Barış Doster

Irak’taki yanlış, Suriye ve Libya’da tekrarlanıyor

17 Haziran 2020 Çarşamba

Rusya’nın dışişleri ve savunma bakanlarının Türkiye ziyareti, son anda iptal edildi. Her ne kadar Ankara, iptalin arkasında başka nedenler aranmamasını istese de iptalin zamanlaması önemli. Çünkü tam da Türkiye’nin, Suriye ve Libya’da Rusya ile yaşadığı görüş ayrılıklarının çok sık dillendirildiği ve yine Türkiye’nin, Suriye ve Libya’da ABD ile işbirliği arayışlarını yoğunlaştırdığı döneme denk geldi.

Öncelikle şunu saptayalım: Türkiye, Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Akdeniz’de en büyük çelişkiyi ABD’yle yaşıyor. Türkiye’ye yönelik tehdidin kaynağı, ABD’nin Ortadoğu’ya yönelik çullanışları, bölge ülkelerini bölme çabası, desteklediği ve karşı çıktığı güçler, enerji kaynaklarına ve güzergâhlarına ilişkin politikaları, beslediği ve kullandığı terör örgütleri. Türkiye ise bölge merkezli dış politikayı benimsemediği için, doğru taktik adımlar atsa bile stratejisi yanlış olduğundan, askeri başarılarına koşut siyasi kazanç elde edemiyor.

Örneğin, Irak’ın kuzeyinde, PKK terör örgütüne yönelik doğru, haklı, meşru bir hava harekâtı yaptıktan sonra, bu terör örgütüne en büyük desteğin ABD’den geldiğini bildiği halde, ABD ile dostluğun altını çiziyor. Örneğin, PKK terör örgütünün Suriye uzantısı PYD - YPG terör örgütüyle mücadele ederken, Rusya’nın Suriye’deki ağırlığını dengelemek adına, ABD’nin Suriye’de daha çok öne çıkmasını istiyor. Suriye’yi bölmek isteyenin ABD olduğunu bildiği halde hem de. Örneğin, Libya’yı bombalayan ABD’ye, Libya’nın istikrarı için daha fazla inisiyatif alması yönünde çağrı yapıyor. Bu çelişki ve tutarsızlıklar, bırakın stratejiyi, dış politikayı, düz mantıkla bile izah edilemez.

Denge unsuru değil, istikrar unsuru olmalı

Dahası var. Türkiye, Suriye meselesinde İran ve Rusya ile birlikte Astana sürecinin ortağı olduğu halde, iki ortağıyla da ciddi görüş ayrılığı yaşıyor. Suriye sorununda ilk düğmeyi yanlış iliklediğinden, yaptığı kimi doğru hamlelere karşın, umduğu sonucu alamıyor. Misal, Suriye’de hem ABD hem Rusya ile sorunlu. Lakin iki büyük güçle de fiilen sınır komşusu. Üstelik iki büyük güç de farklı araç ve niyetlerle, farklı boyutlarda ve düzeyde, PKK - PYD - YPG terör örgütünü destekliyor. İkisi de Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığına karşı çıkıyor.

Yineleyelim. ABD, Irak’ın kuzeyinde Barzani eliyle yaptığını, Suriye’nin kuzeyinde PKK - PYD - YPG terör örgütü eliyle yapıyor. Türkiye ise Irak’ta yaptığı hatayı, Suriye’de tekrarlıyor. Irak bölünürse, Musul ve Kerkük’ün Türkiye’ye kalacağı hesabını yapıp da yanılanlar, bu kez Suriye bölünürse İdlib ve çevresinin, Türkiye’ye kalacağı hesabını yapıyorlar. Yine yanılıyorlar. Çünkü ne ABD’nin eski gücü var, ne de bu bölgeleri Türkiye’ye verme niyeti. Dahası, komşularının toprağında gözü olmayan Türkiye’nin, yayılmacı, maceracı heveslerden uzak durması; komşularıyla, Arap ülkeleriyle sonu gelmez tartışmalara, husumetlere yol açacak adımlar atmaktan özenle kaçınması, Türk dış politikasının temel ilkeleri arasındadır. Bu ilkeleri küçümseyenlerin ve yok sayanların başarısızlığı defalarca görülmüştür.

 Diplomaside çok düşünüp az konuşmak gerekir. Tarihten ve coğrafyadan ders almamanın, bedeli ağırdır.

NOT: Metin Aydoğan’ı kaybettik. Cumhuriyetçi, Kemalist düşüncenin, Kuvayı Milliye geleneğinin seçkin bir aydını, üretken bir araştırmacısıydı. Ağabeyimizdi, ustamızdı. Ardında çok önemli eserler bıraktı. Anısı önünde saygıyla eğiliyorum.


Yazarın Son Yazıları

Ayasofya, Lozan ve Sevr 25 Temmuz 2020