Saray’dan, dolardaki anormal sıçrama ve dolayısıyla TL’deki vahim değer kaybı konusunda toplumu “rahatlatma” amacıyla yapılan açıklamadan ve Başbakan Davutoğlu’nun bunu destekleyen sözlerinden kimlerin rahatlamış olabileceğini düşünmek zor. Çok daha inandırıcı olan ekonomistlere bakarsak, ekonomimizin hızla ciddi bir krize doğru yuvarlandığına inanmak daha kolay.
Özetle, ne Güngör Uras’ın “Ayşe teyzesini” ne de Hürriyet’ten Erdal Sağlam’ın dünkü yazısında işaret ettiği gibi “Anadolu Kaplanlarını” iyi günler bekliyor. Fakat halkın yaşadığı ve yaşayacağı sıkıntılar bir yana, burada asıl sınanan Recep Tayyip Erdoğan’dır.
Seçimler öncesinde yaptığı ve yanlış çıkan hesaplarını zorla tutturmak için, ülkeye maliyeti ne olursa olsun, her yolu denemeye razı olduğunu gösteriyor. Fakat 7 Haziran’da “büyüsünü” kaybeden AKP için saati geriye çevirme çabalarının önüne sürekli istemediği engeller dikiliyor. Şimdi de karşısına dolar çıktı.
Saray’ın son ekonomik gelişmelerden dolayı endişeli olduğu, yapılan açıklamalardan anlaşılıyor. Bunun bir göstergesi ise toplumu bilgilendirmekten çok “fantastik” çıkışlarıyla eğlendirmeye yarayan “jöleli” arkadaşın şu sıralarda arka planda tutuluyor olmasıdır. Onun yerine Erdoğan’ın başdanışmanı Cemil Ertem konuşturuluyor.
Ertem, önceki gün AA muhabirine yaptığı değerlendirmede kur artışını “Türkiye’deki siyasi nedenlere” bağlamış. Merkez Bankası’nın, kurun yükselmesini “kalıcı ve kriz işareti olarak yorumlamadığını” anımsatarak, “Biz de Türkiye ekonomisinin temellerini sağlam görüyoruz. Türkiye’de bir kriz işareti görüntüsü yoktur; yakın bir gelecekte de yoktur” diye konuşmuş.
Erdoğan’ın gürlemeleri ve AKP’nin baskıları nedeniyle gerekli adımları bir türlü atamayan Merkez Bankası’nın burada “referans” olarak gösterilmesi elbette ki inandırıcı değil. Bunun nedenlerini ciddi ekonomi yazarlarının yazdıklarında bulmak mümkün. Fakat Ertem’in sözlerinde asıl dikkat çeken husus, mevcut durumu “Türkiye’deki siyasi nedenlere bağlamış” olmasıdır.
Bu bile Saray’ın ekonomideki gelişmeler konusunda “gerçekçi” bir düzleme geldiğini gösteriyor. Normal şartlarda Erdoğan’ın meydanlara çıkıp ekonomideki olumsuz gelişmeleri “Yahudilerin güdümündeki uluslararası faiz lobisine” bağlaması gerekirdi. Türkiye konusunda olumsuz beklentilerini açıklayan kredi değerlendirme kurumlarıyla yabancı ekonomistlerin de bu lobinin güdümünde olduğunu iddia etmesi gerekirdi.
Dahası, işi tam kıvamına getirmek için, bu iddiaları “paralel yapı” söylemiyle bezemesi gerekirdi. Bunları yapmaması, Saray’ın ekonomi konusundaki temel düşünce tarzının, kısmen de olsa, gerçekçilikten yana değişmekte olduğunu gösteriyor. Tabii Saray, buna rağmen, yaşanan durumun geçici olduğunu, her şeyin yakında normale döneceğini anlatmaya çalışıyor.
En az ikna edici olduğu nokta ise bu, zira içerde yaşanan karmaşanın kimin anayasayı hiçe sayan müdahaleleri ve hangi hükümetin nöbeti sırasında “aniden” ortaya çıktığı açıkça görülüyor. Bunların yaşanmaması için gerekli her türlü fedakârlığı göstermesi gerekenlerin nasıl, sırf siyasi ihtiras uğruna, yangına körükle gittikleri de ortada.
Hal böyle olunca, insan bu karmaşa sayesinde saati 7 Haziran öncesine çevirme çabalarının hangi cesaretle sürdürülebildiğini merak ediyor. Ortamı karıştırıp ekonomiyi kriz rotasına soktuktan sonra insanların bu durumu yaratanlara veya en azından karışıklığın yaşanmaması için ellerinden geleni yapmayanlara oy vermelerini beklemek de farklı bir hezeyan gibi geliyor.
Aptal yerine konmaya çalışılan vatandaş buna yanıtını erken seçimlerde kuşkusuz verecektir.
Erdoğan’ın dolar ile imtihanı
Yazarın Son Yazıları
Kahraman’ın sözleri yararlı oldu
Gül’ün adı niçin yok?
Dış politikada demagojiye devam...
Çağdaşlık treni kaçıyor
Erdoğan’ın istediği sonucu alması zor görünüyor
Batı'nın tonu giderek sertleşiyor
Türkler Preet Bharara’yı niçin bu kadar çok seviyor?
Akılcı perspektiflerin kaçınılmaz zorunluluğu
Erdoğan’ın ABD ziyareti
Erdoğan’a diplomatik ‘mukabele-i bilmisil’
Erdoğan sevmese de diplomasi kuralları değişmez
Belçika’yı topa tutarken kendi zafiyetlerimizi unutmayalım
Ülkenin gidişatı hiç de parlak değil
Anlaşmayı ciddi zorluklar bekliyor
Liderler ‘yıkım senaryolarından’ medet ummamalı
Gün elbirliği ile çözüm arama günüdür
Mülteci anlaşmasının ‘getirisi’ ve ‘götürüsü’
Davutoğlu’nun İran ziyareti...
PYD’nin durumu sanıldığı kadar sağlam görünmüyor
Gerçek gazetecilere karşı yürütülen algı operasyonu
Yoksa AKP Sünni Araplara güvenmiyor mu?
Etrafımızdaki çember daralıyor
Ortadoğu bataklığına sürüklenmemeliyiz
Umarız ‘büyüklerimiz’ ne yaptıklarını biliyorlar
AKP’nin Türkiye için yarattığı Suriye hezimeti
Suriye gerçeğini ‘Eyli meyli’ çıkışlarla anlamak mümkün değil
Erdoğan'a sitemden başka seçenek kalmadı
Rusya ile çatışma olasılığı yabana atılamaz
Türkiye’nin PYD baş ağrısı bitmiş değil
Türkiye’nin PYD sınavı
Biden ziyareti anlaşmazlıkların altını çizdi
Davutoğlu’nu dinleyen var mı?
Davutoğlu’nun çıktığı Avrupa turunun arka planı
‘Akıllı dış politikanın’ kaçınılmaz önemi
AKP ‘coğrafyanın intikamı’ ile tanışıyor
Türkiye adına kim konuşuyor?
Türkiye Cumhuriyeti’nin içine düşürüldüğü vahim durum
Dış politikada zor bir yıl bekliyor bizi
Bölge yeniden şekillenirken Türkiye’nin rolü ne olacak?
Amerika’daki Donald Trump vakıası