Pedofili, geçmiş ve gelecek
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Pedofili, geçmiş ve gelecek

14.12.2016 08:35
Güncellenme:
Takip Et:

Tabu her zaman sürer. İki yüzlü ahlakın egemenliğinde asıl tabu olansa, yasaklı eylemin saklıda icrası değil, eylem hakkında konuşulmasıdır!

Rus asıllı ünlü Amerikalı romancı Nabokov, yayımlandığı zaman tüm dünyada kıyametler kopartan romanı ‘Lolita’da 12 yaşındaki üvey kızına tasallut eden bir adamın, hem kurbanın hem failin hem de ilişkinin trajedisini anlatır. Tek bir açık seçik cümle ya da sahne içermeyen bu kitabın önceleri müstehcen sanılmasındaki (sonradan değişti bu bakış) sebep nedir? İnsan soyunun köklü tabularından ikisine, yani çocukla cinsel ilişki düşkünlüğüne (pedofili) ve yakın akrabayla (üvey bile olsa) cinsel ilişki yasağına değinmesi. Kitap hakkında yazarının düşüncesine katılıyorum. Ahlaksız bir hikâye anlatan bu roman son derece ahlaki bir yapıttır. Niçin mi?

Korkunç yıkım
Yargılayıcı olmadan, ilişkinin hem kurbanda hem failde yarattığı korkunç yıkımı gözler önüne serdiği için. Romandaki çocuk-kadın, belki özendiği sinema afişlerinin etkisiyle, belki henüz dengesini bulamamış genç hormonlarının dürtüsüyle cilveli bir dişidir. Yani ülkemizin sayısal olarak küçümsenemeyecek bir kesiminin düşüncesine göre çocuğun “rızası vardır”. Fakat henüz olgunlaşmamış bir vücuttaki yetişkinliğe ulaşamamış bir aklın ve çocuksu duyguların rızası ne anlam ifade edebilir ki? Hiçbir şey! O beden, şefkat ihtiyacı içindeki, korunmaya muhtaç, ihmal edilmiş bir çocuğa aittir. İşte o kadar! Üvey baba yani fail, dişi insanları bir altinsan türü sayan, onlarla ilgili her davranışı erkek cinsine hak gören, biraz su ve gizemli sözcüklerle erkeğin işlediği çok boyutlu suçtan arınabileceğini ileri süren, egoist bir destek grubunun üyesi olmadığı için, eyleminin karşısında tek başına ve eylemin yıkıcı sonuçlarıyla yüz yüze kaldığı an, kendi felaketini de yaratacaktır.

İkiyüzlü ahlak
Köklü kültürel tabuların kökeni araştırılacak olursa, türe zarar vereceği düşünülen eylemlerle ilgili oldukları görülecektir. İnsanlığın uygarlığın şafağında kapıldığı, tabularda saklı endişelerinin kimi bilimin ışığında hâlâ geçerlidir, kimi ise değildir. Ancak tabu sürer; ikiyüzlü ahlakın egemenliğinde asıl tabu olansa, yasaklı eylemin saklıda icrası değil, eylem hakkında konuşulmasıdır! Lolita yapıtının başlangıçta yadırganmasının sebebi de budur. Eylem üzerinde düşünmek ve konuşmak öylesine tabudur ki, eylemi işleyen de eylemiyle arasına uzaklık koyacak, yaptığının ağırlığından kaçınacaktır. Bu kaçınma halinin bizim coğrafyamızdaki adı “Şeytana uydum”dur. Böylece sorumlu fail değil, şeytan oluverir. Ah şeytan ah!
Ne var ki bu konuda dinsel söylemlerden medet ummak ancak dilimizin “kitabına uydurmak” sözüyle ifade ettiği gibi, ikiyüzlülükle mümkün olabilir ancak. Hiçbir dinin –ister Tektanrılı ister çok tanrılı olsunmasum bir çocuğu onun dünyasını yıkmış bir adama yaşam boyu karılık etmeye mahkûm edecek kadar kalpsiz olabileceği tahayyül edilemez. Bir çocuğu incitmek sadece bireye karşı suç işlemek değildir; geleceğe hakaret etmektir. Böyle bir suçu dinler beraat ettirmez.
Kaldı ki ne Türkiye ne başka hiçbir ülke -söz konusu din ise- yekpare bir bütündür.

Türkiye yekpare değil
Türkiye’de herkesin bildiği üzere, yaşamlarında dinin inanç bölümüne yer vermiş ama ibadet etmeyenler; hem inanıp hem özel yaşamlarında ibadet eden ama toplumsal yaşamda din kurallarına bağlı olmak istemeyenler yani laik dindarlar; hem inanıp hem ibadet eden ve toplumun da din kurallarına göre düzenlenmesini, yani herkesin onlar gibi yaşamasını yeğleyen köktendinci bireyler olduğu gibi; yobazların hışmına uğramamak için kendilerini açığa vuramayan mahcup tanrıtanımazlar, yani ateistler; evrende mutlak bir kudretin varlığının da yokluğunun da tam olarak kanıtlanması mümkün olmadığı için böyle bir tartışmayı anlamlı bulmayanlar, yani agnostikler de yaşar. Bu mozaiğin, kesimlerin kalabalığına göre çoktan aza doğru Müslüman, Hıristiyan- Ortodoks, Hıristiyan -Katolik, Musevi tarzında sıralandığı, her halde herkesin malumudur. Atesitlere ve agnostiklere ait sayısal veri, nüfus kâğıtlarında böyle bir hane bulunmadığı için, yoktur. Ülkenin dinsel mozaiği, bunu tamamen unutmuş görünen yöneticilere ve unutmaya dünden hevesli parlamenter muhalefete ne kadar anımsatılsa azdır. Çağdaş devletin tüm yurttaşların hizmetinde olması gerekirken, çocuk istismarı ya da herhangi başka bir konuda, yöneticilerin ve destekçilerinin dinsel dayanak araması zaten başlı başına, kamuoyuna yönelik bir şaşırtmacadır! Tüm yurttaşlara hizmetin ancak “dindışı” ya da başka bir deyişle “laik” hukuk ortamında mümkün olabileceği gün gibi aşikârken!

Kadın gövdesi
Tecavüzcü pedofillere, canını yaktıkları çocuğun tüm hayatını da yakarak -çocuğa bir kez daha işkence ederek, onunla evlenerek-, adaletten kaçma yolunu açan hukuki düzenleme önerisi, farklı kesimlerden kadınların tepkisiyle karşılaştı. Laik kesim kadınlarıyla İslami hayat tarzından yana olanları birleştiren ne idi? Eninde sonunda birer kadın gövdesi oluşumuz! Her kadının -şanslı ise sadece bakış ve söz düzeyinde kalmış, şanslı değilse daha ileri düzeylere sıçramış- en az bir deneyimi olmuştur, vücuduna buyur etmek istemediği saldırgan bir erillikle!

Erkekler niye suskun
Kadınların analık içgüdüleri, kritik dönemeçlerde, başkalarının çocuklarını kendi yavruları gibi hissedebilmelerine yardımcı olur ve isyan duyarlar. Bu isyanı duyan, İslami hayat tarzının savunucusu kız kardeşlerimiz acaba bir adım daha atıp, şeriat hukuku bir erkeğe dört eş uygun görerek, kadınlara miras hakkı tanımayarak, kadının şahitliğini erkeğinkine denk tutmayarak, “kadın” denen varlığı “erkek” denen varlığın bir kesrine indirgememiş olsaydı; kimi gelenekçi yorumlar kadın bedenini gözlerden saklanması gereken kirli bir kötülük yuvası olarak kavramsallaştırmayaydı; böyle akıllara durgunluk veren hukuki düzenleme önerilerinin, hayatlarında dine başat yer verdikleri iddiasındaki erkek yöneticilerin aklına dahi gelemeyeceğini görebilecekler midir?
Dini hayat tarzından yana erkek gruplarından bu abes uygulama önerisine karşı bir tepki işitilmedi. Niçin? Dinin ana dayanaklarından biri olan “ıslah-ı nefs” yani “ilkel benliği denetleyebilecek irade hakimiyeti”, niçin kadınlara ve çocuklara (kız ya da erkek) cinsel saldırı söz konusu olduğunda, bu grupların söylemine dahil olamıyor? Saldırganı kayıran düzenlemelerin “erkek” denen varlığı, iradesiz ve sorumsuz bir yırtıcıya indirgediğini göremiyorlar mı? İnsan türünün şafağında yarattığı köleci uygarlığın sakıncalarını silme mücadelesine, kendini yetkinleştirebilme çabasına böyle bir aşağılamadan nasıl memnuniyet duyabilir, binlerce yıllık tarihi, köleci döneme doğru geri çevirmeye yönelik uygulamaları nasıl içine sindirebilir?

Er geç gündeme gelecek
Bugün için geri çekilen yasal düzenleme, çok muhtemeldir ki, şiddet bağımlısı kimi kesimleri hoşnut edip kendinden yana çekmek üzere bir yandan cinsel tecavüze idam cezası getirerek, öte yandan tecavüzcüye yasadan kaçacak yollar önererek, bir dizi yeni yanlışa kapı açacak çifte yanlışla ve çifte çağdışılıkla yeniden gündeme getirilecektir. Parlamentomuz ne yapmaktadır ya da yapacaktır? Yoksa, konunun gerçekten gündemden düştüğü mü sanılıyor? Sözüm tüm muhalif parlamenterleredir. Tecavüzcüye suçuyla orantılı ama çağdaş hukuku ayaklar altına almayan bir ceza biçilmesi; mağdura tazminat ödenmesi, masrafı devletçe karşılanmak üzere ruhsal tedavi sağlanması; temel eğitime “kadın erkek eşitliği” dersinin konması gibi, bizi daha sağlıklı bir geleceğe taşıyabilecek hukuksal düzenlemeler üstünde sayın muhalefet çalışıyor mu? Yoksa kuzu kuzu yukarıda andığım öneri mi beklenecek? Böyle bir öneriye boyun eğecek bir parlamento tarihe hangi nitelikleriyle ve hangi sıfatlarla geçecektir?

ERENDİZ ATASÜ
Yazar

Yazarın Son Yazıları

Devrim Kanunları’ndan yeni müfredata

Bir eğitim-öğretim yılının daha birinci yarıyılı sona ererken Türkiye’de eğitim sistemi pedagojik ve toplumsal açıdan ciddi tartışmaların odağında yer almaya devam etmektedir.

Devamını Oku
15.01.2026
Nâzım Hikmet 124 yaşında

Cumhuriyet gazetesinin 30 Mart 1950 tarihli birinci sayfasında, “Bursa Cezaevi’nde Mahkûmlarla Konuşma” başlıklı röportaj yayımlandı.

Devamını Oku
15.01.2026
Öfke ekonomisi - Mehmet Utku Şentürk

Oxford Sözlüğü’nün 2025 yılı için seçtiği kelime “rage bait” yani “öfke tuzağı” idi.

Devamını Oku
14.01.2026
Bütün ülkelerin hukukçuları birleşin! - Ziya Yergök

Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği süreç adeta hukuksuzluklar sürecine döndü.

Devamını Oku
14.01.2026
Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025