9-12 Ekim günlerinde Eskişehir’de 4. Uluslararası Şiir Buluşması gerçekleşiyor.
Öncelikle “festival”sözcüğünün “buluşma” sözcüğüyle karşılanmasını kutluyorum.
Bunda şaşılacak bir yan da yok, çünkü buluşma, ikisi de Eskişehir doğumlu iki değerli bir şairimizin, Haydar Ergülen ve Rahmi Emeç’in yöneticiliğinde gerçekleşiyor.
Bu arada, kuşkusuz, Eskişehir-Tepebaşı Belediyesi kültür birimleri çalışanlarının özverili, gönülden çabalarını da teşekkürle anmalıyız.
***
Eskişehir’imizin sevgili Yılmaz Büyükerşen hocamızın adıyla anılması çok doğaldır.
Onun eşsiz çabaları ülkemizin şehircilik tarihinde unutulmayacak bir yere sahiptir.
Fakat Tepebaşı Belediyesi değerli başkanı, değerli dostum Dr. Ahmet Ataç’ın çabaları da bu kentimizin yıldızlaşmasında kuşkusuz ki büyük yere sahiptir.
Bu yıl 5-20 Eylül tarihlerinde gerçekleşen 8. Uluslararası Eskişehir Pişmiş Toprak Sempozyumu ile şu anda içinde bulunduğumuz şiir festivali, sadece sanat-kültür alanındaki başarılardan iki tanesidir.
***
Şiir buluşmasının konuklarından, günümüz Fransız şiirinin seçkin temsilcilerinden Francis Combes ve eşi Patrica ile İstanbul’u gezerken adım başında karşılaştıkları Fransızca vb. yabancı kökenli sözcüklere şaşıp kalıyorlardı.
Eskişehir’e hareket ettiğimiz gün Boğaz Köprüsü girişinde Francis, “İşte bildiğim bir Türkçe sözcük daha!” diye sesini yükseltti ve sözcüğü söyledi: Viyadük...
Bu sevimli eleştiri, Türkçemiz konusundaki genel özensizliğimize yöneltilmiş ciddi bir eleştiriydi bence.
***
Bu yılki buluşmada Francis Combes’un yanı sıra yurtdışından konuklar olarak İtalya’dan Zingonia Zingone, Hindistan’dan Rati Saxena, Portekiz’den Tiago Torres de Silva, Almanya’dan Achim Wagner, Galler’den Caroline Stockford yer alıyor.
Türkçe ve Türk edebiyatı eğitimi alan son iki şair, şiirlerini Türkçe de okudular. Achim zaten doğrudan Türkçe yazıyor ve kısacık şiirleri gerçekten de şiirimize yeni renkler kazandıracak nitelikte...
Filistinli şair Gassa Zaqtan’a ülkeden çıkış izni verilmemesi İsrail yönetiminin bir ayıbı...
Ülkemizden çok sayıda katılım var. Hepsini gerçekten ve yürekten sevdiğim bu şair kardeşlerimin adlarını tek tek saymak çok uzun liste oluşturur.
***
Buluşmanın bu yılki onur konuğu olduğumu söylemeyi sona bıraktım...
Eskişehir’in, Tepebaşı’nın seçkin insanlarıyla dolup taşan bir salonda ve başka ülkelerden şairler önünde, Haluk Çetin’le dinletimizi sunmak ve izleyicinin coşkun ilgisiyle, sevgisiyle karşılanmak başlı başına bir onurdu.
Sevincimizi gölgeleyen, içimizi yaralayan ise konuk şair Metin Demirtaş’ın aramızda olamayışı...
Dinletimizi, yirmi yıl önce Antalya’da karşılaşmamızı sağlayan sevgili Metin Demirtaş’ın şiiriyle ve Haluk’un ondan yaptığı bir besteyle açmamız, ona gönül borcumuzun, dinmeyecek özlemimizin doğal gereği idi.
***
Bugün (Cuma) 09.30’da Çocuk Şiiri Etkinliği vardı. Saat 17.00’de iseTepebaşı BelediyesiÖzdilek Sanat Merkezi’nde Mehtap Meral dinletisi ile tüm konuk şairlerin şiir okumaları gerçekleşecek.
Aynı yerde ben bugün ve yarın saat 16.00’dan başlayarak kitaplarımı imzalayacağım.
11 Ekim’de saat 13.00’te yine aynı yerde, sevgili şair dostlarım M. Cengiz, T. Keskin, O. Behramoğlu, F. Combes ve Z. Zingone “Ataol Behramoğlu-Şiirimizin Toplumcu Sesi” başlıklı oturumda konuşacaklar...
Ardından, tüm yabancı konuklar “Savaş ve Şiir” başlıklı oturumda bildirilerini sunacaklar ve bunu “Şiirimizin Çınarları” başlıklı bir başka oturumda, doğumlarının yüzüncü yılında Oktay Rifat, Orhan Veli, Dağlarca anmaları izleyecek...
Yine aynı gün Haluk Çetin’in “Türk Şiirinden Besteler” başlıklı programı ve katılımcı bütün şairlerin şiir okumaları izlenebilecek...
Bu büyük şiir-sanat-kültür şöleni 12 Ekim Pazar günü Caroline Stockford’un “geçmiş zamanın iki büyük ozanı” (Yunus Emre ve D. Ap Gwilym) üzerine konuşması ile “Kaybettiklerimiz” başlığı altında yakın zamanlarda yitirdiğimiz şairlerimiz üzerine konuşmalarla sona erecek...
Emeği geçen herkesi bir kez daha sevgiyle kutlayarak...
Eskişehir Şiir Buluşması’ndan
Yazarın Son Yazıları
Ülkelerin yaşamında çeşitli sıfatlarla nitelelenen dönemler, eski adıyla devirler vardır.
Venezüella’da olan, uluslararası hukukun, Maduro’ya bir insan olarak yapılanlar bakımından insan haklarının hiçe sayılmasıdır.
İnsanlık iki hafta sonra yeni bir yıla giriyor.
İzlenebilecek bir film arayışında TV kanallarında gezinirken Güney Afrikalı-Avusturyalı romancı John Maxwell Coetzee’nin aynı adlı romanından sinemaya aktarılmış “Barbarları Beklerken”e rastladım.
Haftada bir kez yazmanın “trajedi”si, sizin yazmayı tasarladığınız güncel bir konunun sizden önce başka yazarlarca yazılması oluyor.
Başka ülkelerde de öyle midir bilmem ama bizde siyasal örgütler arasında bir konu tartışılırken sanki irdeleyici-çözümleyici akıldan çok duygular-suçlamalar egemen oluyor.
Türkiye’de bugün hukukla ilgili kurumların en az güven duyulan kamusal kurumlar arasında en ön sırada yer aldığını, bu kurumların giderek siyasal erkin hukuk bürolarına dönüşmekte olduğunu iddia ediyorum.
Gazetemiz Cumhuriyet ve Kadıköy Belediyesi’nce 7-9 Kasım günlerinde Kadıköy’de düzenlenen şiir günlerinde...
Esenyurt’un tutuklu belediye başkanı Prof. Dr. ve yazar sayın Ahmet Özer’in kızı ve avukatı sayın Seraf Özer’in 31.10.2025 tarihindeki Aile Dayanışma Ağı’ndaki konuşmasında söylediklerini bir ölçüde özetleyerek de olsa okurlarımla paylaşmak istedim...
Yazımın adı ne olmalı diye pazar gecesinden beri, şu sözcükleri yazmakta olduğum pazartesi öğleye kadar düşündüm.
İkinci a harfi üzerinde düzeltme (ya da inceltme, şapka vb.) işareti ile hayâ, utanma, utanç duygusu anlamına gelen bir sözcük.
Genç arkadaşım, değerli dostum ve düşündaşım profesör Okan Toygar’ın benimle yaptığı söyleşiler toplamı bir iki hafta önce bir nehir söyleşi olarak “Hayatımız Güzeldir” başlığı ve “Ataol Behramoğlu’nun Siyasal Kimliği” alt başlığı ile yayımlandı.
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Yıldız Üniversitesi Şehir Planlama öğrencisi dört arkadaşın (Ayşegül Yordam, Metin Kahraman, Tuncay Akdoğan, Kemal Sahir Gürel) birlikte 1985 yılında kurdukları Grup Yorum, içinde bulunduğumuz 2025 yılında kırk yaşına basmış oluyor...
Zihnimde beliren kavramın karşılığını ve açıklamasını bulmak için internete baktığımda kara komedi de denen kara mizah kavramının en yakın açıklamasını TDK sitesinde buldum...
Kara bir rüzgârdı üstünde bir yurdun...
Utanç insana özgü bir duygu sanılır...
Türkler Türkiye’yi oluşturan etnik unsurlardan sadece biri mi; yoksa öncü-kurucu etnik grup olarak aynı zamanda ülkeye adını veren topluluk mudur?
30 Ağustos ruhu; akıl, öngörü ve cesaret demektir.
Geçen yaz okumayı tamamlayamadığım başucu kitaplarımdan biri de Roger Scruton adlı yazarın Modern Felsefenin Kısa Tarihi adlı yapıtıydı.
Sonu gelmezce üst üste yığılan sıkıntılara Aydın’daki inanılması güç olay eklendi.
Tasarladığım yazının adını “Bir dilbilgisi dersi” olarak duyurmuştum. Sonradan yukarıdaki başlığı daha uygun gördüm.
Prof. Dr. Hikmet Sami Türk’ün 28 Temmuz tarihli Cumhuriyet’te “Devlet yöneticilerinde ırk ve din farkı aramak” başlıklı bir yazısı yayımlandı.
Ülkemizin (bu demektir ki insanlığın) sorunlarına duyarlı bir arkadaşımdan aldığım mesajda Birleşmiş Milletler’e bağlı bazı kuruluşlarca hazırlanan raporlarda Türkiye’nin 2030 yılında su fakiri ülkeler statüsüne gireceğinin bildirildiğini öğrendim.
Yazmayı tasarladığım yazının başlığı olarak günlerdir zihnimde “vatan” sözcüğünü dolaştırıyorum.
“PKK Öcalan’ın çağrısına uymuş. Öcalan da Bahçeli’nin çağrısına uymuş görünüyor. Peki, ya Bahçeli? Ona çağrıyı yaptıran kim? Vahiy mi geldi? Rüyasında mı gördü? Yoksa... Asıl soru budur... Çocuk mu kandırıyorsunuz?”
Bu kadar kötülük tek bir kişinin ya da bir grup insanın eseri mi, yoksa daha geniş çevrelerce hazırlanan bir planın uygulanması mıdır?
“O sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan... Uğrunda asılırız...
Geçen haftaki yazıma “Türkiye eskidi mi ki yenisini konuşuyoruz” sorusuyla başlamış...
Epey zamandır iktidar çevreleri bu sözü ağızlarında geveleyip duruyor: Yeni Türkiye! Türkiye eskidi mi ki yenisini konuşuyoruz?
Birinci a harfinin inceltme işaretiyle yazıldığı bu Arapça sözcük, bir hastalık sonrasında sağlık ve güç kazanıncaya kadar geçen zayıflık dönemi demekmiş.
Doğu Batı Yayınları’nın üç kitapta yayımlanan “Modern Türk Şiirinin Doğuşu” dizininin ilk kitabı üzerine yazmayı sürdürüyorum.
İlki 30.10.24’te bu sütunda yayımlanan yazı dizisinin ikincisiyle, Doğu Batı Yayınları ürünü “Modern Türk Şiiri” kitapları üzerine düşünmeyi sürdürüyorum.
Ahtapot şirin bir varlıktır.
Az sonra üzerinde duracağım bir olguyla ilgili olarak “tersinden bakmak” kavramı üzerine düşünürken aklıma bu kavramı metafor olarak en iyi anlatabilecek “dürbünün tersinden bakmak” gibi bir söz düştü. Öyle ya, işlevi uzaktaki canlı ya da cansız bir nesneyi yakınlaştırmak olan dürbünle yapılabilecek en ters şey ona (onunla) tersinden bakmaktır.
Başarısız bir saldırının analizi
Ahmet Özer’in mesajı
‘Yapay zekâ’ hakkında
Yapay zekâ
Engizisyon
Yunus Gibi