Berlin, Londra, Atina
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Berlin, Londra, Atina

16.12.2008 07:38
Güncellenme:
Takip Et:

Geçen hafta Almanya ile İngiltere arasında yaşanan tartışmalar, yönetenlerin eskisi gibi yönetmekte zorluk çektiklerini bir kez daha gösterirken, hafta boyunca tüm Yunanistanı etkisi altına alan, hatta kimi Avrupa kentlerine de sıçrayan eylemler, yönetilenlerin de duyarlılıklarında bir değişimin başlamış olabileceğinidüşündürüyordu.

‘U’ dönüşü, ‘Almanya sorunu’

Ekonomik krizde, ABD başta olmak üzere, yönetenler eskisi gibi yönetemedikleriiçin, bir Udönüşü yaparak, bütçe açığı kaygısını, mali disiplini (neoliberalizmi) rüzgâra savurup bankalarını kurtarmaya, tüketici talebini güçlendirmeye yönelik kamu harcamalarına (maliye politikaları) yöneldiler.

Ancak bu Udönüşüne başlayanların, kriz karşısında, eşgüdüm içinde hareket etmekte büyük zorluk çektiklerini görüyoruz. Küreselleşmeulus devleti etkisizleştirmediği gibi, ulusal çıkar anlayışını, uluslararası sermayenin ulusal dayanaklarını da ortadan kaldırmamış meğerse...

Bu gerçeği, ulus devleti etkisizleştirmede en ileri gittiği varsayılan Avrupa Birliğinde görmek çok öğretici. Kriz başladığından bu yana AB liderliği (Almanya, Fransa, İngiltere) ortak bir kriz yönetim modeli, kurtarma paketioluşturmakta zorlanıyor. Geçen hafta üzerinde anlaşılan200 milyar Avroluk destekleme paketi öncesinde İngiltere-Fransa inisiyatifi, karşısında Almanyanın direnci, Almanya sorununun adeta yeniden gündeme gelmeye başladığını düşündürüyordu.

Alman Maliye Bakanı Steinbrückün, İngiliz hükümetinin ekonomi politikalarını eleştirirken, diplomasi kurallarını çiğneyerek sarf ettiği kaba saba Keynesçilik”, “İşçi Partisi politikalarının iflasıgibi ifadeler, bu direncin en son örneğiydi. Şansölye Merkel ve Maliye Bakanı Steinbrück, yıllardır sıkı bütçe politikasının önemi üzerine söylevlerini dinledikleri, ama şimdi bir Udönüşü yapan İngilterenin peşine takılmak istemiyor, hem Avro bölgesine yönelik bir mali pakete hem de karbon emisyonunu sınırlayan tedbirlere katılmakta isteksiz davranıyorlardı.

Bu isteksizliğin arkasında, Hıristiyan Demokrat - Sosyal Demokrat koalisyonun üyelerinin yaklaşan seçimlere ilişkin siyasi kaygıları olduğu kadar, Almanya ekonomisinin özgün koşulları da yatıyor. Almanya ekonomisi, The Guardianın bir yorumunda özetlendiği gibi, ABD ve İngiltereden farklı olarak öncelikle, gelirinin yüzde 60ını ihracattan elde eden güçlü bir sanayi sektörüne dayanıyor. Tüketici, konut kredileri sektöründe sorunlar, neoliberal finansallaşmanın batağındaki ülkelerinki kadar ağır değil, Alman hane halkı tasarruf oranları da görece yüksek. Dahası, Almanya denk bir bütçeye, Çinden sonra en büyük cari hesap fazlasına sahip...

Bu koşullarda, Almanyadaki egemen sermaye açısından iç talebin teşvikine yönelik bir mali paket en azından şimdilik gerekli değil. Alman yönetimi de, mali kaynakları daha sonra, gerektiğinde, uluslararası rekabet gücü yüksek, istihdama da en büyük katkıyı sağlayan otomotive (her yedi kişiden biri bu sektörde çalışıyor) gibi sektörleri desteklemekte kullanmayı planlıyor.

Alman hükümetinin, İngiltere ve Fransayla arasındaki uyumsuzlukta, uluslararası mali ve sanayi rekabetinin de önemli bir rol oynadığı söylenebilir. Mali rekabet, Londra ve Frankfurt borsaları arasında yaşanıyor. Alman Maliye Bakanının İngilterenin ekonomi politikalarına yönelik eleştirileri, sterlinin geleceğine, Londra borsasının çekiciliğine gölge düşürüyor. Avro bölgesine yönelik mali destekteki isteksizliğin ise iki nedeni olabilir. Biri Almanya, herhangi bir paketin yüzde 20ye yakın yükünü üstleneceğini biliyor. İkincisi, Fransa Devlet Başkanı Sarkozynin deyimiyle Fransa çalışırken Almanyanın düşünmesiiçin geçen sürede, diğer ülkelerde iflasların hızlanması, özellikle otomotiv ve iş aletleri sektörlerinde Alman şirketlerine yeni piyasaların, olanakların açılmasını getirebilir. Cuma günü gerçekleştirilen anlaşmaya karşın, Almanyanın bağımsız davranma eğiliminin giderek artması, Avro bölgesi içinde çelişkilerin daha da büyümesi beklenebilir.

Yeni bir dalga mı?

Sivil polislerin, 6 Aralık günü Atinanın sol eğilimli, karşıt kültürçevrelerinin yoğunlaştığı, yıllardır, sık sık polisle çatışmaların yaşandığı Exarchia mahallesinde 15 yaşında bir genci vurarak öldürmesi Kathimerininin bir yorumunda vurguladığı gibi, hiç de beklenmedik bir şey değildi (11/12/08). Ama, ardından patlak veren, hızla ülkenin büyük kentlerini saran, önceden planlanmış bir genel grevle de çakışan protesto gösterileri, herkeste şok yarattı. BBCnin saygın ve soğukkanlı olarak nitelediği gazete Kathimerininin cuma günkü yorumunun başlığı da Yanılsamaların peçesi kalktı diyordu. Yorumcu, Nikos Konstandarsa göre geçen hafta Yunanistanı sarsan ve üniversite işgalleri, sokak çatışmalarıyla ikinci haftasına girmekte olan toplumsal olayların yarattığı radikalleşmenin sonuçları gelecek on yıl boyunca yaşanacak. (AthensPlus, 12/12/08)

Şok”, “yanılsamaların kaybolması”, “radikalleşmebeklentisi (öznelliklerin yeniden şekillenmesi) gibi saptamalar, bize bu çatışmaların bir tarihsel olayniteliği taşıdığını söylüyor.

Yıllardır biriken ekonomik toplumsal sorunlarla, meşruiyeti zayıf bir devletin ve ekonomik kriz içinde izlenen neoliberal hükümet politikalarının, Yunan solunun hâlâ kaybolmamış radikal geleneğinin tarihsel zemini üzerinde kesişmesinin, bir olay alanı yarattığı söylenebilir. Bundan sonra artık olayındoğması için tek eksik, tetikleyici bir rastlantıyı müdahale aracı olarak kullanacak bir öznedir”. Yunan Anarşist hareketi ve SYRIZA olarak bilinen sol ittifakının harekete geçirdiği yeni orta sınıfın (benim yeni proletaryaolarak nitelediğim kesim) bu tarihsel işlevi başarıyla gerçekleştirerek olayıyarattığı görülüyor. Proletaryanın geleneksel ve yeni kesimlerinin bir olayın içinde birleşmesine olanak sağlayan Genel Grev ise, tarihin ilginç bir cilvesi”.

Der Spiegelden The Guardiana, Le Mondedan, Liberationa, Kathimeriniye kadar hemen tüm yorumcular, Anarşist grupların olayları başlattığını, eyleme katılan, sokaklardaki kitlenin esas olarak öğrencilerden, lise, üniversite öğretim üyelerinden, beyaz yakalı”, eğitimli kesimlerden oluştuğunu; gelip geçen halkın, alışveriş yapan kadınların sokaklardakilerle samimi iletişimine ilişkin gözlemleri aktarıyorlardı. Hizmet sektörünün, bilişim endüstrisinin yükselmesiyle başlayan yeni sınıf şekilenmelerinin ayırdında olmayan kimi yorumcularsa, sokaktaki kitlenin belirleyici niteliğini küçükburjuva(orta sınıf) olarak saptıyordu. Belli ki Türkiyede nisan mitinglerine katılan kitlenin sosyal özelliklerine çok benzeyen (geleneksel işçi sınıfının sokak eylemlerine katılımının yoğun olmadığı bildiriliyor) bir kitle vardı sokakta.

Yukarda değindiğim çeşitli yayın organları, bu kesimin sorunlarını, kızgınlığının kaynaklarını aktarırken, sol geleneğin yanı sıra, yönetimin neoliberal politikalarının yıkıcı etkilerinin, kamu arazilerinin yok pahasına, hükümet üyelerini de içeren yolsuzluklar yoluyla müteahhitlere satılmasının, hükümetin kriz vurunca bankalara 28 milyar Avro verirken sosyal hizmetleri kısmasının, eğitimli gençlik içinde yaygın işsizliğin, düşük ücretlerin, geleceğe yönelik umutsuzluğun altını çiziyorlardı.

The Daily Telegraph gibi muhafazakâr basından yorumcular, benzer koşulların İspanya, İtalya gibi ülkelerin yanı sıra, İngiltere ve Fransa için de geçerli olduğunu, ekonomik kriz ilerledikçe bu tip sosyal olayların sıklaşacağını düşünüyorlar. (11/12). Cumartesi günü Le Monde ve The Independentın, Pazar günü de The Guardianın yorumcuları da aynı fikirdeydi (13/12).

Yazarın Son Yazıları

Neoliberalizmden sonra: ‘Maddenin’ geri dönüşü

Financial Times’ta Gilian Tett, “Trump’ın eski moda petrol talanının arkasında ne var?” başlıklı yazısında...

Devamını Oku
15.01.2026
‘Muktedir yapar, zayıf çaresiz katlanır’

Miller’in bu sözleri, Trump’ın New York Times söyleşisindeki “Beni ancak kendi ahlakım, kendi aklım durdurabilir; uluslararası yasalar umurumda değil” açıklaması aklıma, Hubris ve Nemesis kavramlarını, kendi zamanının süper gücü Atina ile küçük Melos adası arasındaki ünlü Melian Diyaloğu’nu getirdi. Melos adası, Atina’nın aşırı talepleri karşısında adaletten söz ederken Atina, “Muktedir olan yapar zayıf olan çaresiz katlanır” diyordu. Atina adayı işgal etti, tüm erkekleri öldürdü, kadınları köle olarak sattı (MÖ 416). Atina’nın bu “güç zehirlenmesi” (Hubris) 12 yıl sonra bir Nemesis ile belasını buldu: Peloponez savaşları bittiğinde (MÖ 404) Atina teslim olmuştu; insanlığa demokrasi düşüncesini trajediyi hediye eden uygarlığı hızla çöküyordu.

Devamını Oku
12.01.2026
Dolar ve ‘Donroe’

ABD özel güçleri Maduro’yu kaçırdı, tutsak aldı.

Devamını Oku
08.01.2026
2026’ya girerken ‘büyük resim’

Bu jeopolitik ortam, içeride yeni bir devlet biçimini de besliyor. Güvenlik gerekçesiyle ifade özgürlüğünün daraltılması, algoritmalarla gözetim, sürekli olağanüstü hal dili, muhalefetin “iç düşman” olarak kodlanması artık sıradanlaşıyor. Dünyanın hemen her yerinde, farklı biçimler alsa da otoriterlik ve totaliter teknikler, “süreç olarak faşizm” içinde normalleşiyor.

Devamını Oku
05.01.2026
Neoliberalizmden sonra: Yeni model arayışı

Yeni model arayışına IMF ve Dünya Bankası da katılmış.

Devamını Oku
01.01.2026
2026’ya girerken Avrupa

Avrupa Birliği, 2026’ya Trump Amerika’sının ve Putin Rusya’sının basınçları altında “Birliğin bir geleceği var mı” sorusuyla giriyor. Ancak, bu sorunun cevabı öncelikle AB’nin iç çelişkilerinde, yapısal sorunlarında yatıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yeni ‘model’ arayışında bir seçenek

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin’in neoliberalizmden farklı modeli, büyük güç rekabetine bakışı, “Çin mi kazanacak ABD mi” sorusunun ötesinde uzun vadeli bir stratejiyi yansıtıyor. 2026’ya girerken Çin modeli yalnızca çevre ülkelerin değil, merkez ülkelerin liderliklerinin de ilgisini çekiyor.

Devamını Oku
25.12.2025
‘Ruh mühendisliği’

Türkiye, yıllardır siyasal İslam rejiminin “toplumsal ruh mühendisliği” projesinin baskısı altında yaşıyor.

Devamını Oku
22.12.2025
‘Erkeklik krizi’!?

Erkek fantezilerini meşrulaştıran faşist ve siyasal İslamcı ideolojilerle hesaplaşmadan algoritmaları suçlamak kolaydır ama asıl nedeni görünmez kılan politik bir kaçıştır.

Devamını Oku
18.12.2025
Birlik yoksa iktidar da yok

Sağın bu birlik refleksi, ideolojik bir tutarlılıktan değil, son derece sade bir siyasal sezgiden besleniyor: İktidarı istiyorsan yan yana duracaksın.

Devamını Oku
15.12.2025
UGS: Emperyalist-faşist moment!

ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’ne (UGS) bu kez emperyalizm ve faşizm kavramlarının ışığında bakacağım.

Devamını Oku
11.12.2025
2026’ya girerken: Yeni kapitalizm/ faşizm

Önümüzdeki dönem dünya siyasetini yalnızca büyük güç rekabeti değil; milliyetçi, hatta uygarlıkçı reflekslerle donanmış yeni bir “teknolojik kapitalizm” biçiminin, faşist ideolojinin küresel ölçekte (öncelikle de UGS’nin, “göç dalgaları altında kimliğini kaybeden, gerileyen uygarlık” olarak tanımladığı Avrupa’ya), dayatılması belirleyecek.

Devamını Oku
08.12.2025
2026’ya girerken militarizm ve faşizm

Pazartesi günü, 2026’ya girerken ABD ekonomisinin çok kırılgan, küresel ekonominin resesyon eşiğinde olduğunu vurgulamıştım.

Devamını Oku
04.12.2025
2026’ya girerken dünya ekonomisi

Dünya ekonomisi 2026’ya girerken resesyon sınırında (yüzde 3) yavaşlamaya devam ediyor, riskler ve büyüme önündeki engeller artıyor.

Devamını Oku
01.12.2025
‘Süreç’ gerçek değil!

“Komisyon”, hukuki, idari ve anayasal bir zeminden yoksun.

Devamını Oku
27.11.2025
‘Evrenin yeni efendileri’

The Economist 1990’larda, bir sayısında, finansallaşma başlarken 10 dev ABD bankasını kastederek “evrenin yeni efendileri” diyordu. Bu bankalar dünya borç piyasasında egemendi.

Devamını Oku
24.11.2025
Arjantin’de Milei zaferinin şifreleri

Serbest piyasa Ayetullahları sevindiler...

Devamını Oku
20.11.2025
Küresel Organize Suç Endeksi ve Türkiye

Küresel Organize Suç Endeksi’nin 2025 raporu açıklandı. Türkiye 2020’de 6.9 puanla 12. sıradayken bugün 7.2 ile 10. sıraya yükselmiş. Küresel ortalama 5.08. Bu endeks, sadece mafyanın gücünü ya da kaçakçılık hatlarını ölçmüyor; devlet içi yapılardan finansal suçlara, yargı bağımsızlığından ekonomiye sızmış suç ağlarına kadar geniş bir tabloyu ortaya koyuyor.

Devamını Oku
17.11.2025
COP30: Gel de kötümser olma

Küresel ısınma üzerine “Taraflar Konferansı” (COP30) Brezilya’da toplandı.

Devamını Oku
13.11.2025
Demokrasi ve emperyalizm

Emperyalist sistemin ABD, AB gibi merkezlerinin Türkiye gibi çevre ülkelerle ilişkilerinde demokrasi arzusu hiçbir zaman gerçek bir faktör olmadı. Bu ilişkiler her zaman çevre ülkenin ekonomik, jeopolitik açıdan kullanılabilir olma ilkesine dayandı.

Devamını Oku
10.11.2025
Mamdani, panik ve umut

Trump’ın başkanlığından hoşnut olmayanların oranı yüzde 60’ı geçti.

Devamını Oku
06.11.2025
Busan’da ‘büyük resim’

Busan’daki Trump-Şi zirvesi, yalnızca iki ülke arasındaki ticaret savaşında geçici bir ateşkes anlamına gelmiyor; aynı zamanda, 21. yüzyılın jeopolitik dengelerinde güç, liderlik gibi kavramların yeniden tanımlandığı bir döneme işaret ediyor. Zirvenin sonunda Trump’ın “12 üzerinden 10’luk bir görüşme” sözleri, Şi’nin ise “Dev gemiyi birlikte yönetiyoruz” vurgusu, ”yeni” bir durumu sergiliyor: Amerika artık “tek süper güç” değil.

Devamını Oku
03.11.2025
Noktaları birleştirmek

Gözlerimizi gerçeğe açmamız gerekiyor.

Devamını Oku
30.10.2025
Teknoloji, oligarşisi ve faşizm

Z kuşağının emeğin, doğanın, LGBTQ ve kadın haklarının değersizleştirilmesine, ırkçılığa gözetim kültürüne ve kurumsal otoriterliğe karşı zaman zaman isyana varan direnişi, yalnızca bir kuşak çatışması değil, sermayenin denetim kapasitesini sınırlayan tarihsel bir başkaldırı biçimi. Tam da bu nedenle, işletmelerinde kontrolü yitirme korkusu, teknoloji sermayesini giderek demokrasi düşmanı, hatta faşizan reflekslere sürüklüyor.

Devamını Oku
27.10.2025
İsyan ve kriz çakışmaya başladı

İsyan ve ekonomik kriz dinamikleri tarihte zaman zaman çakışıyor.

Devamını Oku
23.10.2025
Yine bir finansal krizin eşiğinde

Geçtiğimiz günlerde, Altın 4 bin dolara ulaştı, piyasalarda “Borsa aşırı değerli” uyarıları sıklaştı. Jamie Diamond, Warren Buffet gibi ünlü yatırımcılar bu durumun sürdürülemezliğine işaret ediyorlar.

Devamını Oku
20.10.2025
Gazze’de ateşkes

Gazze’de savaşın yerini alan ateşkes, ilk bakışta bir nefes alma imkânı sundu.

Devamını Oku
16.10.2025
‘Yapılamaz’ kültü (The cult of can’t)

Cuma günü, Aurelien adlı bir yazarın “The cult of can’t” başlıklı denemesine rastladım. Perşembe yazımı okumuş olanların ilgisini çekeceğini düşünerek özetliyorum.

Devamını Oku
13.10.2025
‘Aydınlanma’nın alacakaranlığında...

Kapitalizmin merkezlerinde (Anglosakson dünyada) uzun yıllar küreselleşmenin, teknolojinin (özellikle internet ve dijitalleşme) bizi “bugünden daha iyi” (özgür, demokratik, bolluk) günlere taşıyacağı anlatıldı.

Devamını Oku
09.10.2025
Bazen bir fotoğraf bin sözcüğe bedeldir

Bu kez şanslıyım, önümde iki fotoğraf var. Meclis’in açılışında ve akşamında verilen davet sırasında çekilmiş bu fotoğraflar bugünkü siyasi şekillenmenin, “sağını-solunu”, çok güzel betimliyorlar.

Devamını Oku
06.10.2025
‘Gizli (stealth) sömürgecilik’ ve Türkiye

Cumhurbaşkanının ABD ziyareti, MAPEG’in, 33 ilin topraklarını doğrudan madencilik yatırımlarına açması emperyalizm tartışmalarını yeniden canlandırdı.

Devamını Oku
02.10.2025
‘Aynanın’ öte yanında

Bilimde bazen bir sıçrama yalnızca araştırmacıların dar çevresini değil, tüm insanlığın geleceğini etkiler. 2020’de DeepMind’in geliştirdiği AlphaFold sistemi böyle bir andı.

Devamını Oku
29.09.2025
Yapay zekâ dünyayı yutuyor

“YZ dünyayı yutuyor” artık abartılı bir iddia değil.

Devamını Oku
25.09.2025
Güney Avrupa’da demokrasiye geçiş

Tsiridis’in çalışmasının en güçlü yanı, somut tarihsel analizleri belgelerle destekleyerek sivil toplumun (çoğunlukla göz ardı edilen) rolünü vurgulaması.

Devamını Oku
22.09.2025
Üzüm üzüme bakarak...

Dünya siyaseti ve ekonomisi, daha önce hiç görülmemiş bir biçimde birbirine benzeşen güç dinamikleriyle şekilleniyor.

Devamını Oku
18.09.2025
İsrail Gazze’de ne yapıyor?

Gazze’de yaşananlar, uluslararası medyada sıklıkla “çatışma”, giderek soykırım olarak tanımlansa da Prof. Jiang Xueqin olanların arkasında çok daha karanlık bir gerçeğin yattığını söylüyor.

Devamını Oku
15.09.2025
11/9/01: Nereden nereye

ABD yönetimi, yeni savunma stratejisi raporunu, (QDR2001), 11 Eylül 2001 “olayının” tozu yatışmadan açıklamıştı.

Devamını Oku
11.09.2025
Endonezya’da isyan

Endonezya, yaygın protesto gösterileriyle sarsılıyor. Başkent Cakarta’dan ülkenin dört bir yanına yayılan bu olaylar, sadece yerel bir huzursuzluk değil, aynı zamanda küresel kapitalizmin çevre ülkelerde yarattığı derin eşitsizliklerin, devlet şiddetinin bir ürünü. İsyanın temelinde rejimin tüm kilit kurumların, parlamento dahil, içini boşaltmasıyla, demokratik haklarını kaybetmekte olduklarını hisseden geniş kitlelerin tepkisi yatıyor.

Devamını Oku
08.09.2025
Küreselleşmeden sonra, üç fotoğraf

“Küreselleşme” yerini parçalanmaya bırakıyor, bir yeni-jeopolitik şekilleniyor.

Devamını Oku
04.09.2025
ABD’de faşizm ve direniş

Trump, seçim kampanyası boyunca, diktatör olmak dahil tüm arzularını açıkça söyledi. Dahası, Heritage Foundation “Project 2025” başlığı altında 900 sayfalık bir faşist devlete geçiş programı yayımladı. Bu program, devlet bürokrasisindeki özellikle de güvenlik bürokrasisindeki, “kurumsalcıları” ve “anayasalcıları” tasfiye ederek yerlerine başkana sadık olanları atamayı planlıyordu.

Devamını Oku
01.09.2025