‘Eski Düzenin’ Tabutuna Son Çiviler mi?
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

‘Eski Düzenin’ Tabutuna Son Çiviler mi?

26.05.2014 02:22
Güncellenme:
Takip Et:

Ukrayna krizi Batı ittifakının, ABD liderliğinin zaaflarını gözler önüne serdi, bu sarsıntı sürerken Rusya ile Çin arasında, Foreign Policy dergisinin sevinçle “İmzalanmayan anlaşma” yorumunu yapmasından birkaç saat sonra gerçekleşen enerji anlaşması, bu görüntüyü daha da netleştirdi.

Tarihin en büyük enerji anlaşması
Bu zaaflar, Amerikan dış politika çevrelerinde, Ukrayna kriziyle birlikte ABD hegemonyasına dayalı “eski düzen çöktü” savının ileri sürülmesine neden oluyor. Halbuki, Robert Kaplan’ın, geçen hafta Stratfor’daki yorumunda vurguladığı gibi, “eski düzen” (Soğuk Savaş sonrası) aslında, bir süredir çöküyordu, Ukrayna krizinde Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesi bu durumu nihayet bilinçlere çıkardı.
Geçen hafta, Pekin’de Rusya ile Çin arasında imzalanan “tarihin en büyük enerji anlaşması” da bu “eski düzen çöktü” anlayışını destekler yöndeydi. Bunlara, Çin devlet başkanı Xi Jinpin’in, geçen salı günü Pekin de toplanan “Asya’da karşılıklı ilişkiler ve güven inşa etme konferansı”nda, Rusya ve İran’ı kapsayacak ama ABD’yi dışta bırakacak bir Asya Güvenlik Yapılanması inşa etme önerisini ekleyebiliriz. Çin ve Rusya’nın, geçen hafta Birleşmiş Milletler’de, Suriye’yi Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne gönderme önerisini veto etmesi de bu bağlamda yorumlanabilir.
Aslında şöyle formüle edebiliriz: ABD ve Avrupa’nın önce tetikleyip sonra yüzlerine gözlerine bulaştırdıkları Ukrayna krizi “eski düzenin sonunu” iki açıdan vurguladı. Birincisi, Batı ittifakının dünya olaylarını şekillendirme kapasitesinin yetersizliklerini ortaya koydu. İkincisi, Kırım’ı ilhak eden Rusya’nın artık Batı tarafından “eski düzende” olduğu gibi tecrit edilemediğini gösterdi. Üçüncü olarak, Ukrayna krizi, Rusya ile Çin arasında, yaklaşık on yıldır sürmekte olan pazarlıkların sonuçlanmasına, enerji anlaşmasının imzalanmasına yol açan koşulları yarattı. Bu anlaşma, Neo-conların önde gelen yazarlarından Krauthammer’in Washington Post’ta vurguladığı gibi, kimin Asya “pivotu’nun” (hamlesinin) başarılı olduğunu da ortaya koyuyordu.
Obama A s y a g e z i s i n d e , Japonya’yı bir serbest ticaret anlaşmasına ikna edemedi. Rusya ise istediği anlaşmayı yapmayı başardı. Bu duruma hegemonya ilişkileri bağlamında bakarsak ABD’nin çıkarları, artık yakın ittifaklarının, örneğin Japonya’nın çıkarlarıyla örtüşmüyor. Buna karşılık Rusya’nın, kendine yeni enerji piyasaları arama, Batı’nın iddia ettiği gibi yalnız kalmadığını gösterme arzusu ile Çin’in enerji kaynaklarına erişme arzusu örtüşüyor. Dahası The Wall Street Journal’dan Simon Hall’ın işaret ettiği gibi bu anlaşma tüm Asya ülkelerine göreli olarak ucuz enerjiye ulaşma olanağı sunacak. Buna karşılık bu anlaşma dünyanın geri kalanında Asya pazarlarına gaz satmak amacıyla yeni yatırımlar planlayan Batılı şirketleri bir kez daha düşündürecek (WSJ, 22/05/14).

Hidrokarbon ekseni - stratejik üçgen
Tam bu noktada bir düzeltme yapmak, hegemonya ilişkileri bağlamında Asya’da esas aktör olarak Çin’in altını çizmek gerekiyor. Çünkü, bu anlaşma esas olarak Rusya’nın pazarlık gücünün en zayıf, Çin’e en muhtaç olduğu anda, Çin için en uygun koşullarda gerçekleşti (Financial Times, 21/05/14). Bu anlaşmayla Çin 30 yıl süreyle yeni enerji kaynaklarına ulaşıyor. Çin Rusya’nın enerji sektörüne yatırım yapacak, Batı’nın yaptırımlarının etkisiyle Rusya’dan kaçan sermayenin yarattığı açığı kapatmaya yönelik sermaye ihraç edecek. Bu sermaye ihracı Çin’in Rusya’nın en ileri silah teknolojilerine ulaşmasını kolaylaştıracak; Çin’e yeni, ekonomik olanaklar getirecek. Batı tam Rusya’yı tecrit ediyorum diye düşünürken, Rusya’nın, dünyanın satın alma gücü paritesi ile ölçüldüğünde en büyük ekonomisi konumuna gelmiş bir ülkeyle enerji anlaşması yapması önemli bir zafer oldu. Diğer taraftan, bu anlaşma sırasında Çin en büyük pazar olarak, en avantajlı fiyatları dayatabilecek güce sahip bir ülke olduğunu kanıtladı. Bir ülkenin, başka ülkelere pazar sunabilme ama bu pazara girişin koşullarını saptayabilme kapasitesi, onun hegemonya kurma kapasitesine işaret ediyor.
Çin’in konumu, Rusya ve ABD-Batı ilişkileri, bu son anlaşma bağlamında tartışılırken iki kavram özellikle dikkat çekiyordu. “Hidrokarbon- ekseni” ve “Stratejik üçgen.
Bundan yaklaşık sekiz yıl önce 2006 yazında The National Interest’te Leverett & Noel imzalı bir yorum, Rusya-Çin ilişkilerine göndermeyle yeni bir “petrol ekseninin” oluşmaya, dünya sorunlarında birçok alanda ABD’ye karşı dengeleyici etki yaratmaya başladığını savunuyordu. Geçen hafta, Flynt Leverett & Hillary Leverett, National Interest’te, bu konuya, son anlaşma bağlamında geri döndüler. Yazarlara göre, Batı’nın politikalarından rahatsız olan iki büyük ülke hidrokarbon ürünleri piyasasında, hem üretici hem de tüketici olarak aralarındaki işbirliğini geliştiriyorlar aynı anda sık sık ABD ve Batı’nın uluslararası alanda amaçlarına ulaşmasını, İran, Suriye sorunlarında görüldüğü gibi engelleyebiliyorlar. Leverett & Leverett’e göre, bu iki ülkenin oluşturmaya başladığı eksen Soğuk Savaş sonrasında oluşan tek kutuplu düzenin çökmesini de hızlandırıyor.
“Stratejik üçgen” kavramı da bu alana ait: ABD-Rusya-Çin ilişkilerini ve dengeleme olasılıklarını içeriyor. Soğuk Savaş döneminde 1972’de Nixon’ın Çin’, ziyaretinden sonra, ABD, Rusya karşısında dengeleyici bir avantaj elde etmişti. Soğuk Savaş sonrasında, Çin henüz bugünkü gücüne ulaşmamışken, Rusya SSCB’nin enkazıyla uğraşırken bu üçgenin stratejik bir önemi kalmamıştı. Batı’nın Ukrayna fiyaskosuyla birlikte bu üçgen yeniden, bu kez Çin’in Rusya ile ilişkilerinde, ABD ve Batı’ya karşı bir avantaj elde etmesine olanak verecek biçimde önem kazanmaya başladı. Bu kez hegemonya rekabeti ideolojik kılıfa sarılamadığından Batı bloku bütünlüğünü kaybederken, Avrupa zayıflarken, Almanya’nın tutumunda Rusya ile ilişkileri önemli bir rol oynarken, stratejik üçgen çok daha karmaşık bir dengeleme ilişkileri zincirini harekete geçirme kapasitesine sahip olmaya başlıyor. “Soğuk Savaş” sonrası dönem (eski düzen) aslında, ABD yönetiminin imparatorluk projesinin Afganistan ve Irakta, neo-liberal modelinin 2007 mali krizinde iflas etmesiyle çökmeye başlamıştı. Kırım’ın ilhakı, 400 milyar dolarlık enerji anlaşması adeta eski düzenin tabutuna son çivileri çakmış oluyor.  

Yazarın Son Yazıları

Neoliberalizmden sonra: ‘Maddenin’ geri dönüşü

Financial Times’ta Gilian Tett, “Trump’ın eski moda petrol talanının arkasında ne var?” başlıklı yazısında...

Devamını Oku
15.01.2026
‘Muktedir yapar, zayıf çaresiz katlanır’

Miller’in bu sözleri, Trump’ın New York Times söyleşisindeki “Beni ancak kendi ahlakım, kendi aklım durdurabilir; uluslararası yasalar umurumda değil” açıklaması aklıma, Hubris ve Nemesis kavramlarını, kendi zamanının süper gücü Atina ile küçük Melos adası arasındaki ünlü Melian Diyaloğu’nu getirdi. Melos adası, Atina’nın aşırı talepleri karşısında adaletten söz ederken Atina, “Muktedir olan yapar zayıf olan çaresiz katlanır” diyordu. Atina adayı işgal etti, tüm erkekleri öldürdü, kadınları köle olarak sattı (MÖ 416). Atina’nın bu “güç zehirlenmesi” (Hubris) 12 yıl sonra bir Nemesis ile belasını buldu: Peloponez savaşları bittiğinde (MÖ 404) Atina teslim olmuştu; insanlığa demokrasi düşüncesini trajediyi hediye eden uygarlığı hızla çöküyordu.

Devamını Oku
12.01.2026
Dolar ve ‘Donroe’

ABD özel güçleri Maduro’yu kaçırdı, tutsak aldı.

Devamını Oku
08.01.2026
2026’ya girerken ‘büyük resim’

Bu jeopolitik ortam, içeride yeni bir devlet biçimini de besliyor. Güvenlik gerekçesiyle ifade özgürlüğünün daraltılması, algoritmalarla gözetim, sürekli olağanüstü hal dili, muhalefetin “iç düşman” olarak kodlanması artık sıradanlaşıyor. Dünyanın hemen her yerinde, farklı biçimler alsa da otoriterlik ve totaliter teknikler, “süreç olarak faşizm” içinde normalleşiyor.

Devamını Oku
05.01.2026
Neoliberalizmden sonra: Yeni model arayışı

Yeni model arayışına IMF ve Dünya Bankası da katılmış.

Devamını Oku
01.01.2026
2026’ya girerken Avrupa

Avrupa Birliği, 2026’ya Trump Amerika’sının ve Putin Rusya’sının basınçları altında “Birliğin bir geleceği var mı” sorusuyla giriyor. Ancak, bu sorunun cevabı öncelikle AB’nin iç çelişkilerinde, yapısal sorunlarında yatıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yeni ‘model’ arayışında bir seçenek

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin’in neoliberalizmden farklı modeli, büyük güç rekabetine bakışı, “Çin mi kazanacak ABD mi” sorusunun ötesinde uzun vadeli bir stratejiyi yansıtıyor. 2026’ya girerken Çin modeli yalnızca çevre ülkelerin değil, merkez ülkelerin liderliklerinin de ilgisini çekiyor.

Devamını Oku
25.12.2025
‘Ruh mühendisliği’

Türkiye, yıllardır siyasal İslam rejiminin “toplumsal ruh mühendisliği” projesinin baskısı altında yaşıyor.

Devamını Oku
22.12.2025
‘Erkeklik krizi’!?

Erkek fantezilerini meşrulaştıran faşist ve siyasal İslamcı ideolojilerle hesaplaşmadan algoritmaları suçlamak kolaydır ama asıl nedeni görünmez kılan politik bir kaçıştır.

Devamını Oku
18.12.2025
Birlik yoksa iktidar da yok

Sağın bu birlik refleksi, ideolojik bir tutarlılıktan değil, son derece sade bir siyasal sezgiden besleniyor: İktidarı istiyorsan yan yana duracaksın.

Devamını Oku
15.12.2025
UGS: Emperyalist-faşist moment!

ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’ne (UGS) bu kez emperyalizm ve faşizm kavramlarının ışığında bakacağım.

Devamını Oku
11.12.2025
2026’ya girerken: Yeni kapitalizm/ faşizm

Önümüzdeki dönem dünya siyasetini yalnızca büyük güç rekabeti değil; milliyetçi, hatta uygarlıkçı reflekslerle donanmış yeni bir “teknolojik kapitalizm” biçiminin, faşist ideolojinin küresel ölçekte (öncelikle de UGS’nin, “göç dalgaları altında kimliğini kaybeden, gerileyen uygarlık” olarak tanımladığı Avrupa’ya), dayatılması belirleyecek.

Devamını Oku
08.12.2025
2026’ya girerken militarizm ve faşizm

Pazartesi günü, 2026’ya girerken ABD ekonomisinin çok kırılgan, küresel ekonominin resesyon eşiğinde olduğunu vurgulamıştım.

Devamını Oku
04.12.2025
2026’ya girerken dünya ekonomisi

Dünya ekonomisi 2026’ya girerken resesyon sınırında (yüzde 3) yavaşlamaya devam ediyor, riskler ve büyüme önündeki engeller artıyor.

Devamını Oku
01.12.2025
‘Süreç’ gerçek değil!

“Komisyon”, hukuki, idari ve anayasal bir zeminden yoksun.

Devamını Oku
27.11.2025
‘Evrenin yeni efendileri’

The Economist 1990’larda, bir sayısında, finansallaşma başlarken 10 dev ABD bankasını kastederek “evrenin yeni efendileri” diyordu. Bu bankalar dünya borç piyasasında egemendi.

Devamını Oku
24.11.2025
Arjantin’de Milei zaferinin şifreleri

Serbest piyasa Ayetullahları sevindiler...

Devamını Oku
20.11.2025
Küresel Organize Suç Endeksi ve Türkiye

Küresel Organize Suç Endeksi’nin 2025 raporu açıklandı. Türkiye 2020’de 6.9 puanla 12. sıradayken bugün 7.2 ile 10. sıraya yükselmiş. Küresel ortalama 5.08. Bu endeks, sadece mafyanın gücünü ya da kaçakçılık hatlarını ölçmüyor; devlet içi yapılardan finansal suçlara, yargı bağımsızlığından ekonomiye sızmış suç ağlarına kadar geniş bir tabloyu ortaya koyuyor.

Devamını Oku
17.11.2025
COP30: Gel de kötümser olma

Küresel ısınma üzerine “Taraflar Konferansı” (COP30) Brezilya’da toplandı.

Devamını Oku
13.11.2025
Demokrasi ve emperyalizm

Emperyalist sistemin ABD, AB gibi merkezlerinin Türkiye gibi çevre ülkelerle ilişkilerinde demokrasi arzusu hiçbir zaman gerçek bir faktör olmadı. Bu ilişkiler her zaman çevre ülkenin ekonomik, jeopolitik açıdan kullanılabilir olma ilkesine dayandı.

Devamını Oku
10.11.2025
Mamdani, panik ve umut

Trump’ın başkanlığından hoşnut olmayanların oranı yüzde 60’ı geçti.

Devamını Oku
06.11.2025
Busan’da ‘büyük resim’

Busan’daki Trump-Şi zirvesi, yalnızca iki ülke arasındaki ticaret savaşında geçici bir ateşkes anlamına gelmiyor; aynı zamanda, 21. yüzyılın jeopolitik dengelerinde güç, liderlik gibi kavramların yeniden tanımlandığı bir döneme işaret ediyor. Zirvenin sonunda Trump’ın “12 üzerinden 10’luk bir görüşme” sözleri, Şi’nin ise “Dev gemiyi birlikte yönetiyoruz” vurgusu, ”yeni” bir durumu sergiliyor: Amerika artık “tek süper güç” değil.

Devamını Oku
03.11.2025
Noktaları birleştirmek

Gözlerimizi gerçeğe açmamız gerekiyor.

Devamını Oku
30.10.2025
Teknoloji, oligarşisi ve faşizm

Z kuşağının emeğin, doğanın, LGBTQ ve kadın haklarının değersizleştirilmesine, ırkçılığa gözetim kültürüne ve kurumsal otoriterliğe karşı zaman zaman isyana varan direnişi, yalnızca bir kuşak çatışması değil, sermayenin denetim kapasitesini sınırlayan tarihsel bir başkaldırı biçimi. Tam da bu nedenle, işletmelerinde kontrolü yitirme korkusu, teknoloji sermayesini giderek demokrasi düşmanı, hatta faşizan reflekslere sürüklüyor.

Devamını Oku
27.10.2025
İsyan ve kriz çakışmaya başladı

İsyan ve ekonomik kriz dinamikleri tarihte zaman zaman çakışıyor.

Devamını Oku
23.10.2025
Yine bir finansal krizin eşiğinde

Geçtiğimiz günlerde, Altın 4 bin dolara ulaştı, piyasalarda “Borsa aşırı değerli” uyarıları sıklaştı. Jamie Diamond, Warren Buffet gibi ünlü yatırımcılar bu durumun sürdürülemezliğine işaret ediyorlar.

Devamını Oku
20.10.2025
Gazze’de ateşkes

Gazze’de savaşın yerini alan ateşkes, ilk bakışta bir nefes alma imkânı sundu.

Devamını Oku
16.10.2025
‘Yapılamaz’ kültü (The cult of can’t)

Cuma günü, Aurelien adlı bir yazarın “The cult of can’t” başlıklı denemesine rastladım. Perşembe yazımı okumuş olanların ilgisini çekeceğini düşünerek özetliyorum.

Devamını Oku
13.10.2025
‘Aydınlanma’nın alacakaranlığında...

Kapitalizmin merkezlerinde (Anglosakson dünyada) uzun yıllar küreselleşmenin, teknolojinin (özellikle internet ve dijitalleşme) bizi “bugünden daha iyi” (özgür, demokratik, bolluk) günlere taşıyacağı anlatıldı.

Devamını Oku
09.10.2025
Bazen bir fotoğraf bin sözcüğe bedeldir

Bu kez şanslıyım, önümde iki fotoğraf var. Meclis’in açılışında ve akşamında verilen davet sırasında çekilmiş bu fotoğraflar bugünkü siyasi şekillenmenin, “sağını-solunu”, çok güzel betimliyorlar.

Devamını Oku
06.10.2025
‘Gizli (stealth) sömürgecilik’ ve Türkiye

Cumhurbaşkanının ABD ziyareti, MAPEG’in, 33 ilin topraklarını doğrudan madencilik yatırımlarına açması emperyalizm tartışmalarını yeniden canlandırdı.

Devamını Oku
02.10.2025
‘Aynanın’ öte yanında

Bilimde bazen bir sıçrama yalnızca araştırmacıların dar çevresini değil, tüm insanlığın geleceğini etkiler. 2020’de DeepMind’in geliştirdiği AlphaFold sistemi böyle bir andı.

Devamını Oku
29.09.2025
Yapay zekâ dünyayı yutuyor

“YZ dünyayı yutuyor” artık abartılı bir iddia değil.

Devamını Oku
25.09.2025
Güney Avrupa’da demokrasiye geçiş

Tsiridis’in çalışmasının en güçlü yanı, somut tarihsel analizleri belgelerle destekleyerek sivil toplumun (çoğunlukla göz ardı edilen) rolünü vurgulaması.

Devamını Oku
22.09.2025
Üzüm üzüme bakarak...

Dünya siyaseti ve ekonomisi, daha önce hiç görülmemiş bir biçimde birbirine benzeşen güç dinamikleriyle şekilleniyor.

Devamını Oku
18.09.2025
İsrail Gazze’de ne yapıyor?

Gazze’de yaşananlar, uluslararası medyada sıklıkla “çatışma”, giderek soykırım olarak tanımlansa da Prof. Jiang Xueqin olanların arkasında çok daha karanlık bir gerçeğin yattığını söylüyor.

Devamını Oku
15.09.2025
11/9/01: Nereden nereye

ABD yönetimi, yeni savunma stratejisi raporunu, (QDR2001), 11 Eylül 2001 “olayının” tozu yatışmadan açıklamıştı.

Devamını Oku
11.09.2025
Endonezya’da isyan

Endonezya, yaygın protesto gösterileriyle sarsılıyor. Başkent Cakarta’dan ülkenin dört bir yanına yayılan bu olaylar, sadece yerel bir huzursuzluk değil, aynı zamanda küresel kapitalizmin çevre ülkelerde yarattığı derin eşitsizliklerin, devlet şiddetinin bir ürünü. İsyanın temelinde rejimin tüm kilit kurumların, parlamento dahil, içini boşaltmasıyla, demokratik haklarını kaybetmekte olduklarını hisseden geniş kitlelerin tepkisi yatıyor.

Devamını Oku
08.09.2025
Küreselleşmeden sonra, üç fotoğraf

“Küreselleşme” yerini parçalanmaya bırakıyor, bir yeni-jeopolitik şekilleniyor.

Devamını Oku
04.09.2025
ABD’de faşizm ve direniş

Trump, seçim kampanyası boyunca, diktatör olmak dahil tüm arzularını açıkça söyledi. Dahası, Heritage Foundation “Project 2025” başlığı altında 900 sayfalık bir faşist devlete geçiş programı yayımladı. Bu program, devlet bürokrasisindeki özellikle de güvenlik bürokrasisindeki, “kurumsalcıları” ve “anayasalcıları” tasfiye ederek yerlerine başkana sadık olanları atamayı planlıyordu.

Devamını Oku
01.09.2025