Federasyon diyerek Kıbrıs’ta özel statüye razı olmak

20 Ekim 2020 Salı

Ve Ersin Tatar kazandı, karşısındakiler federasyoncu ağırlıktaydı.

- Uluslararası anlaşmalara göre, Türkiye’nin de “garantörü” olduğu Kıbrıs’ta, Rumlar 2004’te AKP’nin göz yumması ile AB üyesi oldular.

- Rumlar Kıbrıs Cumhuriyeti olarak AB ve ABD’yi arkalarına almış: İngiliz üsleri ABD ile ortak, Fransa bile ilk defa 2020’de Kıbrıs’a asker göndermiş.

Acaba KKTC’de federasyon savunucuları şimdi Rumların, “Gelin biraz toprak ödünü karşılığında, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni eşit statüde, bir federasyon çatısı altında paylaşalım” önerilerine evet derler mi?

Yoksa siz federasyon savunucuları, buna “inanmış görünüp”, bir “özel statü” pozisyonunu zimnen kabul ettiniz de federasyon makyajı ile bunu pazarlamak mı istiyorsunuz?

Rumlar daha dün, Annan Planı’nı “bile” reddettiler, kafalarındaki koşullar belli: Makaryos ne diyordu: “Türkleri Akdeniz güneşinde tereyağı gibi eriteceğiz”: Rumlarda bu zihniyet bugün de değişmedi. Kıbrıs’ta federasyon, “ancak Türkiye-Yunanistan federasyonu kurulabilirse gerçekleşir!”

İş işten geçip Kıbrıs Türkleri bugünkü KKTC çatısı altındaki bağımsızlıklarını kaybettikten sonra, Batı Trakya’daki Türklerin durumuna geldikten sonra ne diyeceksiniz?

Federasyon, eşit statüde bir araya gelmektir, özel statü apayrı bir şeydir. Yunanistan bugün Batı Trakya Türklerine Lozan’da kazandıkları haklarını bile kullandırtmıyor.

Yeni seçilen cumhurbaşkanının bütün bu gerçekleri önemle göz önünde tutması gerekir, iş işten geçmeden, atı alan Üsküdar’ı geçmeden.

Az insan bilir: Kıbrıs Türkleri, Ankara dışında, Atatürk ve Cumhuriyet devrimlerini ilk uygulayan Türklerin başında gelirler. KKTC kuruluncaya kadar İngilizlerden de Rumlardan da çok çekmişlerdir. Türkiye’de ve Londra’da, adadan ayrılmak ya da kaçmak zorunda kalan Kıbrıslı Türklerin sayısı KKTC’den kat kat fazladır. 1960’lı yıllarda İngiltere’de eğitim yaparken Londra’daki Kıbrıs Türk Kültür Merkezi çok sık ziyaret ettiğim bir yerdi. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde ilk iki sınıfı benimle birlikte okuyan Asil Nadir de adadan ayrılan ailelerden birinin çocuğu idi(*).

Federasyon makyajı altında pazarlanmak istenen “özel statü” yarın Kıbrıs Türklerini, Batı Trakya’dakilerden daha kötü duruma düşürecektir. Yakın geçmişte Avrupa’nın göbeğinde, Bosna-Hersek’te bile ne felaketler yaşandığını hiç aklımızdan çıkarmamamız gerekir. EOKA’dan çektiklerimizi unutmayalım.

55 yıllık üniversite hocalığım döneminde tedrisimden binlerce Kıbrıslı öğrenci geçti, çoğuyla geniş sohbetlerimiz oldu. Kendilerinin ve ailelerinin yaşadıklarını bir bir dinledim. Zaten öğrencilik ve asistanlık yıllarımdan beri de gençlik örgütleri kanalı ile Kıbrıs sorunlarının bire bir içindeydim. Bir ayağım hep Kıbrıs’ta oldu, bir Kıbrıslı gibi Kıbrıs’ı yaşadım.

Bugün beni en çok Ankara’daki iktidarın durumu endişelendirmektedir. Burada biz, “biz” olmadığımız sürece de Kıbrıslı Türkler (ve KKTC), “kendileri” olmakta zorlanıyorlar.

Ama bütün bunlara karşın Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC birbirinden kopmadan, birlikte hareket etmek zorundadırlar.

Hep söyledim, Kıbrıs Türkiye’nin Ege ve Akdeniz’e açılan kapısıdır. Türkiye de KKTC için, “var olmak ya da olmamak” meselesidir.

Seçimi kazanan Ersin Tatar’ın, uyarılarıma çok yakın bir çizgide olduğuna inanıyorum ve kendisini kutluyorum.

(*) “Yüzleşme” kitabı içinde “Asil Nadir’in Sırça Köşkü”, Cumhuriyet Yayınları, 2019


Yazarın Son Yazıları