‘Liberal’ emperyalizm

10 Aralık 2020 Perşembe

ABD’de Biden yönetiminin kadroları belli olmaya başladı. Belirgin biçimde, silah sanayii ve finans sektöründen gelen kadrolar, geçmişte “liberal enternasyonalizm” olarak adlandırılan “liberal demokrasi” kurallarını yaygınlaştırma politikalarını savunuyorlardı. Şimdi bu eğilim, Çin’in yükselişini de hesaba katan önemli bir güncellemeyle Biden yönetiminin dış politikasını belirleyecek gibi görünüyor.

Emperyalist ama liberal

“Liberal enternasyonalizm”, ABD’nin şekillendirdiği uluslararası düzen içinde, uluslararası sermayenin serbestçe hareket etmesinin önündeki engelleri kaldırmayı, bu amaca uygun liderlikleri de parlamenter sistemin kuralları içinde iktidara taşımayı amaçlıyordu. Bu strateji, hedef aldığı ülkelerin ekonomik-siyasi yapılarını, bir askeri müdahaleye gerek kalmadan düzenlemeyi, yönlendirmeyi amaçladığından “modern emperyalizm” kategorisi içine giriyordu. “Liberal” sıfatı da uluslararası sermayenin değerlenme gereksinimlerine açık olmak anlamına geliyordu.

Haklar ve özgürlükler olarak demokrasinin sınırları da ülke halkının bu modeli kabul etme eğilimine göre belirleniyordu. Halk, demokrasiyi sermayenin serbestliğini sınırlamak için kullanmaya kalkarsa, haklar ve özgürlükler olarak demokrasinin sınırları daralmaya başlıyordu. Sermayenin serbestliğini korumak için özgürlükleri kısıtlamaya, hatta kimi zaman “süreç olarak faşizm” aşamasına geçmeye başlayan bir rejimi, seçimlerin varlığına bakarak “illiberal demokrasi” kavramıyla tanımlamak tam bir saçmalıktı.

Aslında haklar ve özgürlükler olarak demokrasi doğası gereği “illiberaldir”. Son yıllarda ABD’de muhafazakâr entelijansiya arasında demokrasinin liberalizmi tehlikeye attığına ilişkin bir tartışmanın başlaması da boşuna değildir.

Ama eskisi kadar liberal değil

Biden yönetimi, dış ilişkilerde ABD liderliğini restore etme projesinde “liberal enternasyonalizm” ilkesinde iki düzeltme yapmaya hazırlanıyor. “Liberal enternasyonalizm” (küreselleşme), bu kez ABD’de “orta sınıfların” refahını da hesaba katacak, gerektiğinde, ticaret ve yatırım alanlarında “korumacı” uygulamalara başvurabilecek. İkincisi: ABD liderliğinin restorasyonuna ve ABD’de orta sınıfların refahına katkı yaptığı oranda, “liberalizminin”, “demokrasisinin” sınırları daralmış ülkelerle de işbirliği yapabilecek.

Liberal enternasyonalizmin teorisyenlerinden G. John Ikenberry, geçen hafta Biden yönetimine yön verdiği söylenen A World Safe for Democracy başlıklı son kitabıyla ilgili olarak “Şimdi buna illiberal enternasyonalizm diyenler de olacaktır” diyordu.

Ama hâlâ emperyalist

Biden, ABD liderliğini restore edeceğini, liberalizmin küresel kurallarını koruyacağını söylüyor. Biden, Avrupa Birliği, Japonya gibi geleneksel müttefikleriyle, Trump döneminde bozulan ilişkileri düzeltecek; bir “demokrasiler bloku” oluşturacak, böylece Çin’i ABD’nin kurduğu düzenin kuralları içinde kalmaya zorlayabilecek. Bu noktada “gelişmekte olan”, “bağımlı ülke” gibi ifadelerle betimlenen, büyük güçler arası paylaşım konusu olan “III. Dünya” ülkeleri büyük önem kazanıyor.

Çin’in ABD’nin karşısına bir hegemonya adayı olarak çıkabilmesi için “III. Dünya” ülkelerine 3 nedenden gereksinimi var:

1) Buralar enerji, gıda, stratejik minerallerin kaynak havzaları.

2) Kapitalist bir ekonomi olarak Çin, üretim, birikim ve nüfus fazlasını bu ülkelerin piyasalarına ihraç ederek kendi kriz eğilimlerini yumuşatabilir.

3) Bu ülkeleri etki altına alabildiği oranda Çin, uluslararası kurumlarda kendine yeni destekçiler edinerek ABDAvrupa karşısında direnme, hatta kuralları değiştirme şansı elde edebilir.

Tek Yol Tek Kuşak” projesi, Asya’dan Afrika’ya, Latin Amerika’ya borçlandırma, telekomünikasyon, Konfüçyüs Enstitüleri ağları hep bu amaca uygun klasik neo-kolonyal (emperyalist) politikalar olarak Çin’in “III. Dünya” ülkeleriyle “bağımlılık” ilişkisi kurma çabalarını yansıtıyor.

Biden yönetimi bu alanlarda Çin’le rekabete girmeye kararlı görünüyor. Böylece birilerinin iyimser biçimde “yeni soğuk savaş” dediği bir ortama değil ama yine iki bloklu, 19. yüzyılın sonunu anımsatacak kadar patlayıcı bir emperyalist rekabet dönemine giriyor olabiliriz.


Yazarın Son Yazıları

Krizler şaşırtır 25 Ocak 2021
ABD neyin örneğidir? 18 Ocak 2021
Genlerinde var 14 Ocak 2021