O güzel insanlar

Darbeci zorbalar, çağlar boyunca, bilimin, sanatın, özellikle de şiirin kökünü kurutmaya kalksalar da, ancak düzeni yıkıma uğratmış, adaleti buyruk altına alarak çıkardıkları yasalarla hukuku çiğneyip gencecik insanları astırmış, düşünce tarihine yüz kızartıcı utanç sayfaları eklemişlerdir.

20 Kasım 2020 Cuma, 12:52
Abone Ol google-news

DARBECİ ZORBALAR

Yaşar Kemal’in “O iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık.” sözü, insan çürümüşlüğünün tarihidir.

Darbeci zorbaların niceleri geldi geçti. Çoğu, üzerine düşeni yapacağına, Shakespeare’in “Sarı altın, pırıl pırıl sarı altın... Şu kadarı bile yeter bunun; karayı aka, eğriyi doğruya, kötüyü iyiye, soysuzu soyluya, kocamışı gence, yüreksizi yiğide çevirmeye” dediği “para”nın, insan olmaya yeteceği yanılgısıyla kötülerin tuzağına düştü.

Toplumu düzelteceğini sanan darbeciler, her çağda, çıkarları uğruna çevresini saran erdem yoksunu yardakçı laf cambazlarının oyununa gelince, ülkede ne düzen kalır , ne insanda yaşama umudu...

Onlardır “demiri tunca, insanın piçe” dönüştürenler. Ne gariptir ki, onları soyu tükenmiyor da, toplumda bir lokma ekmek için gece gündüz didinen canından oluyor.

Zaman unutur da şair unutmaz. Söz erbabıdır şair, bir gün Yaşar Miraç adında gencecik biri çıkar, O Güzel İnsanlar¹ adlı kitabında, insanı insanlığından eden darbecilerin, darağacında sallandırdıklarına, kurşuna dizdirdiklerine ağıt yakar.

LİRİK VE DEVRİMCİ

Yazınımızın lirik şairlerinden Cahit Külebi, “Şair olunmaz, şair doğulur.” derdi. Belki Yaşar Miraç’ın genç yaşlarında şiir dünyasında yeşerivermesi bu yargıya vardırmıştı onu. O yıllarda Ahmet Erhan’ın şiirleri de ilgi çekiyordu. Külebi, bu iki şairin geleceğinden umutluydu.

Kitaba, aynı kuşaktan önsöz yazan Levent Turhan Gümüş’ün Miraç’ın şiirine yönelik yorumu şöyle:

“Lirik, devrimci bir şiirdi Miraç’ın şiiri. (...) Şiirin anlamı, amacı, hedefi gibi temalar bugün olduğu kadar o zaman da tartışılıyordu. Başkalarının olduğu gibi Yaşar Miraç’ın şiiri de şiire birbirinden farklı bakan farklı algılara konu oldu. (...) Şiirini özgün kılan, Karadeniz deyişlerine, özgün yer vermesi, onlardan esinlenmesi değildi sadece; onlardan çıkarak başka bir yere, başka bir ’ses’e, başka bir şiire varmasıydı. Miraç’ın 1979 yılında yayımladığı “Trabzonlu Delikanlı“ kitabı bu sesin örgün, damıtılmış ürünlerini bir araya getiriyordu.”

KEMENÇE VE HORON

Öğrenim gördüğümüz Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat bölümünde beş kişi Karadeniz bölgesindendi. Akşam teneffüslerinde, birden yerlerinden fırlar sınıfın ortasında, horon teperlerdi.

O kemençe var ya kemençe, derin uykudakini bile horona kaldıran o üç tel, Yaşar Miraç, şiirine kemençeyle horonların ritim geleneğini taşımıştır. Miraç’la tanıştığımız günü anımsıyorum, sanki konuşmuyor, elinde kemençeyle horon tepiyor; öylesine coşkulu, yalındı. Kemençenin ritmini, Trabzon’un tez ayaklı halkının söylemini kaldırın, Miraç’ın şiiri özünü yitirir. Özgürlük, bağımsızlık, özgürlük yolunda canlarını veren Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’ın destanı, “gür ışık, emekcendir, sevgicendir” gibi yepyeni sözcüklerle, o ritimle yazılmıştır:

zorbalar darağacını kuranda / ölüm yolunda başımız dimdik / yağlı kement boynumuza geçende / haykırırız “halkımıza özgürlük!“

can almayız can kurtarmak işimiz / güneş vurur alnımıza gür ışık / yoksul halka siper olmuş göğsümüz / yazılmıştır bağrımıza özgürlük!

biz yusuf’uz biz hüseyin biz deniz / ölüm bize nasıl engel olacak / emekcendir sevgicendir türkümüz / kök salmıştır yurdumuza özgürlük!

Yaşar Miraç’ın, 1980 yılında Türk Dil Kurumu’nun Şiir Ödülü’ne değer bulunan Trabzonlu Delikanlı adlı ilk kitabında yer alan “Çömlekçi’li Çıraklara Türkü” şiirinden alınan bu dizelerde de belirgindir ritim: “hey benim öksüz yüreğim / çıraklar işe gidiyor / oy benim öksüz yüreğim / bozuk motorlar altında / körpe gençlikler gidiyor”. “Çömlekçi’li Bekçi Kâzım” şiirinde ritim daha da belirgindir. Şu dizeleri okuyan, eğer Trabzonlu ise, neredeyse kemençe sesi duyup horon teper: “daracık sokakları / dolaşır yorgun yorgun / saat birlerde üçlerde / çömlekçi’li bekçi kâzım”.

Miraç’ın şiirinin yerel bir özelliği var. Devrimci saydığı şairlere, yazarlara yöneldiği şiirlerinde, sözcük bağlamında uyumu sağlasa da lirizm denilen o coşkuyu tutturduğu söylenemez.

SİYASAL BASKI

Darbeciler her çağda insanı özgür, bağımsız kılan bilimin, sanatın düşmanı olmuştur. Yaşar Miraç’ın, Trabzon havası tüten şiiri gün yüzüne çıktığı o baskı döneminde, onca yetkin şairin katıldığı Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü’nü aldıktan sonra, bugünlerde olduğu gibi, o zamanın yandaşı gazeteler, hazır kuvvetlerini saldırıya geçirdi. Sıkıyönetim Koordinasyon Kurulu, şairin Gül Ekmek ve Taliplerin Ağıdı adlı yapıtlarıyla birlikte Trabzonlu Delikanlı kitabını da yasakladı. Dönemin kimi “ihbarcı” köşe yazarları “teröristi öven şaire ödül verdiler” diye TDK’yı suçladı.

Dönemin darbeci generali Kenan Evren, meydanlarda TDK’yı “O kurum bir zamanlar dağlarda gezen eşkıyayı öven, jandarmaları kötüleyen şiirler yazmış ve eşkıyayı kahraman yapmış bir şiir kitabına birincilik ödülü vermiştir!” diye halkı kışkırtıyordu. Oysa amacı, kurucusu Atatürk olan, onun İş Bankasındaki hissesiyle üstüne düşeni yerine getiren TDK ve TTK’yı sıradan devlet dairesine çevirerek işlemsizleştirmekti.

Darbeci zorbalar, çağlar boyunca, bilimin, sanatın, özellikle de şiirin kökünü kurutmaya kalksalar da, ancak düzeni yıkıma uğratmış, adaleti buyruk altına alarak çıkardıkları yasalarla hukuku çiğneyip gencecik insanları astırmış, düşünce tarihine yüz kızartıcı utanç sayfaları eklemişlerdir.

¹ Yaşar Miraç / O Güzel İnsanlar / Ayrıntı Yayınları / İstanbul 2019 / 237 s.