Seçim sonuçları hakkında söylenecek fazla bir şey yok. Kimlerin kazandığı ve kimlerin kaybettiği açıkça görülüyor. Sandıktan çıkan sonucun nedenlerine gelince, bunlar yeterince analiz ediliyor ve kuşkusuz uzun süre edilecek.
Şu anda önemli olan tek husus, seçmenin, en azından önümüzdeki dört yıl için, iktidarı “istikrar” adına tekrar AKP’ye -ve dolayısıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a- vermiş olmasıdır.
Ancak, ülke hâlâ içeride ve dışarıda ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunuyor. AKP seçimleri kazandı diye bunlar ortadan kalmış değil.
Örneğin, Ankara’nın Suriye’de gelişen durum karşında nasıl bir tavır takınacağına dair sorular her zamanki önemini koruyor. AKP’nin içerde, bazı trollerinin arzuladığı hesaplaşmalara yönelmesi, Türkiye’de dikkatlerin tekrar dağılması ve Ankara’nın bölgesinde daha fazla zemin kaybetmesine yol açacaktır.
Öte yandan, seçim sonuçları Batı ile ilişkilere ve Türkiye’nin AB perspektifine önem verenlerin kaygılarını da artıracaktır. Elde edilen sonuçlar, bu kumaştan demokrasi, basın özgürlüğü, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi Avrupai değerlere saygılı bir ülkenin kolay kolay ortaya çıkamayacağını da göstermiş oldu.
Öyle anlaşılıyor ki, AKP’ye oy verenler, Türkiye’de bu alanlarda görülen ciddi eksikliklerden çok da fazla kaygı duymuyor. Halkın önemli bir kesimi, laik bakış açısı, çağdaşlık ve demokratik özgürlükler yerine, içi boş da olsa, “istikrar” adına yapılan vaatleri tercih ediyor. İslamcılık adına yapılan dayatmalardan da fazla endişelenmiyor, hatta bunları istiyor.
Aynı şekilde, anayasayı yok sayabilen, hukuku kendi ihtiyaçlarına göre kullanan, muhaliflere baskı ve zulüm uygulayan eli sopalı bir lider portresinden de rahatsızlık duymuyor. Aksine böyle bir lideri tercih ediyor. Özetle, bu seçimler Türkiye’nin sosyolojik fotoğrafını da çekmiş oldu.
Ortaya çıkan görüntü ise çağdaş uygarlığa erişmek isteyen bir ülke ile uyumlu değil. Karşımızda yapısı itibarıyla Avrupa’dan çok yeri Ortadoğu’da olan bir ülke görüntüsü var. Bu elbette ki Avrupa’daki sağı da memnun edecek bir gelişme.
Toplumumuzun yüzünü Batı’ya dönmüş kesimi için gelinen bu nokta “felaket” olabilir. Fakat AKP’ye ve AKP’nin ideolojik bakış açısından çok da uzak olmayan MHP’ye oy verenler açısından bu ciddi bir sorun teşkil etmiyor.
Onlar için bu durum aslında Türkiye için gecikmiş bir “normalleşme” ve “özüne dönme” sürecini temsil ediyor. Başka bir ifadeyle, laik Kemalist milliyetçiler ile Batı yanlısı liberal demokratlar Türkiye’deki siyasi mücadelelerini, en azından görülebilir bir gelecek için, kaybettiler.
Ancak tekrarlamak gerekiyorsa, ülke, sadece dışarıda değil, içeride de ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunuyor. Bunların başında Kürt meselesi geliyor. Kaybedilen göreli ekonomik istikrarın da yeniden tesis edilmesi gerekiyor. Bu sorunlara çözüm arayışlarında ipler tümüyle AKP’nin elinde olmayacak.
AKP kontrol edemediği koşullara ve gelişmelere göre pozisyonlar takınmak zorunda kalacak. Tabii bunu yapar mı, o belli değil. Örneğin dış politikada gerekli olan revizyonlara karşı gösterdiği direnç bu açıdan pek de umut vaat etmiyor. Zafer sarhoşluğu ile “kim ne derse desin, bildiğimi yaparım” demeye devam ederse Türkiye’yi yeni açmazlara sürükleyebilir.
AKP bu seçimleri sonuçta “istikrar” vaadiyle kazandı. Zaferine saygı duymalıyız. Ancak gerçek anlamdaki “istikrarı” sağlayıp sağlayamayacağı henüz belli değil. Seçim sonuçları AKP dahil herkesi şaşırttı. AKP’nin şimdi kendisine oy vermeyenleri, bu kez olumlu anlamda, bir kez daha şaşırtmasını bekliyoruz.
Mayasında var mı bu, hep birlikte göreceğiz. Yoksa o zaman bu ülke iyice bölünerek tehlikeli bir rotaya sokulmuş olacak. AKP’nin içinde bunu görebilenlerin olduğunu umuyoruz.
AKP vaat ettiği istikrarı sağlayabilecek mi?
Yazarın Son Yazıları
Kahraman’ın sözleri yararlı oldu
Gül’ün adı niçin yok?
Dış politikada demagojiye devam...
Çağdaşlık treni kaçıyor
Erdoğan’ın istediği sonucu alması zor görünüyor
Batı'nın tonu giderek sertleşiyor
Türkler Preet Bharara’yı niçin bu kadar çok seviyor?
Akılcı perspektiflerin kaçınılmaz zorunluluğu
Erdoğan’ın ABD ziyareti
Erdoğan’a diplomatik ‘mukabele-i bilmisil’
Erdoğan sevmese de diplomasi kuralları değişmez
Belçika’yı topa tutarken kendi zafiyetlerimizi unutmayalım
Ülkenin gidişatı hiç de parlak değil
Anlaşmayı ciddi zorluklar bekliyor
Liderler ‘yıkım senaryolarından’ medet ummamalı
Gün elbirliği ile çözüm arama günüdür
Mülteci anlaşmasının ‘getirisi’ ve ‘götürüsü’
Davutoğlu’nun İran ziyareti...
PYD’nin durumu sanıldığı kadar sağlam görünmüyor
Gerçek gazetecilere karşı yürütülen algı operasyonu
Yoksa AKP Sünni Araplara güvenmiyor mu?
Etrafımızdaki çember daralıyor
Ortadoğu bataklığına sürüklenmemeliyiz
Umarız ‘büyüklerimiz’ ne yaptıklarını biliyorlar
AKP’nin Türkiye için yarattığı Suriye hezimeti
Suriye gerçeğini ‘Eyli meyli’ çıkışlarla anlamak mümkün değil
Erdoğan'a sitemden başka seçenek kalmadı
Rusya ile çatışma olasılığı yabana atılamaz
Türkiye’nin PYD baş ağrısı bitmiş değil
Türkiye’nin PYD sınavı
Biden ziyareti anlaşmazlıkların altını çizdi
Davutoğlu’nu dinleyen var mı?
Davutoğlu’nun çıktığı Avrupa turunun arka planı
‘Akıllı dış politikanın’ kaçınılmaz önemi
AKP ‘coğrafyanın intikamı’ ile tanışıyor
Türkiye adına kim konuşuyor?
Türkiye Cumhuriyeti’nin içine düşürüldüğü vahim durum
Dış politikada zor bir yıl bekliyor bizi
Bölge yeniden şekillenirken Türkiye’nin rolü ne olacak?
Amerika’daki Donald Trump vakıası