Ukrayna’da ‘Son Tango’
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Ukrayna’da ‘Son Tango’

10.03.2014 02:28
Güncellenme:
Takip Et:

Kissinger, Washington Post’taki yazısında, “Ukrayna ile ilgili tüm siyasi tartışmalar karşılıklı pozisyon alma üzerine. Acaba nereye gittiğimizi biliyor muyuz” (06/03) diyordu. Sanırım, “Soğuk Savaş” sonrası dönemden başka bir yere gidiyoruz.
SSCB çöktüğünden bu yana ABD/Avrupa, Rusya’yı önce “bağımlı devlet”, “yeni sömürge” konumuna sokarak kaynaklarına el koymayı denediler; olmayınca bir taraftan çembere almayı, diğer taraftan ilişkileri yumuşak tutmayı amaçlayan bir “stratejik belirsizlik” politikası izlediler. Varşova Paktı üyesi SSCB uydusu ülkeleri, NATO ittifakına, AB blokuna kattılar. Sonra sıra Ukrayna ile, Rusya’nın güvenliğini doğrudan tehdit eden bir aşamaya geldi. Böylece, ABD Harp Akademisi’nden Prof. Nikolas Gvosdev’e göre “stratejik belirsizlik” politikası da tükendi (National Interest, 04/03). Soğuk Savaş döneminin önemli Rusya uzmanlarından, diplomat George Kennan’ın 1990’larda NATO genişlemeye başlarken dillendirdiği “Bu bir soğuk savaşa yol açar... Ruslar yavaş yavaş, ama düşmanca bir tepki geliştirecekler” korkusunun gerçekleştiği noktaya geldik. Sanırım burada durmak da mümkün olmayacak!

Tırmanma ve ‘machtpolitik’
ABD/AB, bir halk ayaklanmasından yararlanarak seçilmiş hükümeti deviren, parlamentonun seçilmiş üyelerini kovarak kendi hükümetlerini kuran, ilk iş olarak da Rusça konuşan azınlıkların haklarını iptal eden aşırı sağcı, faşist milislerin yönetimine destek verdi. Kırım bölgesindeki Rusça konuşan halk ve burada konuşlanmış Rus askerleri, Kiev’deki “faşist” hükümete karşı kendilerini korumak gerekçesiyle yönetimi ele geçirdiler.
Geçen hafta perşembe günü Kırım parlamentosu oybirliğiyle, Rusya’ya katılmaya yönelik bir referandum yapma kararı aldı. Kiev’de seçilmiş hükümeti deviren faşist milislerin yönetimini meşru kabul etmekte bir sorun görmeyen ABD/AB bu, yasal yollarla seçilmiş Kırım parlamentosunun kararını gayri meşru ilan etti. ABD/AB ülkeleri Rusya’ya yönelik eleştirilerinin tonunu yükselterek bir seri yaptırımı devreye soktular, Rusya eğer geri adım atmazsa arkasının geleceğini açıkladılar.
Bu sırada ABD bölgede askeri yığınak yapmaya başladı. Polonya’ya 12 F-16 uçağı geldi, güdümlü füze destroyeri USS Truxtun, Boğaz’dan geçerek Karadeniz’e girdi. Wall Street Journal, Polonya ve Çek Cumhuriyeti’ne füze savunma sistemi kurma projesini askıya alan kararın geri çevrilmesi gerektiğini savundu. BBC, CNN gibi kanallar bir tarafta, Russia News öbür tarafta “1984” romanından çıkma propaganda platformlarına dönüştüler. Buna karşılık Rusya, son yılların en büyük askeri tatbikatını yapmaya, Ukrayna sınırına asker yığmaya başladı.
Taraflar geri dönüşü çok zor ve sancılı olması kaçınılmaz bir yola girmiş, giderek daha fazla machtpolitik (güç politikası) uygulamaya başlamış gibi görünüyorlar: ABD/ AB, Rusya’nın geri basarak Kırım’ı, Karadeniz’deki Sivastopol Limanı’nı terk etmesini, sınırlarında NATO üyesi, faşistlerin yönetiminde bir Ukrayna oluşmasını, Batı’nın hegemonyasını kabul etmesini istiyorlar. Kısacası, Rusya’nın uluslararası konumunun, Batı’nın Rusya’yı istediği gibi kendine bağlamasını önleyen lider kadrosunun aşağılanarak yıpranmasını istiyor. Buna karşılık Kırım Rusya açısından vazgeçilmesi olanaksız bir kırmızı çizgi oluşturuyor. ABD/AB ile Rusya’nın bu zıtlaşmasının “soğuk savaş” düzeyinde kalması giderek zorlaşıyor.
“Yeni bir Soğuk Savaş” senaryosunun içini boşaltan bir etken daha var. Bu kez ABD, Rusya’ya karşı, ideolojik, ahlaki düzeyde kamplaştırıcı bir söylemden yoksun. Demokrasi/otoriter rejim ikileminin, Kiev’deki faşistler, Suudi ve Körfez krallıkları ve en önemlisi Çin varken etkili olması olanaklı değil. Böyle bir söylem ABD safında toparlanmaya değil, ABD’yi yalnızlaştırmaya yol açar. Geriye yalnızca, ABD hegemonyasının daha da zayıfladığını gösterecek boş laflar ya da aksini kanıtlayacak bir “machtpolitik” ikilemi kalıyor...

Örgüt şart! - Batı’nın faşizmle dansı
Financial Times, diktatörleri büyük özverilerle mücadele edip deviren halk hareketlerinin daha sonra istedikleri özgürlükleri getiren rejimleri kuramamalarının nedenlerini araştıran yazılar yayımlıyorsa dünyanın “garip” bir döneme girdiğini düşünmek gerekiyor
Columbia Üniversitesi’nden Prof. Mazover’in “Bir diktatörü devirmek baskıya son vermeyi garanti etmiyor” (Financial Times, 28/02) başlıklı yazısında, iki etkenin isyan edenlerin, “devrimlerin” arzularının gerçekleşmesini zorlaştırdığını saptıyor. Örgütlenme yetersizliği ve dış müdahale. Ukrayna özelinde bunların ikisine de rastlıyoruz. ABD/AB, daha baştan, Yanukoviç hükümetini ekonomik taleplerle köşeye sıkıştırdı. Sonra halk ayaklanınca, ortaya ayaklanmanın demokratik öz örgütleri çıkamadan, AB/AB, örgütlü faşist milislerin yardımıyla hareketi tekeline aldı ve yönlendirdi.
Burada, “faşist” kavramını kullanırken “ideolojik” davrandığımı sanmayın. Batı, 1945’ten bu yana ilk kez açıkça Yahudi düşmanı, Nazi hayranı gruplarla işbirliği yapıyor. Bunlardan, Dünya Yahudi Konseyi’nin yasaklanmasını istediği Svoboda partisine ve silahlı milisleri Nazi SS askerlerininkine benzer üniformalar giyen, “Sağ Sektör” adlı koalisyona bakmak yeterli.
Nazi kamplarında 30 bin kişinin ölümünden sorumlu Demyanyuk, Nazi işbirlikçisi Bandar, Svoboda’nın lideri Tyahnybok için birer kahraman. Bu partinin başkan yardımcısı “Goebbels Siyasi Araştırmalar Merkezi” adlı bir pisliği kurmuş. Svoboda’nın 2010 manifestosu, parlamentarizme son vermekten, siyasi partileri kapatmaktan, bürokrasinin, eğitim kurumlarının, polisin, ordunun liderlerini toptan değiştirmekten (bana biraz tanıdık geldi) Rusça konuşan tüm entelektüelleri yargısız infaz etmekten, Ukrayna düşmanı Yahudi-Rus komplosundan söz diyor. Bu adamlar yeni hükümette, savunma ve iç güvenlik kurumlarının başına geldiler.
Bu çevrelerden entelektüellerin, 1989’da kurduğu, ABD Dışişleri’nin 2008’de “Doğu Avrupa’daki en ısrarlı Yahudi düşmanı kurum” olarak tanımladığı “Bölgeler Arası İnsan Kaynakları Akademisi” (MAPU), devlet ve diplomasi için devlet üniversitelerinden daha çok personel yetiştirmiş. MAPU’nun Ku-Klux-Klan ile de yakın ilişkileri var (Juli Hyland, WSWS.org. 06/03).
Artık geri çekilecek yeri kalmadığına inanan Rusya, liderliğini kanıtlamak zorunda olan ABD, bu karşılaşma içinde gelişen machtpolitik ve silahlı faşist örgütler... Eğer, bir hesap hatası söz konusu değilse, “ABD ve Batı, Rusya’yı bir savaşa götürmeye çalışıyor galiba” diye düşünmek olanaklı. Peki ya sonra... Tarihçi Prof. Anatol Lievene göre, bu gidişten yararlanacak tek ülke Çin.  

Yazarın Son Yazıları

Neoliberalizmden sonra: ‘Maddenin’ geri dönüşü

Financial Times’ta Gilian Tett, “Trump’ın eski moda petrol talanının arkasında ne var?” başlıklı yazısında...

Devamını Oku
15.01.2026
‘Muktedir yapar, zayıf çaresiz katlanır’

Miller’in bu sözleri, Trump’ın New York Times söyleşisindeki “Beni ancak kendi ahlakım, kendi aklım durdurabilir; uluslararası yasalar umurumda değil” açıklaması aklıma, Hubris ve Nemesis kavramlarını, kendi zamanının süper gücü Atina ile küçük Melos adası arasındaki ünlü Melian Diyaloğu’nu getirdi. Melos adası, Atina’nın aşırı talepleri karşısında adaletten söz ederken Atina, “Muktedir olan yapar zayıf olan çaresiz katlanır” diyordu. Atina adayı işgal etti, tüm erkekleri öldürdü, kadınları köle olarak sattı (MÖ 416). Atina’nın bu “güç zehirlenmesi” (Hubris) 12 yıl sonra bir Nemesis ile belasını buldu: Peloponez savaşları bittiğinde (MÖ 404) Atina teslim olmuştu; insanlığa demokrasi düşüncesini trajediyi hediye eden uygarlığı hızla çöküyordu.

Devamını Oku
12.01.2026
Dolar ve ‘Donroe’

ABD özel güçleri Maduro’yu kaçırdı, tutsak aldı.

Devamını Oku
08.01.2026
2026’ya girerken ‘büyük resim’

Bu jeopolitik ortam, içeride yeni bir devlet biçimini de besliyor. Güvenlik gerekçesiyle ifade özgürlüğünün daraltılması, algoritmalarla gözetim, sürekli olağanüstü hal dili, muhalefetin “iç düşman” olarak kodlanması artık sıradanlaşıyor. Dünyanın hemen her yerinde, farklı biçimler alsa da otoriterlik ve totaliter teknikler, “süreç olarak faşizm” içinde normalleşiyor.

Devamını Oku
05.01.2026
Neoliberalizmden sonra: Yeni model arayışı

Yeni model arayışına IMF ve Dünya Bankası da katılmış.

Devamını Oku
01.01.2026
2026’ya girerken Avrupa

Avrupa Birliği, 2026’ya Trump Amerika’sının ve Putin Rusya’sının basınçları altında “Birliğin bir geleceği var mı” sorusuyla giriyor. Ancak, bu sorunun cevabı öncelikle AB’nin iç çelişkilerinde, yapısal sorunlarında yatıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yeni ‘model’ arayışında bir seçenek

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin’in neoliberalizmden farklı modeli, büyük güç rekabetine bakışı, “Çin mi kazanacak ABD mi” sorusunun ötesinde uzun vadeli bir stratejiyi yansıtıyor. 2026’ya girerken Çin modeli yalnızca çevre ülkelerin değil, merkez ülkelerin liderliklerinin de ilgisini çekiyor.

Devamını Oku
25.12.2025
‘Ruh mühendisliği’

Türkiye, yıllardır siyasal İslam rejiminin “toplumsal ruh mühendisliği” projesinin baskısı altında yaşıyor.

Devamını Oku
22.12.2025
‘Erkeklik krizi’!?

Erkek fantezilerini meşrulaştıran faşist ve siyasal İslamcı ideolojilerle hesaplaşmadan algoritmaları suçlamak kolaydır ama asıl nedeni görünmez kılan politik bir kaçıştır.

Devamını Oku
18.12.2025
Birlik yoksa iktidar da yok

Sağın bu birlik refleksi, ideolojik bir tutarlılıktan değil, son derece sade bir siyasal sezgiden besleniyor: İktidarı istiyorsan yan yana duracaksın.

Devamını Oku
15.12.2025
UGS: Emperyalist-faşist moment!

ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’ne (UGS) bu kez emperyalizm ve faşizm kavramlarının ışığında bakacağım.

Devamını Oku
11.12.2025
2026’ya girerken: Yeni kapitalizm/ faşizm

Önümüzdeki dönem dünya siyasetini yalnızca büyük güç rekabeti değil; milliyetçi, hatta uygarlıkçı reflekslerle donanmış yeni bir “teknolojik kapitalizm” biçiminin, faşist ideolojinin küresel ölçekte (öncelikle de UGS’nin, “göç dalgaları altında kimliğini kaybeden, gerileyen uygarlık” olarak tanımladığı Avrupa’ya), dayatılması belirleyecek.

Devamını Oku
08.12.2025
2026’ya girerken militarizm ve faşizm

Pazartesi günü, 2026’ya girerken ABD ekonomisinin çok kırılgan, küresel ekonominin resesyon eşiğinde olduğunu vurgulamıştım.

Devamını Oku
04.12.2025
2026’ya girerken dünya ekonomisi

Dünya ekonomisi 2026’ya girerken resesyon sınırında (yüzde 3) yavaşlamaya devam ediyor, riskler ve büyüme önündeki engeller artıyor.

Devamını Oku
01.12.2025
‘Süreç’ gerçek değil!

“Komisyon”, hukuki, idari ve anayasal bir zeminden yoksun.

Devamını Oku
27.11.2025
‘Evrenin yeni efendileri’

The Economist 1990’larda, bir sayısında, finansallaşma başlarken 10 dev ABD bankasını kastederek “evrenin yeni efendileri” diyordu. Bu bankalar dünya borç piyasasında egemendi.

Devamını Oku
24.11.2025
Arjantin’de Milei zaferinin şifreleri

Serbest piyasa Ayetullahları sevindiler...

Devamını Oku
20.11.2025
Küresel Organize Suç Endeksi ve Türkiye

Küresel Organize Suç Endeksi’nin 2025 raporu açıklandı. Türkiye 2020’de 6.9 puanla 12. sıradayken bugün 7.2 ile 10. sıraya yükselmiş. Küresel ortalama 5.08. Bu endeks, sadece mafyanın gücünü ya da kaçakçılık hatlarını ölçmüyor; devlet içi yapılardan finansal suçlara, yargı bağımsızlığından ekonomiye sızmış suç ağlarına kadar geniş bir tabloyu ortaya koyuyor.

Devamını Oku
17.11.2025
COP30: Gel de kötümser olma

Küresel ısınma üzerine “Taraflar Konferansı” (COP30) Brezilya’da toplandı.

Devamını Oku
13.11.2025
Demokrasi ve emperyalizm

Emperyalist sistemin ABD, AB gibi merkezlerinin Türkiye gibi çevre ülkelerle ilişkilerinde demokrasi arzusu hiçbir zaman gerçek bir faktör olmadı. Bu ilişkiler her zaman çevre ülkenin ekonomik, jeopolitik açıdan kullanılabilir olma ilkesine dayandı.

Devamını Oku
10.11.2025
Mamdani, panik ve umut

Trump’ın başkanlığından hoşnut olmayanların oranı yüzde 60’ı geçti.

Devamını Oku
06.11.2025
Busan’da ‘büyük resim’

Busan’daki Trump-Şi zirvesi, yalnızca iki ülke arasındaki ticaret savaşında geçici bir ateşkes anlamına gelmiyor; aynı zamanda, 21. yüzyılın jeopolitik dengelerinde güç, liderlik gibi kavramların yeniden tanımlandığı bir döneme işaret ediyor. Zirvenin sonunda Trump’ın “12 üzerinden 10’luk bir görüşme” sözleri, Şi’nin ise “Dev gemiyi birlikte yönetiyoruz” vurgusu, ”yeni” bir durumu sergiliyor: Amerika artık “tek süper güç” değil.

Devamını Oku
03.11.2025
Noktaları birleştirmek

Gözlerimizi gerçeğe açmamız gerekiyor.

Devamını Oku
30.10.2025
Teknoloji, oligarşisi ve faşizm

Z kuşağının emeğin, doğanın, LGBTQ ve kadın haklarının değersizleştirilmesine, ırkçılığa gözetim kültürüne ve kurumsal otoriterliğe karşı zaman zaman isyana varan direnişi, yalnızca bir kuşak çatışması değil, sermayenin denetim kapasitesini sınırlayan tarihsel bir başkaldırı biçimi. Tam da bu nedenle, işletmelerinde kontrolü yitirme korkusu, teknoloji sermayesini giderek demokrasi düşmanı, hatta faşizan reflekslere sürüklüyor.

Devamını Oku
27.10.2025
İsyan ve kriz çakışmaya başladı

İsyan ve ekonomik kriz dinamikleri tarihte zaman zaman çakışıyor.

Devamını Oku
23.10.2025
Yine bir finansal krizin eşiğinde

Geçtiğimiz günlerde, Altın 4 bin dolara ulaştı, piyasalarda “Borsa aşırı değerli” uyarıları sıklaştı. Jamie Diamond, Warren Buffet gibi ünlü yatırımcılar bu durumun sürdürülemezliğine işaret ediyorlar.

Devamını Oku
20.10.2025
Gazze’de ateşkes

Gazze’de savaşın yerini alan ateşkes, ilk bakışta bir nefes alma imkânı sundu.

Devamını Oku
16.10.2025
‘Yapılamaz’ kültü (The cult of can’t)

Cuma günü, Aurelien adlı bir yazarın “The cult of can’t” başlıklı denemesine rastladım. Perşembe yazımı okumuş olanların ilgisini çekeceğini düşünerek özetliyorum.

Devamını Oku
13.10.2025
‘Aydınlanma’nın alacakaranlığında...

Kapitalizmin merkezlerinde (Anglosakson dünyada) uzun yıllar küreselleşmenin, teknolojinin (özellikle internet ve dijitalleşme) bizi “bugünden daha iyi” (özgür, demokratik, bolluk) günlere taşıyacağı anlatıldı.

Devamını Oku
09.10.2025
Bazen bir fotoğraf bin sözcüğe bedeldir

Bu kez şanslıyım, önümde iki fotoğraf var. Meclis’in açılışında ve akşamında verilen davet sırasında çekilmiş bu fotoğraflar bugünkü siyasi şekillenmenin, “sağını-solunu”, çok güzel betimliyorlar.

Devamını Oku
06.10.2025
‘Gizli (stealth) sömürgecilik’ ve Türkiye

Cumhurbaşkanının ABD ziyareti, MAPEG’in, 33 ilin topraklarını doğrudan madencilik yatırımlarına açması emperyalizm tartışmalarını yeniden canlandırdı.

Devamını Oku
02.10.2025
‘Aynanın’ öte yanında

Bilimde bazen bir sıçrama yalnızca araştırmacıların dar çevresini değil, tüm insanlığın geleceğini etkiler. 2020’de DeepMind’in geliştirdiği AlphaFold sistemi böyle bir andı.

Devamını Oku
29.09.2025
Yapay zekâ dünyayı yutuyor

“YZ dünyayı yutuyor” artık abartılı bir iddia değil.

Devamını Oku
25.09.2025
Güney Avrupa’da demokrasiye geçiş

Tsiridis’in çalışmasının en güçlü yanı, somut tarihsel analizleri belgelerle destekleyerek sivil toplumun (çoğunlukla göz ardı edilen) rolünü vurgulaması.

Devamını Oku
22.09.2025
Üzüm üzüme bakarak...

Dünya siyaseti ve ekonomisi, daha önce hiç görülmemiş bir biçimde birbirine benzeşen güç dinamikleriyle şekilleniyor.

Devamını Oku
18.09.2025
İsrail Gazze’de ne yapıyor?

Gazze’de yaşananlar, uluslararası medyada sıklıkla “çatışma”, giderek soykırım olarak tanımlansa da Prof. Jiang Xueqin olanların arkasında çok daha karanlık bir gerçeğin yattığını söylüyor.

Devamını Oku
15.09.2025
11/9/01: Nereden nereye

ABD yönetimi, yeni savunma stratejisi raporunu, (QDR2001), 11 Eylül 2001 “olayının” tozu yatışmadan açıklamıştı.

Devamını Oku
11.09.2025
Endonezya’da isyan

Endonezya, yaygın protesto gösterileriyle sarsılıyor. Başkent Cakarta’dan ülkenin dört bir yanına yayılan bu olaylar, sadece yerel bir huzursuzluk değil, aynı zamanda küresel kapitalizmin çevre ülkelerde yarattığı derin eşitsizliklerin, devlet şiddetinin bir ürünü. İsyanın temelinde rejimin tüm kilit kurumların, parlamento dahil, içini boşaltmasıyla, demokratik haklarını kaybetmekte olduklarını hisseden geniş kitlelerin tepkisi yatıyor.

Devamını Oku
08.09.2025
Küreselleşmeden sonra, üç fotoğraf

“Küreselleşme” yerini parçalanmaya bırakıyor, bir yeni-jeopolitik şekilleniyor.

Devamını Oku
04.09.2025
ABD’de faşizm ve direniş

Trump, seçim kampanyası boyunca, diktatör olmak dahil tüm arzularını açıkça söyledi. Dahası, Heritage Foundation “Project 2025” başlığı altında 900 sayfalık bir faşist devlete geçiş programı yayımladı. Bu program, devlet bürokrasisindeki özellikle de güvenlik bürokrasisindeki, “kurumsalcıları” ve “anayasalcıları” tasfiye ederek yerlerine başkana sadık olanları atamayı planlıyordu.

Devamını Oku
01.09.2025