Tanrı’nın sesi, mozart...

Çolpan İlhan & Sadri Alışık Tiyatrosu ve Piu Entertainment’in yapımcılığını üstlendiği, Peter Shaffer’in yazdığı ve Işıl Kasapoğlu’nun yönettiği “Amadeus” adlı oyun dün akşam tam da Wolfgang Amadeus Mozart’ın doğum gününde (27 Ocak’ta) sahnelendi.

29 Ocak 2020 Çarşamba, 02:00
Tanrı’nın sesi, mozart...
Abone Ol google-news

Salzburg’da doğan besteci Viyana’da gözlerini yumdu. Kısa ama dolu dolu bir ömür, 35 yıl. 

Mozart dâhi bir çocuktu. Henüz 3 yaşındayken notaları öğrendi. 4 yaşındayken kısa parçalar çalmaya başladı. 5 yaşında kendi eserlerini yazmaya başladı. İlk senfonisini 8 yaşında yazdı.

Tıpkı dün akşam oyunda saray bestecisi Antonio Salieri’nin söylediği gibi, “Mozart, bir flüt, Tanrı da mütemadiyen flütü üfleyen kişi”. Öyle miydi yani Mozart’ın besteleri, yaptığı müzik gerçekten Tanrı’nın sesi miydi... Salieri’nin Mozart’ın müziğini ilk duyduğunda adeta büyülenmesi ve “Tanrım bu ilahi gücü bana ver” diye yalvarması ve sonra Tanrı’yı düşman ilan etmesi, Salieri’nin kıskançlığının ne kadar güçlü olduğunu gösteriyordu bize. 

O dönemde Mozart’ın yazdığı eserlerin bir şaheser olduğunu tam anlamıyla bir kişi anlayabiliyordu; Salieri. 

“Sen bana çoğu insanın duymadığı bir şeyi, seni övmek aşkını verdin, ondan sonra da beni dilsiz kıldın” Salieri’nin bu cümlesi tüm olacakların başlangıcıydı. Sonrasında Salieri’nin kıskançlığının ve hırsının önce Mozart’ı ardından da Salieri’yi nasıl yok ettiğini seyredecektik. 

Oyunun başrol oyuncusu ve kahramanı Selçuk Yöntem, yaklaşık iki bucuk saat süren oyun süresince sahnede. Yöntem’in uzun repliklerinde bir kez bile teklememesi ve performansı muhteşemdi. Oyuncunun oyunu diyebileceğimiz bir rolü üstlenen Yöntem, bravo çığlıkları eşliğinde alkışın en büyüğünü aldı. Oyun sonrası avuçlarım zonkluyordu desem yeridir. 

ANTONİO SALİERİ KİMDİ...

Peki kimdi Antonio Salieri; Antonio Salieri, Franz Liszt ve Schubert, Beethoven gibi isimlerin hocasıydı ve Mozart kadar da iyi besteleri vardı. Onu kıskançlıktan delirten şey Mozart’ın müzik dehasının altında kalması oldu. Salieri eserleri için aylarını verirken, doğuştan yetenekli Mozart, beş gün içinde çok daha harika bir eser ortaya koyuyordu. Deha ne kadar artarsa, başka bir sanatçının kıskançlığını da o denli artıyordu. O kadar ki Salieri, Mozart’tan bahsederken “yaratık” diyordu. Ve tüm yaptığı kötülükleri “Sanatta iyilik olmaz” cümlesiyle hafifletmeye çalıyordu. 

Deli dolu, yerinde duramayan, sürekli şakalar yapan bir Mozart gördük sahnede. Kısacası Mozart’ı canladıran Okan Bayülgen, rolün hakkından gelmiş.

Sahnede oktestra eşliğinde aryalar da dinledik, özellikle Salieri’nin öğrencisi rolündeki sopranonun Ceren Aydın Akkoç’un sesi olağanüstüydü. 

Dönemi yansıtan kostümler, göz alıcı ve pırıl pırıldı. 

Dekor ise tek kelimeyle ihtişamlı. 

Sahnede iki katlı bir dekor yer alıyordu. Tıpkı bir bebek evi gibi. Dekorun ikinci katı yani üst kısım bazen sahne, ama çoğunlukla bina içlerini ve özellikle Salier’in salonunu, Mozart’ın son kaldığı daireyi çeşitli kabul odalarını ve opera salonlarını temsil ediyordu.

Alt arka kısma tamamen kadınlardan oluşan orkestra yerleştirilmişti. Büyük dev perdelerin kullanıldığı dekorda, perdeler yükselip alçalarak ya da açılıp kapanarak sahnenin önünde bir başka sahnenin ortaya çıkmasını sağlıyordu. Bazı sahnelerde çeşitli ışık oyunları da kullanıldı. 

18 yüzyıla ait kar yağan bir sokağın gece halini de gördüğümüz dekor tam olarak kusursuz. 

“Amadeus” bu sezon seyrettiğim oyunların arasında en başarılısıydı. İyi oyunculuk seyretmek, iyi müzik dinlemek ve oyunda dağıtılan “Venüsün Memeleri” adlı kestaneli çikolatadan yemek isteyenler kaçırmamalı...