Sol, sağ, orta, liberallik, bunların aşırılıkları ve ılımlı halleri bir konumdur, bir zihinsel ve ruhsal, toplumsal ve sınıfsal koşullanmadır.
Jean-Paul Sartre, “İnsan bir ‘durum’dan ibarettir: Bir işçi, bir burjuva gibi düşünüp bir burjuva gibi hissedemez; ama bir insanın gerçek ve eksiksiz bir insan olabilmesi için, bu durumun yaşanması ve belli bir amaca doğru aşılması gerekir...//... Hayır, işçi burjuva gibi yaşayamaz; bugünkü toplumsal düzen içinde, ücretlilik durumunu sonuna kadar yaşaması ve ona katlanması gerekir. Bundan hiçbir kaçış yolu, başvurulacak hiçbir ‘mercii’ yoktur. Fakat insan bir ağacın ya da taşın var olduğu gibi var olamaz: İşçi, kendini işçi yapmalıdır.” Situations II, Gallimard, S.27 “Présentation des Temps modernes” (1945)
Bir ücret karşılığı çalışan insanın bir işçiye dönüşmesi, kendini işçi sınıfının bir üyesi olarak hissetmesi onun bilinçlenme sürecine bağlıdır. Bir köylünün kendini köylü ve çiftçi gibi (olarak) hissetmesi çok kolay ve doğaldır, çünkü belli bir ortamın içinde, o ortam için doğmuştur. Ancak bir köylünün, bir çiftçinin kendini işçi olarak hissetmesi, işçileşmesi hiç de kolay değildir.
Arthur Koestler, “Darknes at Noon” (Gün Ortasında Karanlık) adlı müthiş romanında 1930’lar Sovyetler Birliği’ni anlatır. Roman kahramanı Rubashov (Buharin) aracılığıyla iktidar-yetki ilişkisini sorgularken, “öznel iyi” aynı zamanda “nesnel iyi” de olabilir mi ve kişi, insanlık adına başkalarına kendi doğrularını dayatabilir mi gibi sorulara cevap arar. Beni en çok etkileyen sahneyi anlatayım: Bir yerde bir demirçelik fabrikası kurulur. Civarda yaşayan köylüleri işe alırlar. Bu köylüler yüksek fırının ocağını kömürle doldurduktan sonra vurup kafayı uyurlar. Tarlayı sürdükten sonra yaptıkları gibi. Onlar uyurken ocak söner ve işler berbat olur. Köylüler hayatları boyunca saate bakmamışlardır. Saat kavramı yoktur kafalarında. Rubashov, Sovyet sanayisini sabote ettiği iddiasıyla ve vatana ihanet suçlamasıyla yargılanır.
Sivaslı köylü, çift bozup İstanbul’a gelir. Çoluk-çocuk bir işe girerler. Aradan zaman geçer, Boğaz’ın sırtlarında bir gecekondu yaparlar. Gecekonduya su ve elektrik bağlanır. Dahası yol yapılır, muhtarlık kurulur. Böyle bir şey Avrupa’da, ABD’de mümkün değildir. Sivaslı’nın hayali başkadır. Bu hayalini gerçekleştirmek için iktidardaki işçi düşmanı sağcı-dinci partiye oy verir. İşçi sendikasına üye olmaz. Çoğu kendisine benzeyen iş arkadaşlarıyla, işçi sınıfı yararına, herhangi bir dayanışma yapmaz. Dahası, işçi sınıfına düşman olur.
Köylünün, işçinin sınıf bilincine erişmesine (ne yazıktır ki) Cumhuriyet’in devletçi ve halkçı, hümanist siyaseti de engel oldu. Bedava okullarıyla, parasız yatılı ortaokul, lise, üniversite sistemiyle, “fakir”in çocuklarının (ne iyi ki) önünü açtı, sınıfsal engeli ortadan kaldırdı; Aziz Sancar, Halil İnalcık, Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan ve daha niceleri küçük burjuva ve burjuva sınıflarına atladılar. (Bu elbette bir çelişkidir.) Onlar sınıf atlayarak muratlarına erdiler ama işçi sınıfı yoksa demokrasi de yoktur. 1960-70’lerde varoşların devrimcileşmesi de sağlıklı evrim değildi. Onlar sosyalizmin yolunu açacak işçi hakları değil, tam tersine zenginleşme hakkı istiyorlardı. Aynı duruma yurtdışında çalışmaya giden köylülerin evriminde de tanık olduk. Saf solcular, o zamanlar, bunların Almanya’da ve öteki ülkelerde komünistleşeceğini, sosyalistleşeceğini, yurda dönünce “devrim”e öncülük edeceklerini sanıyorlardı. İlk gidenler, ülkeye tatil için Mercedesleriyle gelerek hava attılar. Şimdi, çalıştıkları ülkede sol partilere, Türkiye’de AKP’ye oy veriyorlar.
Türkiye gibi bir ülkede çalışanın işçileşmesi çok zor. 3. havalimanında birinci parti AKP, ikinci parti HDP, üçüncü parti CHP imiş. Birinci parti dinci, ikinci parti etnikçi, üçüncü parti halkçı. Her şey tersine!
Nasıl işçi olunur?
Yazarın Son Yazıları
Lawrence Durrell’in İskenderiye Dörtlüsü’nden (Justine, Balthazar, Mountolive, Clea) ilk kez Yusuf ağabey (Yusuf Atılgan) söz etmişti İzmir’de.
11 Ocak 2026 gün ve 418665 başlıklı yazım “Çünkü ‘Arkamdan ne derler’ kaygısı her zaman en önemli ilkem oldu...” cümlesiyle bitiyordu.
“Dört yüz on sekiz bin altı yüz altmış beş” çocuk işçilik döneminde benim sağlık sigortası numaramdır.
12 Aralık 2025 tarihli yazımdan bir alıntı yaparak bugünkü yazıma başlayacağım...
Luvi bölgeleri...
Anadolu tarihi: Anadolu’nun tarihi bir anlamda Balkanlar, Kafkasya ve Ön Asya’dan gelen işgal, istila ve fetih dalgalarının tarihidir.
Değerli okurlar geçmişi, şimdiyi ve geleceği anlamak, kavramak için “Şimdi”yi anlayarak değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum.
2000-2012 yıllarında yazı yazdığım Hürriyet gazetesinin genel yayın yönetmeni Ahmet Hakan Coşkun (AHC), Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel’i hiç mi hiç beğenmiyorlarmış.
Digiturk’ten şikâyetçi olan benim. Kanalın hem normal hem spor yayınlarına aboneyim. İki abonelik için ayrı ayrı ücret ödemekteyim.
Sizler “zırva” sıfat sözcüğünü ağır buluyorsanız başka bir sözcük kurlanıp “DEM Parti’nin kıyakları” ya da “dehası” derseniz karışamam.
Değerli okur(lar) 23 Aralık 2025 günü “DEM’in isterim de isterimleri” adlı yazımı okudunuz.
Basında yer alan en önemli ortak haber: Öcalan için “özgürlük” talebi; MHP lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamalarıyla başlayan “terörsüz Türkiye” sürecinde DEM Parti de TBMM’deki komisyona raporunu sundu.
Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanı genç Özgür Özel’in, Çatalca’daki açık hava konuşmasında, “coşkun kalabalığa seslenirken” rütbeleri sökülerek TSK’den atılan teğmenler hakkında “Teğmenlere rütbelerini takacağız” dediğini televizyonda duyunca şimdi yazdığım gibi “Aferin aslanım” dedim ve alkışladım.
“Doğurganlık hızı felaket!” Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan, Saray’da yapılan Aile ve Kültür-Sanat Sempozyumu’nda, doğurganlık hızının “felaket düzeyine indiğini” söylemiş.
1 Ekim 2025 günkü Sözcü gazetesinin 11. sayfasında şöyle bir haber yayımlandı:
İnsanın kendisine sorduğu “Ben kimim” sorusu ve bir sorgulayıcının ona sorduğu “Sen kimsin” sorusu, gerçek anlamda, o kişiye varlığının adresini sormaktan başka bir şey değildir.
7 Aralık 2025 günü yayımlanan ve MHP’nin siyaset dağarı ile tarzını tasvir ettiğim “Vehim denen şey” başlıklı yazıma partinin genel başkan yardımcısı ve yazıda adı geçen kişinin (Semih Yalçın) tepki göstereceğini kuşkusuz tahmin ediyordum.
Tarih cahilleri ve tarih inkârcıları için bir kez daha okunması için dökümlü bir şekilde ve tekrar yazıyorum:
1. Gerçekte var olmayan fakat var olduğu sanılan, varmış gibi tasarlanan düşünce ve zan.
Şu kavanoz kıçlı dünyada her nesnenin, olgu ve olayın bir tanımı vardır.
Kürtçe güçlendirilecekmiş, hatta kalıcılaştırılacakmış.
Gelecek yıllarda adını sık sık anmak zorunda kalacağımız Prof. Dr. Engin Arık (14 Ekim 1948) 30 Kasım 2007 günü (nedeni kuşkulu) bir uçak kazasında ekibiyle birlikte aramızdan ayrılmıştı.
3 Kasım 2002 günü olanı, olanları aramızdan kaç kişi anımsamakta?
Eski defterler son derece önemlidir.
1 Kasım 2002 günü “İki gün sonra 3 Kasım 2002” başlığıyla Hürriyet gazetesinin Avrupa baskısında...
Devri sabık yaratmak, Türkiye siyasi tarihinde yeni gelen yönetimin/iktidarın, kendinden önceki dönemi sorgulaması, hesap sorması vb. anlamında kullanılan ifadedir.
Basında yer alan haberlere göre, Cumhuriyetin kuruluşunun 102. yıldönümü münasebetiyle savunma sanayisindeki gelişmeleri anlatan AKP genel başkanı ve Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan, “Dünya genelinde satılan her 100 İHA’dan 65’ini biz tedarik ettik, 180 ülkeye ürün ihraç ettik. Sizleri 25 yıl geriye götürmek istiyorum, ülkemizde bir toplu iğne üretebiliyor muyduk” demiş.
“Eşit anayasal vatandaşlık...
Değerli okurlar, bir terslik yüzünden 28 Mart 2025 günü yayımlanan bu yazıyı bir kez daha okumak zorunda bıraktığım için lütfen bağışlayın beni.
Kuzey Kıbrıs’ta cumhurbaşkanlığı seçimini ana muhalefetin adayı Tufan Erhürman’ın kazanmasının ardından, genel kanıya göre, MHP lideri Devlet Bahçeli önemli bir açıklama yaptı.
Kürtçülerin, Türkiye’nin demokrasi bağlamında atacağı ilk adımın “ilkokuldan üniversiteye Kürtçe anadilde öğrenim hakkının anayasada yer alması talebinin yerine getirilmesi” olduğunu biliyoruz.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Devlet Bahçeli’nin “terörsüz Türkiye” süreciyle ilgili olarak düşüncelerini eleştiriyor.
CERN’in (European Center for Nuclear Research-Avrupa Parçacık Fiziği Araştırma Merkesi) evrenin oluşumuyla ilgili olarak yapmaya başladığı deney Türkiye’yi birden bilim dünyasının göbeğine getirdi.
Özdemir İnce: Uranyum bu kadar belalı bir madde, tehlikeli, radyasyon yayıyor.
Hüseyin Gün 4 Temmuz 2025 günü tutuklandığına göre işlem çok daha önce başlamış olmalı. Demek ki Merdan Yanardağ’ın casusluğu (!) o günden çok daha önce belli olmuş olmalı. Öyle değil mi? Gecikme operasyon icabı mı aceba? Yoksa kerrat cetvelini (çarpım tablosunu) bilmeyen kasap hali mi?
21 Ekim 2025 Salı günü yayımlanan “Toryum dedikleri şey” başlıklı yazımla “toryum” adlı ender elementle tanıştınız.
Gazetelerde, kitaplarımda yayımlanmamış yazı(lar) da var zulada.
Ülkemizde edebiyattan en ince bilimlere kadar tuhaf bir alışkanlık vardır.
Eşek arısının nasıl soktuğunu çok iyi bilirim.
Uyanın, uyanın artık, ey yitik insanlar!