AKP iktidarının asıl hedefi IŞİD mi, yoksa “terörle topyekûn mücadele” kisvesi altında kendi siyasi amaçları uğruna Türkiye ve Suriye’deki Kürtlerin önünü kesmek mi, belli değil. Son kanlı saldırılarına kimsenin anlam veremediği PKK’ye karşı ebette ki mücadele edilmeli. Ancak IŞİD ve PKK’ye karşı sergilenen “asimetrik tepki” ile burada sanki farklı bir gündem güdülüyor. Amacın, korku ve tepki yoluyla seçmeni erken seçimlerde AKP’ye yöneltmek olmasından şüpheleniliyor.
Batılı diplomatlar da buna inanmaya başlamışlar. Türkiye’nin IŞİD’e karşı mücadeleye katılmasından ne kadar memnuniyet duyuyorlarsa, PKK’ye karşı açılan savaşın asıl amaçlarından o kadar kaygı duyuluyor. Demokratik yollardan seçilmiş olan HDP’nin de bu çerçevede hedef alınacağı ve Türkiye’de IŞİD’e karşı mücadelenin TürkKürt kavgası yüzünden sulanacağı düşünülüyor.
Ancak şu da soruluyor: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve AKP’nin amacı gerçekten bu ise, bu hesap tutmadığında ne olacak? Sonuçta AKP’nin olası erken seçimlerden kazançlı çıkabileceğine dair hiçbir garanti yok. Diyelim ki yine kaybetti veya en azından ne kendi beklentilerini, ne de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hayallerini gerçekleştirmeye yetecek desteği alabildi. Türkiye bugünkünden daha iyi bir durumda mı, yoksa çok daha kötü bir durumda mı olacak? Bunun yanıtı ortada. Onun için AKP, Kürtler üzerinden erken seçimlere dönük hesaplar yapıyorsa, ülkenin istikrarı ve güvenliği ile kumar oynuyor demektir.
Kaldı ki şu da var: İncirlik’i açıp IŞİD’e karşı mücadeleye aktif biçimde katılmaya başlaması, AKP iktidarına karşı içerde ve dışarıda duyulan kuşkuları gidermiş değil. Sadece son günlerde polis tarafından gözaltına alınan IŞİD destekçileri ve sempatizanları bile bu kuşkuları besliyor. “Bunların yeri yurdu biliniyordu da niçin daha önce harekete geçilmedi” sorusu bugünlerde çok soruluyor.
Söylenenleri kaynağından ve doğru okuyanlar, Batı’dan yapılan açıklamaların nüanslarını fark etmişlerdir. Ne diyor Washington? “Türkiye’nin terör listeme aldığım PKK’ye karşı kendisini savunma hakkı var. Bu konuda Ankara’yı destekliyorum. PKK’ye de Türkiye ile diyaloğa dönmesi çağrısında bulunuyorum.” Söylenen bu, ancak satır aralarını iyi okumak gerekiyor.
PKK’ye yapılan “diyaloğa dön” çağrısı, aynı zamanda Türkiye’ye yapılan bir çağrıdır. “PKK diyalog isterse bunu reddetme” deniyor. Başta Almanya olmak üzere, Avrupalı müttefikler daha net konuşup PKK ile müzakere sürecine dönülmesin istiyorlar.Özetle, PKK’ye karşı topyekûn savaşın ve bu çerçevede HDP’ye karşı baskıların artırılmasının Batı’da kabul görmeyeceği şimdiden belli.
ABD, “PKK benim terör listemde” derken şunu da söylüyor: “Suriye’de müttefiklerim olan PYD ve YPG ise bu listemde yoklar, onun için bu gruplara karşı girişeceğin askeri operasyonlar benden destek görmez.” Türkiye’nin bugün için talep ettiği acil NATO toplantısında müttefiklerini PYD’ye karşı harekete geçirmek, hatta ittifakın önceliğini IŞİD’den PKK’ye kaydırmak gibi bir niyeti varsa, bunun gerçekleşmeyeceğini peşinen söyleyebiliriz.
ABD ile diğer NATO müttefiklerinin, PYD ve YPG’nin Suriye’de IŞİD’e karşı kendilerine sağladığı avantajı, henüz tam güvenemedikleri ve ağırlığını IŞİD’e karşı değil, PKK’ye karşı kullanan Türkiye uğruna feda edeceklerini düşünmek saflık olur. Türkiye, Suriye ve IŞİD konusundaki hatalı hesapları nedeniyle Batı’yı PYD’nin ve genelde Kürtlerin yanına itti. ABD Savunma Bakanı Ashton Carter’ın geçen günlerde Erbil’e yaptığı sürpriz ziyarette peşmergeye yağdırdığı övgüleri de bu çerçevede görmek gerekir.
IŞİD ile PKK’ye karşı mücadelenin aynı kefede ele alınamayacağı aşikâr. Sonuçta Türkiye’yi tehdit etse de IŞİD ile mücadelenin iç siyasi ve sosyal boyutu yok veya varsa çok zayıf. PKK ile mücadelenin ise çok ciddi iç siyasi ve sosyal boyutları var. Bugüne kadar askeri yöntemlerle çözülemeyen bu sorunun tek çözüm yolunun diyalogdan geçtiğini, aksi takdirde kan ve gözyaşına tekrar hazırlıklı olmamız gerektiğini artık herkes görmeli.
Bu arada basit siyasi hesaplar uğruna savaş isteyenler varsa ne istediklerini çok iyi düşünmeliler, zira tarih affetmez.
AKP’nin tehlikeli hesapları
Yazarın Son Yazıları
Kahraman’ın sözleri yararlı oldu
Gül’ün adı niçin yok?
Dış politikada demagojiye devam...
Çağdaşlık treni kaçıyor
Erdoğan’ın istediği sonucu alması zor görünüyor
Batı'nın tonu giderek sertleşiyor
Türkler Preet Bharara’yı niçin bu kadar çok seviyor?
Akılcı perspektiflerin kaçınılmaz zorunluluğu
Erdoğan’ın ABD ziyareti
Erdoğan’a diplomatik ‘mukabele-i bilmisil’
Erdoğan sevmese de diplomasi kuralları değişmez
Belçika’yı topa tutarken kendi zafiyetlerimizi unutmayalım
Ülkenin gidişatı hiç de parlak değil
Anlaşmayı ciddi zorluklar bekliyor
Liderler ‘yıkım senaryolarından’ medet ummamalı
Gün elbirliği ile çözüm arama günüdür
Mülteci anlaşmasının ‘getirisi’ ve ‘götürüsü’
Davutoğlu’nun İran ziyareti...
PYD’nin durumu sanıldığı kadar sağlam görünmüyor
Gerçek gazetecilere karşı yürütülen algı operasyonu
Yoksa AKP Sünni Araplara güvenmiyor mu?
Etrafımızdaki çember daralıyor
Ortadoğu bataklığına sürüklenmemeliyiz
Umarız ‘büyüklerimiz’ ne yaptıklarını biliyorlar
AKP’nin Türkiye için yarattığı Suriye hezimeti
Suriye gerçeğini ‘Eyli meyli’ çıkışlarla anlamak mümkün değil
Erdoğan'a sitemden başka seçenek kalmadı
Rusya ile çatışma olasılığı yabana atılamaz
Türkiye’nin PYD baş ağrısı bitmiş değil
Türkiye’nin PYD sınavı
Biden ziyareti anlaşmazlıkların altını çizdi
Davutoğlu’nu dinleyen var mı?
Davutoğlu’nun çıktığı Avrupa turunun arka planı
‘Akıllı dış politikanın’ kaçınılmaz önemi
AKP ‘coğrafyanın intikamı’ ile tanışıyor
Türkiye adına kim konuşuyor?
Türkiye Cumhuriyeti’nin içine düşürüldüğü vahim durum
Dış politikada zor bir yıl bekliyor bizi
Bölge yeniden şekillenirken Türkiye’nin rolü ne olacak?
Amerika’daki Donald Trump vakıası