çember daralıyor
Ortadoğu bataklığına sürüklenmemeliyiz
Umarız ‘büyüklerimiz’ ne yaptıklarını biliyorlar
AKP’nin Türkiye için yarattığı Suriye hezimeti
Suriye gerçeğini ‘Eyli meyli’ çıkışlarla anlamak mümkün değil
Erdoğan'a sitemden başka seçenek kalmadı
Rusya ile çatışma olasılığı yabana atılamaz
Türkiye’nin PYD baş ağrısı bitmiş değil
Türkiye’nin PYD sınavı
Biden ziyareti anlaşmazlıkların altını çizdi
Davutoğlu’nu dinleyen var mı?
Davutoğlu’nun çıktığı Avrupa turunun arka planı
‘Akıllı dış politikanın’ kaçınılmaz önemi
AKP ‘coğrafyanın intikamı’ ile tanışıyor
Türkiye adına kim konuşuyor?
Türkiye Cumhuriyeti’nin içine düşürüldüğü vahim durum
Dış politikada zor bir yıl bekliyor bizi
Bölge yeniden şekillenirken Türkiye’nin rolü ne olacak?
Amerika’daki Donald Trump vakıası