Porno çukurunda debeleniyoruz

30 Ağustos 2020 Pazar

Siirt’te görev yapan bir Uzman Çavuş Musa Orhan, Batmanlı İpek Er’i on beş gün bir evde tutup sürekli tecavüz etti. Bu arada arkadaşlarıyla yazıştı, yazışmalar şöyle, hiç değiştirmeden aldım: “Nebtın gardaş kıza”, “15 gündür a…koydum gardaş usandım vallaha”, “Yuh gardaşım sakın başını yakma”, “Sıkıntı yok almazlar daha önce de deneyimim var gardaşım”, “Bir ara bana da getir”, “Bakarız”, “Hadi lan naz yapma”.

On beş gün sürekli tecavüze uğrayan İpek Er, daha sonra serbest bırakılmış, o da şöyle yazmış bir kâğıda: “Bana tecavüz etti, ağladım.” O, bana “Ağlama, diktirirsin” dedi. Daha sonra İpek intihar ediyor, ölüyor, Batman’daki çok sayıdaki kadın intiharlarına bir sayı daha ekleniyor. Evet, Batman kadın intiharlarının en çok olduğu kenttir. O bölgeyi çok iyi bilen, bir öğretmen dostum şöyle anlatmıştı: “Buralarda kız çocuklarına hiç değer verilmez, babalar kız çocuklarını çocuktan saymaz, onlar okutulmazlar, mal gibi satılırlar. Mirastan onlara hiçbir pay düşmez. Herhangi bir beceri edinmeleri, yaşamlarını kendi ayakları üstünde sürdürmeleri için hiçbir yardım almazlar. Bu durumdaki genç kızların iki seçeneği vardır: Ya dağa çıkmak ya da kentlerinde görev yapan asker, bürokrat biriyle evlenerek kurtulmak. Bu nedenle pek çok genç kız umutsuzca kendini kandırır, evlilik hayalleri kurar ve ansızın bürokrat, asker bir başka bölgeye tayin olur gider. Çoğu bekâretini kaybetmiş genç kızlar için intihar, bir kurtuluş olur.

Evet, şimdi bu uzman çavuş önce tutuklandı, ardından kaçma tehlikesi olmadığı için serbest bırakıldı. Şimdilerde elini kollunu sallayarak geziyor ve bol miktarda bozkurt işareti yaparak arkadaşlarına zaferini ilan ediyor. Şu anlattığım durum, bu güzel ülkenin porno çukurunda debelendiğine bir örnek. Çünkü porno, sadece cinselliğin abartılı biçimi değildir, insana aykırı her davranış, her söz pornoya girer.

Aynı günlerde “Adil Yargılanma Hakkı” isteğiyle cezaevinde ölüm orucuna başlayan avukat ve insan hakları savunucusu Ebru Timtik yaşamını yitirdi. Henüz bedeni soğumadan sosyal medyaya ölüm oruçlarıyla ilgili pek çok yazı düşmeye başladı. Bir yandan o devrim şehidi ilan edilirken, bir yandan artık bu eylemin son bulmasını isteyenler vardı. Yahu bir dakika sessizlik bu genç kadın için çok mu zor? Susun, o öldü.

Bitmiyor bu ülkede her şey bataklığın içine çekiliyor. Artık para ve ün Tanrı olduğundan çok az insan bu Tanrılaşma karşısında ayakta durabiliyor. Hep birlikte porno bataklığında debelenirken edebiyatın, şiirin ya da müziğin bunun dışında kalması mümkün mü? Ve ansızın dört basım yapmış bir çocuk kitabının dehşet verici satırları önümüze düşüyor: “Kurnaz tilkinin aklından neler geçmez. Aklını tomografik süzgeçten geçirsek fena mı?” “Ben bu bozayıdan çok çektim, öyle bir şey başına getireyim ki, ömrü boyunca unutmasın. En iyisi tecavüz! Namusunu beş paralık edeyim” fikri baskın çıkmış. Bozayı, kurnaz tilkinin aklından geçen şeytanlık dürtülerini hissetmiş ama ne fayda, Japon yapıştırıcısı ile yere yapıştırılmış gibi sıkışıp kalan bozayının son çırpınışları da yarar getirmemiş.

Kurnaz tilki, bozayının arkasına geçmiş ve çirkin emeline kavuşmuş. Bozayının bakireliği son bulmuş. Tilki, gerdekten çıkmış damat misali gerine gerine, göğsünü kabartarak böğürtlenlerin arasından çıkmış doğru kaya dibindeki dere boyuna, dere sığ ve derin değilmiş. Kurnaz tilki derede boy aptesini aladursun, bozayı ile Nasır Amca’ya dönelim.

Bozayının üzerine kara bulut mu desem, kâbus mu desem bir ağırlık çöküvermiş. Mahcubiyet ve ar duygusuyla başı önünde eğik randevu evine düşmüş fahişeler gibi kendi kendine içerlenerek mırıldanmış: “Bekâretim gitti, namusum beş paralık oldu. Hangi yüzle ayı âlemine çıkacağım. Damgayı yedim bir kere. Bozayı yerine fahişe bozayı derlerse...” Bu satırları okumak zorunda kaldığınız için sizlerden özür dilerim, bırakın metnin içeriğini Türkçesi bile bozuk. Düzeltmedim.

Şimdi bu kitap “Gül ve Düşün” adıyla Arı Sanat Yayınevi’nden çıkmış, dört baskı yapmış. Yazarı Musa Dinç her fuarda, her etkinlikte bu kitabı çocuklara imzalamış ve meraklı olduğundan hep fotoğraf çektirmiş. Ben her türlü sansüre karşıyım ama bir çocuk kitabında ancak ucuz seks kitaplarında rastlanabilecek bu porno metne de karşıyım. Bu metnin yayımlanmasında yazar kadar belki de metni hiç okumadan matbaaya gönderen yayınevine de bir çift laf söylemek gerekiyor.

Baştan söyledim, porno bataklığında debeleniyoruz. Tamam günlerden pazar, üstelik 30 Ağustos. Bu tarih bana bugün sadece acı veriyor. Çünkü bataklık boyumuzu geçti.


Yazarın Son Yazıları

Koronayla söyleşi (3) 13 Eylül 2020
Alkollüydüm abi! 23 Ağustos 2020
İmdat! Fren patladı! 26 Temmuz 2020
Virüsle söyleşi (2) 19 Temmuz 2020