Egemenlerin Yeni Kurgusu

08 Ağustos 2020 Cumartesi

Türkiye’de siyaset, 2. Dünya Savaşı sonrası egemenlerin biçtiği rollere göre oynanmaya başlamıştı. Özellikle 12 Eylül cuntasından bu yana da göz göre göre kurgulanıyor.

12 Eylül sonrası sözde yeniden demokrasiye geçiş sürecinde, ABD’nin emriyle darbe yapan cuntacı generallerin kurdurduğu Milliyetçi Demokrasi Partisi’ne (MDP) karşı Turgut Özal’ın Amerika’da özel olarak hazırlanmasına, ANAP’ı örgütleyip başına oturtuluşuna ve iktidar yapılışına tanıklık etmiştik.

Sağı ve solu aynı partide birleştirdiği masalına o dönemde kanan çok oldu. Oysa Turgut Özal, Cumhuriyet devrimine karşı doğrudan cephe alınmasının ve gericiliğin, tarikatların devlet örgütüne bile bile sızdırılmasının öncülerindendi.

ANAP’ın, daha doğrusu küresel egemenlerin neo-liberal yutturmacalarını “devrim” olarak sunanları, daha sonra Bülent Ecevit’in kabullenişiyle ABD tarafından Türkiye’ye paraşütle “kurtarıcı” yapılan Kemal Derviş’i ve onun uygulamalarını şakşaklarken görmüştük.

Aynı şakşakçılar, Recep Tayyip Erdoğan 2002 Davos toplantısına “yükselen lider adayı” olarak çağrıldığında da görev başındaydılar. CIA’nın Türkiye’deki casusluk kolu FETÖ ortaklığı ile AKP anayasayı değiştirirken de “yetmez, ama evet” çığlıklarıyla ortalıktaydılar.

Türk ordusunun, Ulusal Kurtuluş Savaşı geleneğinden gelen “bağımsızlıkçı” yanının, uydurma davalarla tümüyle törpülenmesinin ardında da; CHP’nin bir kasetle içinin karıştırılmasında da yine egemenlerin kurgusu vardı.

Anlaşılıyor ki AKP’yi iktidara getiren küresel güçler, kurdukları ve yükselttikleri yapının, özellikle aşırı kişisel tutkular nedeniyle kontrol edilemez haline gelmesinden rahatsızlar.

Yerine yeni bir kurgu geliştiriliyor:

Ali Babacan’ın DEVA Partisi, egemen güçlerin öncelediği yeni ANAP olarak beliriyor ufukta.

DEVA Partisi’nde özellikle gölgede kalmak isteyen ismin de Abdullah Gül olduğu biliniyor.

Abdullah Gül neden geride duruyor?

Bu noktada, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçenlerde söylediği “Yeni cumhurbaşkanı adayı, genel başkan olmamalıdır” sözü yabana atılmamalı.

Öylesine, dostlar alışverişte görsün diye söylenmiş bir söz olamaz.

CHP’yi Bölmek!

Muharrem İnce’nin yeni parti kurma düşüncesi son kurultaydaki parti içi iktidar savaşımı ile yakından ilintili.

Her kurultayın küskünler yarattığı bilindik bir olgu. Ancak, son kurultaya dönük eleştiriler, partideki başka bir rahatsızlığı öne çıkarıyor.

Yeni seçilen genel merkez yönetiminden hoşnut olmayanların dile getirdikleri huzursuzluklar daha çok iki noktada toplanıyor:

- Delege ve parti yönetimi üzerinde, liberal eğilimleriyle tanınan 10 Aralık hareketine yakın olanların ağırlık koymaları.

- Delegelerin, düşünsel ayrıntılardaki farklara değil, daha çok feodal bağlara (etnik ve mezhepsel kökencilik, hemşericilik ve bölgecilik) dayalı davranması ya da yönlendirilmesi.

Parti içi iktidar mücadelesinde çağdışı yöntemlere başvurmak da küstüm çiçeği gibi davranmak da AKP’nin halk çoğunluğundaki desteğini giderek yitirdiği bir süreçte genel demokratik savaşıma zarar verecektir. CHP’nin hem bölünmesine ortam hazırlayanlar, hem de bölünmesine neden olanlar tarih önünde suçlu duruma düşeceklerdir.

Her iki kesimin de yapması gereken, duyguyla değil, akılla hareket etmek; parti içinde düşünce, değer ve ilkelere dayalı birliği sağlamak olmalıdır.


Yazarın Son Yazıları

Çöküşe Doğru 14 Kasım 2020
Olacaksın Şehnameci... 7 Kasım 2020
Yargı Didişmesi 17 Ekim 2020
Kimin Cumhuriyeti? 3 Ekim 2020
İmamın Görevi 26 Eylül 2020
Ekşimiş Sirke Takımı 19 Eylül 2020
Hangi Bağımsızlık? 22 Ağustos 2020
Tutmayın, Uçuyoruz 15 Ağustos 2020