Kelime oyunlarına kolay gelen bir milletiz. Bunu Bağdat’tan IŞİD’ekarşı savaşın koordinasyonunu sağlayan Amerikalı Albay Steve Warren’ın yaptığı “YPG’ye artık silah sağlamayacağız” açıklamasına tepkilerde de görüyoruz.
Bu açıklama basınımızda nüanslara bakılmaksızın işlenip yorumlandı. Hükümet yetkilileri de bunu kamuoyuna Ankara’nın başarısı olarak sunuyor. Aslında belli bir başarıdan da söz edebiliriz. Kısa bir süre öncesine kadar ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüleri, “PKK bize göre terör örgütüdür ama PYD’yi öyle görmüyoruz ve işbirliğine devam edeceğiz” diye adeta meydan okuyan açıklamalar yapıyordu.
Warren’ın sözleri ise Amerikan tarafının Ankara’nın bu konudaki hassasiyetini anlamaya başladığını gösteriyor. Türkiye’nin, Fırat’ın batısına geçmeye çalışan PYD’lileri bombaladığına dair açıklamaları da tabii ki bunda etkili olmuş olabilir.
Fakat Ankara’nın elini güçlendiren asıl husus bu değil. Türkiye’nin ABD için önemi, IŞİD’e karşı savaştaki stratejik konumudur. ABD bu konumun sağladığı avantajı elbette ki kaybetmek istemiyor. Bunun bedelinin ise PYD ile arasına mesafe koyuyormuş gibi görünmekten geçtiğini biliyor.
Fakat gerçekten olan bu mu? Warren, silah yardımının bundan böyle YPG’ye değil, daha önce 50 ton mühimmat sağlanırken yapıldığı gibi, “Suriye Arap Koalisyonu’na” yapılacağını söyledi. Burada kast ettiği koalisyon Washington’ın “Suriye Demokratik Güçleri” adı altında kurduğu oluşumdur.
İsmine rağmen bu oluşum ağırlıklı olarak Kürt savaşçılardan oluşuyor. Yani PYD ve YPG mensuplarından. ABD’ye göre IŞİD’e karşı en etkin mücadeleyi de bunlar veriyor. Nitekim daha önce yapılan 50 ton mühimmat yardımının önemli bir bölümü de bu gruplara gitmişti.
Washington’ın bunları kolay terk etmeyeceği malum, zira bu, IŞİD’e karşı sahada zaten zorlandığı bir sırada elini daha da zayıflatacaktır. Ancak Türkiye’yi ve yeni ilişkiler geliştirmeye başladığı İran’ı Kürt savaşçılar konusuyla daha fazla gocundurmamak için olaya bir kılıf uydurdu.
Yoksa Warren, “bundan sonra silah yardımı Suriye Arap Koalisyonu’na gidecek” derken, herkes koalisyonun ağırlıklı unsuru olan YPG’nin de bundan payını alacağını biliyor. Özetle burada söz konusu olan bir “diplomatik gönül almadır.”
Ankara da öyle algılamış olmalı ki Dışişleri’nden, Warren’ın sözleri üzerine yapılan açıklamada “memnunuz ama bekleyip göreceğiz” türünden ihtiyatlı bir yaklaşım vardı. Bu “gönül alma” egzersizi karşılığında ABD’nin de Türkiye’den beklentileri var elbette.
Özetle Ankara’ya, “artık ayak sürmekten vazgeç ve IŞİD’e karşı daha kararlı mücadele et” deniyor. Son dönemde IŞİD militanları ile Diyarbakır’da girilen çatışma, çeşitli diğer kentlerde örgütün hücre evlerine yapılan baskınlar da Türkiye’nin mesajı aldığını gösteriyor. Burada Ankara katliamının etkisi de yadsınamaz tabii.
Kısacası Türkiye’nin IŞİD ile mücadelesi ve ABD’nin PYD ile arasında mesafe sokuyor görüntüsü vermesi arasında ters orantılı bir ilişki var. Fakat bu ABD’nin PYD’den vazgeçeceği anlamına gelmiyor. Hele hele ABD Kongresi’nde Kürtlerle işbirliğinin geliştirmesi için baskılar yapılırken.
Türkiye Suriyeli Kürtleri, Iraklı Kürtler konusunda zaman içinde yaptığı gibi, hesaba katmak zorunda kalacak. Çözüm sürecine dönülmesi halinde PYD ile köprüler kurulmaya çalışılacağı da aşikâr.
Suriye’de zıt taraflarda olsalar da Kürt meselesinde önemli ölçüde aynı sayfada olan Türkiye ve İran’ın baskılarıyla Suriyeli Kürtler tüm istediklerini belki elde edemeyecekler. Fakat Ankara’nın da Suriyeli Kürtler konusunda istediklerini tümüyle elde edemeyeceği kesin gibi görünüyor.
ABD, PYD’den vazgeçmez
Yazarın Son Yazıları
Kahraman’ın sözleri yararlı oldu
Gül’ün adı niçin yok?
Dış politikada demagojiye devam...
Çağdaşlık treni kaçıyor
Erdoğan’ın istediği sonucu alması zor görünüyor
Batı'nın tonu giderek sertleşiyor
Türkler Preet Bharara’yı niçin bu kadar çok seviyor?
Akılcı perspektiflerin kaçınılmaz zorunluluğu
Erdoğan’ın ABD ziyareti
Erdoğan’a diplomatik ‘mukabele-i bilmisil’
Erdoğan sevmese de diplomasi kuralları değişmez
Belçika’yı topa tutarken kendi zafiyetlerimizi unutmayalım
Ülkenin gidişatı hiç de parlak değil
Anlaşmayı ciddi zorluklar bekliyor
Liderler ‘yıkım senaryolarından’ medet ummamalı
Gün elbirliği ile çözüm arama günüdür
Mülteci anlaşmasının ‘getirisi’ ve ‘götürüsü’
Davutoğlu’nun İran ziyareti...
PYD’nin durumu sanıldığı kadar sağlam görünmüyor
Gerçek gazetecilere karşı yürütülen algı operasyonu
Yoksa AKP Sünni Araplara güvenmiyor mu?
Etrafımızdaki çember daralıyor
Ortadoğu bataklığına sürüklenmemeliyiz
Umarız ‘büyüklerimiz’ ne yaptıklarını biliyorlar
AKP’nin Türkiye için yarattığı Suriye hezimeti
Suriye gerçeğini ‘Eyli meyli’ çıkışlarla anlamak mümkün değil
Erdoğan'a sitemden başka seçenek kalmadı
Rusya ile çatışma olasılığı yabana atılamaz
Türkiye’nin PYD baş ağrısı bitmiş değil
Türkiye’nin PYD sınavı
Biden ziyareti anlaşmazlıkların altını çizdi
Davutoğlu’nu dinleyen var mı?
Davutoğlu’nun çıktığı Avrupa turunun arka planı
‘Akıllı dış politikanın’ kaçınılmaz önemi
AKP ‘coğrafyanın intikamı’ ile tanışıyor
Türkiye adına kim konuşuyor?
Türkiye Cumhuriyeti’nin içine düşürüldüğü vahim durum
Dış politikada zor bir yıl bekliyor bizi
Bölge yeniden şekillenirken Türkiye’nin rolü ne olacak?
Amerika’daki Donald Trump vakıası