Siz Cumhuriyeti belki de hiç sevmediniz

30 Ekim 2020 Cuma

Dün...

Dışarıda deli gibi yağmur yağıyordu;

İçinizde sıkıntılı bir ateş... Ha söndü ha sönecek... Sanki son demlerini yaşıyordu.

Bir Atatürk fotoğrafı... Bir Atatürk fotoğrafı daha... Bir Türk bayrağı... Bir Türk bayrağı daha... Başarılar, kazanımlar, coşkular, umutlar, hedefler, devrimler...

Tarih çoktan kurumuş bir derenin hayaleti gibi kalbinizden ürkütücü bir meçhule doğru akıyordu.

Bir devlet içeriden... İçeriden... Kasten ve hile ile başınıza yıkılırken...

Ülke Cumhuriyetin ilan edilişinin doksan yedinci yılını kutluyor mu... anıyor mu... yâd mı ediyor... yoksa yasına doğru mu gidiyordu?

Dışarıda deli bir yağmur...

Tepede intikamcı bir iktidar, Cumhuriyetin yücelttiği ne varsa teker teker hayatınızdan çekip çıkarıyordu.

Bu ülkenin, çok sevdiğini zannettiği Cumhuriyet... Sanki hiç sevilmemiş gibi... Bu ülkeye artık çok uzaktan bakıyordu.

Bu ülke Cumhuriyeti sevseydi...

Eğer bu ülkenin insanları Cumhuriyeti gerçekten ama gerçekten sevseydi;

Çok partili döneme geçilir geçilmez oylar devrimci bir parti yerine muhafazakâr bir partiye verilmezdi.

Ezan Türkçe değil, yeniden Arapça okunmaya başlandığında yapılan hata hemen anlaşılırdı.

Köy Enstitüleri kapatıldığında ortalık ayağa kalkardı.

60 Anayasası bir türlü hayata geçirilmediğinde siyasilerin tepesine binerdi insanlar.

Askeri müdahalelerin Cumhuriyeti korumak için değil, aksine yıkmak için yapıldığını daha 70’lerde fark ederlerdi.

Sokaklardaki terörün, siyasi suikastların, işkencelerin, yasakların hedef aldığı değerler hızla çöpe atılamazdı.

80 Anayasası’na koşa koşa evet denilemezdi. 

Güneydoğu’da olupbitenleri kimse uzaktan seyredemezdi. 

Özal Türkiyesi’ne kanıp ideallerden, hayallerden, ilkelerden hızla vazgeçilemezdi.

Politikayla birlikte ekonominin de yozlaşmasına...

En kıymetlileri ardı ardına öldürülen gazeteciliğin yoldan çıkmasına...

Eğitimin ve sağlığın ticari bir canavarlığa teslim edilmesine...

Fırsat eşitliğinin artık adının bile edilmemesine göz yumulamazdı.

Ülke, barıştan değil, savaştan beslenen politikaların pazarlıklarına kurban edildiğinde, bu kadar kolay susulamazdı.

Kapıldığımız büyüler

Bu ülke Cumhuriyeti gerçekten sevseydi;

Bağımsızlık ilkesi üzerine kurulan bir devletin siyasilerinin, bağımlılıklarla sürdürdüğü iç ve dış politikaları yıllarca desteklemezdi.

Özelleştirmenin büyüsüne kapılıp gitmezdi.

Başkanlık sisteminin denenmesi gereken bir seçenek olduğuna aklı bu kadar hızlı yatmazdı.

Laikliğin elzemliğinden şüpheye düşmesi yetmezmiş gibi dini politikaya alet edenlerin masumiyetine de hemen ikna olmazdı.

Kadınların, özgürlüğü ancak kapanmalarıyla kazanabileceklerini ispat için harcanan çabalara verilen desteği düşünün.

Ya da devletin tepeden tırnağa her köşesine sızmış bir dini örgütlenmenin meşruluğundan neredeyse hiç kimsenin huylanmadığı zamanları aklınıza getirin.

İnancına göre yaşamak isteyenleri engelleyen bir laik düzenin demokratik olmadığı fikrine katılanların, aslında neye katıldığını hiç fark etmediği yakın tarihlere geri gidin.

Ülkeyi askeri vesayetten kurtarmayı vaat eden Cumhuriyet ve laiklik düşmanı siyasetlerin önünü açan ve bu ülkeye empatiyi yanlış yerden kurduran zaafları kabullenişinizi gözünüzün önüne getirin. 

Göreceksiniz... Kendinizden bile şüpheye düşeceksiniz. 

Kim bilir belki siz bile Cumhuriyeti aslında pek sevmediniz.


Yazarın Son Yazıları

Fetih ve işgal 7 Ekim 2020