Bu başlığı İlhan Abi’den ödünç aldık. İlhan Abi dediğimiz bu gazeteyi 1992’de Berin Nadi ile birlikte yeniden kuran ve kurumlaştıran İlhan Selçuk. Onun katıksız bir Atatürkçü, katıksız bir Cumhuriyetçi olduğunu bilmeyen var mı?
İlhan Selçuk’un her türlü etnikçiliğe, liberallerin tapındığı yeni dünya düzenine karşı mücadelesini duymayan var mı? Yıllarca ona dinozor, milliyetçi, ultra Kemalist diye isimler takılmadı mı?
Yazılarıyla “Öff yine mi Sevr, yine mi küreselleşme, yine mi neo-liberalizm eleştirisi” diye dalga geçilmedi mi?
İşte bu gazetenin ikinci kurucusu İlhan Selçuk, mağdurun siciline bakmadan, ama demeden, herkes için adil yargılanma hakkını savunurdu.
Yukarıdaki başlığı lhan Abi’nin 20 Mart 1994 günkü yazısından aşırdık.
Niye mi?
Öyle gerekti de ondan. Cumhuriyet Vakfı’nın Berin Nadi ile birlikte kurucusu olan İlhan Selçuk’tan bayrağı devralanlar, onun bizlere öğrettiği habercilik çizgisini aynen sürdürür.
Cumhuriyet’te mağdura kimliği sorulmaz, siciline bakılmaz. Hukuk ve insan hakları temelinde en uç noktadakinin bile hak ve hukukuna sahip çıkılır.
Bunun kanıtı olarak da kendisinden çok farklı düşünen kişi ve kurumların haklarını nasıl savunduğuna ilişkin İlhan Abi’nin geçmiş yazılarından bir seçki yaptık. Tabii bu sayfaya ancak birkaç örnek sığdırabildik. Meraklısı arşive girip bakar.
20 Mart 1994
“DEP’liler tutuklandılar.
Allah nazardan esirgesin, medyamızda yorumdan ve haberden vazgeçilmiyor; Hükümetimiz boş durmuyor; Başbakan konuşuyor...
Neler söyleniyor neler?
Linç yasası işliyor.
Öyle bir ruhsal fokurdama ki adamları ipe çekmek için sürükleyenlere karşı çıkarak sağduyuya çağrı çıkarsan;
-Durun baylar, bir dakika!..Seni de parçalarlar.En iyisi seyretmek, bulaşmamak, görün
tülerin fotoğrafını çekmemek mi?.. Hayır!.. DEP’li milletvekilleri daha yargılanmadan
TCK’nin 125’inci maddesine göre asamayız; savunmalarını almadan mahkûm etmenin anlamı yoktur. Yargıçların ne diyeceklerini beklemeden dışarıdan ahkâm kesmek adaleti etkilemeye çalışmaktır ki uygar bir topluma yakışmaz.”
13 Ekim 1994
“İsmail Beşikçi’nin tutuklama haberini Cumhuriyet’te okudum; öteki gazetelere baktım; hiçbirinde yok. Babıâli’nin fikir özgürlüğüne karşı ilgisizliği sürüp gidiyor. Gazetemiz olayı birinci sayfadan, Beşikçi’nin fotoğrafını koyarak duyurdu. 18’inci yüzyılda Voltaire’in söylediğini bin birinci kez yineleyelim:
-Fikirlerinize katılmıyorum; ama fikirlerinizi anlatma özgürlüğünüzü sonuna kadar savunacağım.”
5 Mart 1995
“İçeride yatan onlar değil biziz...
İçeride fikir suçundan yatan 100’ü aşkın kişi var. İsterseniz bu hapisanecilere ‘düşünce suçlusu’ da diyebiliriz, içeridekiler kafalarından geçeni söz veya yazıyla dile getirdikleri için mapusanede yatıyorlar.
İçeridekileri anarken çoğunlukla tanıdığımız aydınları sayıyoruz; Fikret Başkaya, Haluk Gerger, İsmail Beşikçi, Mehdi Zana, Yılmaz Odabaşı...
Demokrasiyi kırk yıldan beri talim ediyoruz, öğrenemedik.
Kaldırın yahu, şu Terörle Mücadele Yasası’nın 8’inci maddesini!.. Boşalsın hapisaneler!..”
15 Ekim 1995
“Nobel Barış Ödülü’nün bu yıl Leyla Zana’ya verileceği söylentileri, Ankara’yı hop oturtup hop kaldırmıştı. Düşünün bir kez, ödül töreni Ankara’da cezaevinden yapılsaydı, ne büyük şenlik olacaktı.
Hürriyet gazetesi, kocaman harflerle se
kiz sütuna manşet atmış:
-Teröre ödül yok!..Zana terörist mi?..DEP davasından hapiste yatan Sayın
Zana nedeniyle hepimizin yüzüne gölge düşüyor; DEP milletvekillerini yaka paça içeri atan hareketin başını Çiller çekmişti, ama bu ayıp hepimize yeter.
‘Nobel Barış Ödülü, Leyla Zana’ya verilecek mi’ diye hop oturup hop kalkan resmi ve özel çevrelerde üç paralık demokrasi onuru olsa, DEP milletvekilleri hapiste yattıkça geceleri uyku uyuyamazlardı.
Avrupa’ya karşı eğik olan başımızı, kendi içimizde hesaplaşırken kaldırıp yüz yüze bakabiliyor muyuz?..”
‘Linç ile bilinç’
Yazarın Son Yazıları
Ah keşke bunu yapabilseler.
Tutmaması için daha I. Dünya Savaşı sonrasında planlar hazırlanmıştı Suriye’de.
Suriye’de sırf Esad’ı devirmek hevesiyle sınırlarımızda açık kapı politikası izlediğimizde terör örgütünün bumerang gibi dönüp bizi vuracağı hesap edilmedi.
Türk toplumunun magazine ve dedikoduya bağımlı olduğu malum.
Evet Kasım Bey, yol sonuna geldin.
Eski Türkiye’de bir yılda yaşayacağımız olaylar silsilesini bir haftada yaşadık.
Son günlerin siyasi atmosferinde yaşanan krizlerin neredeyse tamamı iç ve dış siyasi aktörlerin belagatın şehvetine kendini kaptırmasından ötürüdür.
İmralı görüşmesinden önce Öcalan’a gidecek heyet, medyada ve kamuoyunda temsil heyeti ya da eski deyimle Heyet-i Temsiliye muamelesi görüyordu.
Hem de ne yanma.
Siz bakmayın enflasyonun yüzde 60’larda seyretmesine.
Yeni dönemin casuslarıyla kıyaslandığında eski casuslara acımamak elde değil.
Sonunda bu da oldu.
Baş döndürücü hızla gelişen olaylar karşısında herkes birbirine soruyor “Neler oluyor” diye.
İktidar kanadına ve yandaş medyaya göre masadayız.
Öyle böyle değil bayağı iyi verdik.
Aynı suda ikinci kez yıkanmak sadece bizim sosyal demokratlara özgü bir durum herhalde.
Hayda Celal de kim yahu?
Anlaşıldı AKP iktidarı Unesco Dünya Mirası Listesi’ne aldığı Kapadokya’yı bitirmeye ant içmiş.
Rahmetli Kamil Sönmez, “Sen bu yaylaları yaylayamazsun” türküsünün ikinci kuplesini kendine özgü Karadeniz ağzıyla şöyle okurdu...
Bizim muhalif mahalle bir âlem.
Kurulmak istenen yeni dünya düzeninin her zamanki gibi ilk uygulama bölgesi, bizim de içinde olduğumuz Ortadoğu olacağı artık kuşku götürmeyecek kadar aşikâr.
Yeter artık; gerçekten yeter. Askerler sizin stres topunuz ya da esiriniz değil, devlete emanet edilmiş ana kuzularıdır.
Buna eminim ama kanıtlayamam. Son bir yılda yaşadıklarımızı başka türlü anlamlandırmak mümkün değil zira.
Eserinizle övünün. Güneyimizde ikinci bir Lübnan yarattığınız için ne kadar övünseniz az.
Aslında tam öyle değil. Konuşan onun adına, avukatlığını da üstlenen kızı Defne Soyer...
Sonucuna da katlanırsın. Evet, babalar gibi sattılar faturasını da toplum olarak biz ödüyoruz...
Sağ iktidarların en bildik söylemidir kendisini eleştirenleri “vatan haini” ilan etmek.
İlhan abinin yazılarında sıkça kullandığı “Akıl gel başıma takıl” sözü...
Bizde değil canım; Amerika’da. Trump’ın öngörülmez, çılgın ve zikzak politikaları devam ederse Amerikan müesses nizamını ayakta tutanlar darbe yapabilir.
İzmir Belediyesi işçilerinin başlattığı grev bir hafta sürdü. Bitmeyen grev yoktur zaten.
İktidar haftalardır yeni infaz düzenlemesi ile ilgili, “Bayramdan önce cezaevleri boşalacak” umudunu pompaladı.
“Terörsüz Türkiye” şiarıyla yola çıkan ve PKK ile masaya oturan AKP iktidarı, bu kesime şirinlik yapmak için tarihteki katliam ortaklığına vurgu yapması akıllara ziyan bir anlayış.
Ne ilginç bir dönemden geçiyoruz. Anlayabilene aşk olsun. Daha iki yıl önce yapılan seçimlerde “Kılıçdaroğlu’nu Kandil destekliyor”, “PKK’liler sayaç okuyacak” diyen Cumhur İttifakı, Kandil’den gelen bildiriyi sevinçle karşıladı.
Multi siyasi teröristlerimiz
FETÖ’den daha tehlikeli örgüt: ATÖ
Vicdan mahkemesi duruşma notları
Biz kasetlerin, el Kıbrıs’ın derdinde
Z kuşağının AKP polisi ve yargısıyla sınavı
Boykot yapılacaksa onu da biz yaparız
Anlamadım gitti!..