Kitaplık önünde poz vermenin neresi kötü?

Gerçekten de her kitaplığı olan, zengin bir kütüphaneye sahip bulunan, iyi bir kitap okuru olacak değil elbette. Dünya kadar örnek var bu konuda. Büyük şairimiz Tevfik Fikret’in “eline hiç kitap almadığını” yazar Hilmi Ziya Ülken.

03 Mayıs 2020 Pazar, 11:19
Abone Ol google-news

Kim hangi gerekçeyle başlattı bilmiyorum, gözümden kaçmış demek ki. Sevgili editörüm Hilal Köse söz etmese haberim olamayacaktı da muhtemelen. Meğerse birkaç gündür kitaplık önünde görüntü verme üzerine bir muhabbet sürüyormuş. Kimi uzmanların televizyonlara görüş açıklarken, malum nedenlerden ötürü programa evlerinden bağlandıkları için kütüphane önünde durmaları/oturmaları nedense birilerine dert olmuş. Bunlardan biri, “Neden kitaplığını dekor olarak kullanıyorsun? Ne kadar çok kitap okudum mu demek istiyorsun?” gibi sorular türetmiş. Pek bir tuhaf. Sanal ortamın kendini saklama konusunda verdiği olağanüstü fırsatı kullanarak önüne gelene ilgili ilgisiz sataşan “sanal sosyal vandallarla” dolu ortalık, bilindiği üzere. Uzmanları ne der bilemem ama ota bülbüle çatma, ona buna laf kondurma tutumu herhalde sağlıklı kabul edilemez. Başarılı haber spikeri meslektaşımız Gökmen Karadağ bile yanıt vermek durumunda kalmış bu sorulara “Bundan daha güzel bir görüntü düşünemiyorum” diyerek. Son derece haklı tabii.

Neden rahatsız oluyorsun?

Sormak isterdim doğrusu, “ne kadar çok kitap okuduğunu göstermek istiyorsa öyle olsun, ne var bunda rahatsız olacak?” diye. Kitaplık önünde poz veren kişi, tanıdığı, bildiği dolayısıyla kitap okumadığından emin olduğu biriyse, (ki o zaman da gülüp geçer olgun insan) böyle sormakta haklı olabilir bu soruları soran. Çok kitap okuduğunu gösterme ihtiyacı duyan biri, öyle olmadığı halde bunu yapmak durumunda hissediyorsa kendini, bu, kitap okumaya toplumda verilen değerin hala yüksek olduğunu bildiğini, bundan itibar devşirmeye çalıştığını gösterir, böyle düşünüp mutlu olmak daha iyi değil mi? Bakın, ters gelebilir ama yeri geldi söyleyeyim, ben iyiliği konusunda herkesin hemfikir olduğu kişilerden çok, aslında iyi olmadıkları halde “iyi insan” taklidi yapanları daha çok ciddiye alırım. “Samimi iyi” olanlar zaten normal insan davranışına sahip oldukları için onları takdir edecek değilim, normal insan davranışı neden takdir edilsin? “İyi insan” taklidi yapmak, yapanın “iyi olmaya” ne kadar muhtaç olduğunu gösterir. Böyle birileriyle tanışsam onları “iyi insan” gibi görürüm, bu çabalarında yardımım olsun hiç değilse. Herkesin bazen “olmak isteyip de olamadığını olmuş sanma hakkı” vardır. Ne var bunda?

Herkes kitap okuyor değil elbette

Konu uzadı. Kitaplıklar, kütüphaneler üzerinde yazma fırsatına çevirelim bunu madem. Gerçekten de her kitaplığı olan, zengin bir kütüphaneye sahip bulunan, iyi bir kitap okuru olacak değil elbette. Dünya kadar örnek var bu konuda. Büyük şairimiz Tevfik Fikret’in “eline hiç kitap almadığını” yazar Hilmi Ziya Ülken. Birilerinin Sultanı Şuera (Şairler Sultanı) adını taktığı Necip Fazıl Kısakürek’in de kitaplarla arasının iyi olmadığını söylerler, kendi camiasındakilerdir bunu söyleyenler, biri de şu malum Deli Kadir lakaplı Kadir Mısıroğlu’dur. Sevmezdi Necip Fazıl’ı. İngiliz şair William Wordsworth’ün de kitap okumaktan hazzetmediği bilinir. Decartes da öyle ahım şahım okuyan bir filozof değildi. Bunların hepsinin kitaplıkları vardı elbette.

Adı batasıca bir adam vardır; 18. yüzyılda yaşamış Louis-Sebastien Mercier diye. Gazeteciydi üstelik. Temel birkaç kitabın dışında tüm kitapların yok edildiği bir toplum hayalini anlattığı romanı vardır. Hadi o neyse de David Hume gibi birinin yararsız olan kitapların yakılmasını savunması nasıl bir iştir? Kime göre yararsız ayrıca. Yani, kitaplığının önünde durarak “ne kadar çok kitap okuduğunu” göstermek isteyenler olabileceği gibi, “elinden herhalde kitap düşmüyor” sandıklarımız hiç de kitap dostu olmayabilirler. İspanyol sömürgeciliğinin “memuru” Kristof Kolomb’un sadece denizlerde keşif peşinde koşan bir maceracı olduğunu sanıp da “denizin ortasında bir de kitap mı okuyacak” diyen varsa bilsin ki, müthiş bir kitap delisiydi adam. Okuduğu çok önemli beş kitaptan haberdarız örneğin; Papa II.Pium’un "Historia Rerum Ubique Gestarum"u,Pierre d’Ailly’nin "Imago Mundi"si, Marco Polo’nun "Seyahatname"si, Yaşlı Plinius’un "Doğa Tarihi", Plutharkos’un "Thesus-Romulus:Paralel Hayatlar" adlı kitaplarıdır bunlar. Kimin neyi gerçekten okuyup okumadığını nasıl bilebiliriz? O televizyonlara görüş bildirirken kitaplıklarının önünde duranlar, uzmanı oldukları konuda olsun kitap okuyorlardır herhalde.

Açıkca “danışmanlarım bana gazete kesikleri getiriyor onları okuyorum, son yıllarda kitap okumuyorum” diyen “tekadamların” saraylarının kütüphanesinde kitap okur gibi yaparken çekilmiş fotoğrafları varken ortada, ne demek ona buna “çok kitap okuduğunu mu göstermek istiyorsun” demeler?

Abesle iştigal yani.