Tırnak içinde mucize

Tiyatro Hemhâl’in sahnelediği “Tırnak İçinde Hizmetçiler” Jean Genet’nin klasikleşmiş metnine yeni bir yorum getirmeye soyunmuş. Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki Müzede Sahne etkinliği çerçevesinde izleyiciyle buluşan oyun ne zaman nasıl başlayacağı hâlâ meçhul sezonun kaçırılmaması gereken işlerinden.

16 Ağustos 2020 Pazar, 17:35
Tırnak içinde mucize
Abone Ol google-news

Mucize tanımı aslında belki de haksızlık. Zira gerçekleşmesi imkansız şeylerin olduğunu gördüğümüzde kullanıyoruz mucize sözcüğünü. Bu anlamda “Tırnak İçinde Hizmetçiler” gibi bir oyunun gözlerimizin önünde gerçeğe dönüşmeyeceğini bize düşündürtecek herhangi bir veri yok elimizde. Ama izlediğimiz şeyden (burada çoğul yüklem kullanmamı mazur görün, ama cuma gecesi Müzede Sahne etkinliği çerçevesinde sahnelelen oyun için SSM’nin Fıstıklı Teras’ında toplanmış izleyici topluluğunun bütününde aynı hissiyatın gözlemlediğim için böyle konuşuyorum) o denli etkilendik ki, mucize demek çok da ters kaçmayacak; en azından tırnak içinde!


PAPIN KARDEŞLER’DEN ESİNLE…

Jean Genet’nin “Hizmetçiler”i yazarken 1933 yılında çalıştıkları evin hanımını öldüren Christine ve Léa Papin kardeşlerden esinlendiği söylenir sıklıkla. Bunun doğruluğu (ya da Genet’nin en azından ne kadar esinlendiği) tam bilinmemekle birlikte Papin Kardeşler’in yarattığı şok dalgasının izlerini Sartre’dan Bong Joon-ho’ya (“Parazit”in finali için Papin Kardeşler’den ilham aldığına dair birçok yazı okumuşsunuzdur muhakkak) geniş bir yelpazede çok farklı ismin işlerinde/çalışmalarında görmek mümkün. Sınıf çatışması denilen kavramın billurlaşmış bir örneğini teşkil eden Papin Kardeşler vakası bir yana, konumuza da dönecek olursak, Genet’nin oyunu sınıf meselesini kriminal değil de neredeyse felsefi düzeyde ele alan çok çarpıcı, güçlü bir metin. Kabaca bir sistem eleştirisi deyip de içinden çıkılamayacak denli oylumlu bir metin aynı zamanda ve oyuncular için de geçmiş 70 yıl boyunca ciddi anlamda meydan okumalar içerdiği de bir gerçek. Sadece kadın oyuncular da değil üstelik, erkek oyuncular da bu iki kardeşin büyüsüne, çekiciliğine kapılmışlar sıklıkla (hatta Genet’nin aslında kadın değil erkek olarak tasarladığı çok söylenmiştir bu karakterleri). Sınıf çatışmasının cinsiyetten bağımsız bir konu olup olmadığı tartışılır elbette ama Genet’nin “Hizmetçiler”i Türkiye dahil bir çok yerde erkek oyuncular tarafından da oynandı birçok kez. 

Nezaket Erden ve Pınar Güntürkün.

Oyunu sahneye koyan Hakan Emre Ünal “Hizmetçiler”i adeta yeniden yazarak zor bir işe kalkışmış ama son tahlilde bu meydan okumayı başarıyla göğüslemiş. Genet’nin metni zaten her türlü zaman kaymasını kaldıracak bir içeriğe sahip ve karakterler üzerindeki farklı yorumlara da (çok saçma sapan, kaba bir yoruma yönelmediğiniz sürece) izin verecek bir yapısı var. “Tırnak İçinde Hizmetçiler”, Genet’nin metnini günümüze taşıyor ve oyunun ‘oyun içinde oyun’ esprisinden de hareketle iki kız kardeşi aynı evi paylaşan iki genç oyuncu olarak karşımıza çıkarıyor. Nezaket Erden ve Pınar Güntürkün’ün canladırdığı İpek ve Bahar “Hizmetçiler”i prova çalışan iki oyuncuyu canlandırırken, kendileriyle birlikte oturan ama hızla üne kavuştuğu için artık ortalarda görünmeyen Yıldız da aslında orijinal oyundaki Hanımefendi karakterinin yerini alıyor aslında. Oyunu izlediğinizde bana hak vereceğinizi düşünüyorum, uyarlama ve sahneleme sırasında bulunan çözümlerin büyük bir kısmı çok iyi gerçekten de. Nezaket Erden başta olmak üzere iki oyuncunun titiz performansları ve muhtemelen doğaçlamayla oyuna yaptıkları katkı ise oyunu bir üst seviyeye taşıyan unsur olmuş açıkçası. 


BÜYÜLEYİCİ PERFORMANSLAR

Bu konuyu biraz açmayı deneyelim… Hem Nezaket Erden hem de Pınar Güntürkün sahnede duygusal gerçekliğin yeniden inşası konusunda güçlü tekniklere sahip oyuncular olduklarını hemen belli ediyorlar. Bana soracak olursanız Nezaket Erden kullandığı tekniğin içinde daha fazla risk alan; Pınar Güntürkün ise bir nevi çapa görevi görerek sanki ipin ucunun kaçmamasını sağlayan oyuncu rolünü üstlenmiş. İzlediğim performanslardan bana geçen hissiyat bu yöndeydi en azından. Ayrıca Nezaket Erden’in kusursuz sayılabilecek oyunculuğunda duygu geçişlerini inanılmaz (bakın yine mucizenin alanına giriyoruz, kurtulamadık şu sözcük/kavramdan) bir hızda kotarması da izleyici açısından müthiş bir deneyim. Ve sahnedeki oyuncunun salya sümük ağladığı anlarda izleyicinin kahkahadan kırılırcasına gülmesi de hiç şüphesiz uyarlamanın, sahnelemenin ve dramaturjinin çok iyi yapıldığına delalet ediyor. Oyuncunun role kattığı enerji, içgörü ve ‘ruh’ da mutlaka ve mutlaka altı çizilmesi gereken bir unsur, zira “Tırnak İçinde Hizmetçiler” her şeyden fazla sahnedeki oyuncuların imzasını taşıyor.  Öyle ki, yer yer tekrara düşüldüğü ve oyunun biraz gereksizce uzadığı hissine kapılsak da oyuncuların performanslarıyla bu duygu geri plana atılıyor ve kendimizi kaptırarak izlemeye devam ediyoruz.   

Bu sezon maalesef amiyane tabirle piç oldu. Pandemi (ki oyunda pandemiye dair de kimi replikler var, yerinde bir güncelleme yapılmış) yüzünde aylardır sahneler boş ve “Tırnak İçinde Hizmetçiler” de uzun süre izleyiciyle buluşamadı. Ancak yavaş yavaş perdeler aralanmaya başladı ve eğer izlemeye niyet ederseniz 11 Ekim Pazar günü Zorlu PSM’de “Tırnak İçinde Hizmetçiler”i yakalayabilirsiniz. Hatta şöyle söyleyeyim, ne yapın edin, yakalayın.