Siya Siyabend, 2005 yılından sonra ilk kez Babylon’daydı

Şu Siya Siyabend’in başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Hikâye uzun; fazla zamanınızı almadan 13 Şubat akşamına geleyim, kestirmeden.

15 Şubat 2020 Cumartesi, 02:00
Siya Siyabend, 2005 yılından sonra ilk kez Babylon’daydı
Abone Ol google-news


Topluluk en son 2005 yılında çıkmıştı Babylon’da. Mekân o zamanlar Asmalımescit’teydi, şimdi bomontiada’da. Köprünün altından o kadar su akmış ki, artık ne orijinal kadrosundan sadece solist Bizon Murat’ın kaldığı Siya Siyabend eskisi gibi, ne de Babylon... 

Topluluğun 15 yıl sonra Babylon’a döndüğü gecenin gündüzünde, 1.5 ay önce elini kıran davulcu Erdem Göymen, çıkıp tek elle de olsa çalma niyetindeydi ama ağır gribal enfeksiyon mâni olmuştu. Yakın zamanda atlattığı badirelere rağmen Bizon ise safrakesesinin yol açtığı kan zehirlenmesi nedeniyle mekâna hastaneden çıkarak gelmişti. 

Saatler 21.45’i gösterirken sahneye gelen topluluk üyeleri yumuşak bir girişle ortalığı ısıtmaya başlıyor. Bu adamlar ilk defa bir arada çalıyor sahnede ve üstelik provasızlar. Çok iyi bir orkestra bu, hepsi tek tek iyi müzisyen. Erdem’in yerine o gün monte edilen mahir davulcu Mehmet Ali Şimayli, İran Azerisi solak basçı Payam Ghasemi, yetenekli klavyeci Emil Tan Ergen ve iyi gitarcı Vahdet Ertuğrul Baydak.

15 dakika sonra Bizon elinde bir sırt çantası, üzerinde İstiklal Caddesi’nde CD sattığı yırtık partal elbiselerle geliyor, bağdaş kurarak başlıyor söylemeye. Acısı yüzündeki çizgilere vursa da “Bir Seher Vakti” ile gümbür gümbür inletiyor mekânı. Çalanlar değişmiş ama Bizon orada olduğu sürece fikirler baki belli ki.  

Belki de ilk defa kılığı kıyafeti bu kadar “düzgün” bir kalabalığa çalıyorlar. En az yarısı hali vakti yerinde ailelerin çocukları ve hipster kılıklı olsa da yerlere oturma alışkanlığından vazgeçmemiş bir kalabalık bu. “Cennet”, “Aklı Kıt”, “Ağrı Dağı”, “Can Evimden Vurdun” sırasıyla çalınırken istikrarlı biçimde akın ediyorlar salona. 

Kabul etmeli; sokaklarda dinlediğimiz Siya Siyabend artık başka bir boyutta. Reggae, funk, blues, rap, caz ritimli dans; hepsi var bu müzikte. Bizon şarkıları okuyor, konuşarak anlatıyor, arada ıslık çalıyor, heceliyor, rap yapıyor. Artık ölümüne söylüyor Bizon, canını, bedenini ortaya koyuyor; rulet masasında elindeki tüm pulları siyahta tek numaraya süren bir kumarbaz kadar keskin, son pikesini yapan bir kamikaze kadar gözü kara.  

Gerçek bir vokal doğaçlama ustası o, doğuştan yetenek. Scat yapmıyor, kelimelerle lobutlarla oynar gibi dalga geçiyor. Orkestra, Bizon’un kelimelerinin ayak izlerine basarak çalıyor. Onlar The Doors gibi çalmasa da, Bizon Jim Morrison’u aratmıyor. Çalgılar sırayla sololarına başlarken tuvalet molası istiyor Bizon; istifrağ ederek, ağrısını hafifleterek yeniden geliyor. 

Dönüşte okuduğu “Hayyam” ile Babylon’u İstiklal Caddesi’ne çeviriyor. Bir daha geri gelmeyeceğini iyi bildiğimiz doksanlı yıllara ait günlerden sepya tonlu bir kare yaşatıyor; “İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek” filmini izletircesine...